Başbakan Yıldırım "Yunanistan rahat durduğu müddetçe..."
Başbakan Binali Yıldırım MEB Şura Salonu'nda 2017 YLSY Bursiyerleri Yurt Dışı Eğitime Hazırlık ve Uyum Programı töreninde konuştu.
GÜNDEM , 04 Nisan 2018 Çarşamba, 13:42
Başbakan Yıldırım "Yunanistan rahat durduğu müddetçe..."

İşte Yıldırım'ın konuşmasından satır başları:

Nasıl öğrencilerimizi başka ülkelere gönderiyoruz, başka ülkelerden de olabildiğince çok öğrencinin gelmesi lazım. Ben Türkiye bursuyla gitmedim ama 40'ımdan sonra öğrencilik yapmış biriyim. Yurt dışında öğrenciliğin ne anlama geldiğini az çok biliyorum.

Tıp, diş, eczacılık, hukuk dışında üniversitelerde yabancı kısıtlaması yok diyor YÖK Başkanı. Ama önemli olan bunu tanıtmamız lazım. Bizim öğrencileri yurt dışında daha çok kabul edilmesini nasıl istiyorsak, yabancıların da gelmesini sağlayacak çok özel programlar üniversitelerimiz yapmalı. Tanıtım yapmalı yurtdışında. Bunu yaparsak üniversitenin bilinirliği de artar, kalitesi de artar. Onlar da reklamlarında şu kadar yabancı uyruklu öğrenci var diyerek piyasa yaparlar, hava atarlar.

Artan nüfusumuzu dikkate aldığımızda eğitimi bütün boyutlarıyla ele almamız gerekir. Son 16 yıl içerisinde okullaşmadan, fiziksel imkan ve kabiliyete, öğretim müfredatından öğretmen-akademisyen sayısı bakımından baş döndürücü gelişmeler yaşadık.

Güzel bir gelişme var gençlerle paylaşayım. Üniversitedeki kız öğrencilerin sayısı erkeklerden fazla. Demek ki erkekler biraz daha gayret etmesi lazım. Başarı kızlarda daha yüksek, bundan da gurur duyuyoruz. Öğretim üyesi bakımından da durum farklı değil. Bayan öğretim üyesi sayısı, erkek öğretim üyesi sayısından fazla. Üniversiteleri bayanlar teslim almış, hayırlı uğurlu olsun. Kızlarımızın, hanımlarımızın elinin değdiği yer çok daha güzel olur. Bundan ancak ve ancak mutluluk duyarız. Öğretmen sayısı 1 milyonu aştı. Askerimizin sayısının neredeyse 1,5 katı.

Bir ilde üniversite varsa o ilin kendi içinde ekosistemi oluşuyor. Düşünün Erzincan 30 bine yakın öğrencisi var, şehir merkezinin nüfusu 85 bin. Şehre getireceği ekonomik katkının ne olacağını hesap edin. Bazıları ah vah diyor, üniversitenin havası var, artırırsanız

"RAHAT DURDUĞU MÜDDETÇE BİZİM DİYECEĞİMİZ BİR ŞEY YOK"

Bunlar memleketin evlatlarına yüksek öğretimi layık görmeyenlerdir. Olabildiğince bütün gençlerimiz üniversiteye erişebilmeli. Şu anda dünyaya üniversiteye erişme bakımından ikinci sıradayız. Birincisi Yunanistan. Bana verilen bilgiye göre, YÖK Başkanı'nın yalancısıyım.

Yunanistan'ı saymayın... Bir vilayetimiz kadar ülke yani. İstanbul'dan biraz küçük. Ama komşumuz. Rahat durduğu müddetçe bizim diyeceğimiz bir şey yok.

Ondan sonra da aman burası rahat dönmeyeyim demeyin. Böyle olursa külahları değişiriz. İdealinizden, hedefinizden, ülke sevdasından asla hiçbir eksilme olmasın. Mutlaka dönüp bildiğinizi öğrendiğinizi gelecek kuşaklara, ülkenizin gelecek hedeflerine aktaracaksınız. Bunu hepinizin yapacağından yüzde 100 eminim.

Belki bizim dönemlerimizde bu kadar imkanlar yoktu. Biz bunun ezikliğini, yokluğunu yaşadık. İstiyoruz ki bizim evlatlarımız, torunlarımız aynı sıkıntıları yaşamasınlar. Türkiye'nin en sıkıntılı zamanında dahi yurt dışına öğrenci gönderme aksamadı. Memleketimizin eğitim ihtiyaçları bile tam anlamıyla karşılanmadığı durumda dahi, bu kapı hep açık tutuldu ve yurt dışına eğitim için kardeşlerimiz gönderildi.

Hepinizin saygı duyduğu isimler yetişti. Yurt dışında eğitim alarak Türkiye'ye dönen bir çok değerli isim Türkiye'nin tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Mesela, büyük düşünce adamı Nurettin Topçu. Necip Fazıl Kısakürek. Felsefeci Cemil Sena. Siyaset Bilimci Ahmet Taner Kışlalı. Devlet adamı Adnan Kahveci. Ahmet Adnan Saygun. Yazar Sabahattin Ali. Matematikçi Cahit Arf. Duydunuz mu ismini? Cahit Arf dünyada çok önemli bir matematikçi.

İlk etapta Atatürk, İstanbul Üniversitesi'nde başarılı 22 genci Avrupa ülkelerine göndermek istiyor. Bu öğrenciler arasında daha sonra bu ülkeye başbakan olarak da Suat Hayri Ürgüplü ve Sadi Irmak da var. Atatürk hangi öğrencilerin hangi ülkelere gönderileceğine dair tek tek kendisi oturmuş, yazmış, tespit etmiş. Ve böylece bu program başlamış.

Hatta o gün ile ilgili Sadi Irmak'ın Berlin Üniversitesi'ne gönderilmesine karar veriyor. Sadi Irmak yola çıktığı zaman tereddüt geçiriyor. 'Gurbete gideceğim' diye biraz endişeleri var. 'Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz' bilinmezlikler var. Kafasında bir çok sorun var. Bu tereddütlerle beraber aklı gidip geliyor, gideyim mi gitmeyeyim mi diye. Sirkeci Tren İstasyonu'na geliyor. Bir postacı kendisine yaklaşıyor ismiyle çağırıyor 'Sadi Irmak' diye. Şaşırıyor, postacı benim burada garda olduğumu nereden bildi? Bir telgraf uzatıyor. Açıp bakıyor, gelen telgrafta Atatürk'ün ismi var. Ve diyor ki. "Evlatlarımı sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyoruz, alevler olarak geri dönmelisiniz' Sadi Irmak o anki hissiyatını şöyle açıklıyor. "Bu telgrafı okuduktan sonra gel de gitme. Git de orada çalışma. Dön de bu ülke için canını verme" O günkü 22 kıvılcım, bugün binlerle ifade edilen rakamlara dönüştü. Bugün 824 kıvılcımımız var. Sizleri yurt dışına gönderiyoruz, sizler de eğitiminizi, öğretiminizi tamamladıktan sonra Türkiyemiz için hizmet ateşiyle yanan alevler olarak geri döneceksiniz. Buna inancım tamdır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR