Erdoğan: "Artık size tahammül yok"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Beştepe'de düzenlenen Şehircilik Şurası'nda konuştu.
GÜNDEM , 08 Kasım 2017 Çarşamba, 14:10
Erdoğan: "Artık size tahammül yok"

İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

İnşallah emeklerinin boşa gitmeyeceğine, tam tersine bu çalışmaların geleceğin şehirlerinin inşasında adeta bir pusula vazifesi göreceğine inanıyorum. Hayatın hızla aktığı, mesafelerin sınırların anlamının değiştiği, ilişkilerin karmaşık hale geldiği böyle bir dönemde yaşıyoruz. Bu yeni dönem yol açtığı sıkıntılar yanında ulaşımdan, iletişime, alt yapıdan, inşaat teknolojisine kadar pek çok farklı alanda bize büyük imkanlar sunuyor.

"AYLAR SÜRECEK YOLCULUKLARI BİRKAÇ SAAT İÇERİSİNDE ARTIK GERÇEKLEŞTİREBİLİYORUZ"

Mesela daha önce aylar sürecek yolculukları birkaç saat içerisinde artık gerçekleştirebiliyoruz. Dünyanın en ücra köşesindeki bir hadiseden, saniyeler içerisinde haberdar olabiliyoruz. Yapı teknolojilerindeki yeniliklerle yüzlerce katlık binaları birkaç saat içerisinde inşa edebiliyoruz.

"ADETA BİR GÜÇ ZEHİRLENMESİNE DÖNÜŞTÜ"

Modern dönemle birlikte gelişmeye başlayan, makine, çelik ve beton teknolojisi insanın eline dünyayı inşa etme, biçimlendirme noktasında tahayyül edilemeyecek bir güç veriyor. İnsanoğlu şımarıklıkla belki de tarihte ilk defa, kendisini yaşadığı çevrenin yegane hakimi olarak görmeye başladı. Diğer canlılara saygı anlayışı, paylaşma kültürü yerini tahakküme bıraktı. Adeta bir güç zehirlenmesine dönüştü. Maalesef yabancılaşmayı getirdi. Böyle olunca da insan sadece kendine değil, ailesinden çevresine, toplumdan dünyadaki diğer varlıklara kadar herkese ve her şeye yabancılaştı.

Bugün modern insanın gözünde, kendi dışındaki tüm varlıklar, yaradılışta ortakları değil, kontrol altına alınması gereken rakipleridir. Tarihte insanının heva ve heveslerinin bu derece kutsandığı başka bir dönem vaki değildir. Dostlar şu an dünyanın kronik sorunları haline gelen hiçbir meseleyi bu anlayışın dışında değerlendiremeyiz. Çarpık kentleşme, sosyal buhranlar, yıkıcı rekabet, hatta terör olayları ve savaşlar modern insanın tasavvurunda meydana gelen bu değişikliğin birer tezahüründen başka bir şey değildir.

"NE YAZIK Kİ, GEREK GECEKONDULAŞMA GEREK KAÇAK YAPILAŞMA DEVAM EDİYOR"

Belediye başkanlığı yapmış bir dostunuz olarak da şurada önümde bir tespit var. O da İstanbul'un şehirleşme tarihiyle alakalı. İtalyan Mimar'ın 4'ncü yüzyıl ve 6'ncı yüzyılda İstanbul'a bakışını görüyorum. O zaman bakıyorsunuz ki kaçak yapılaşma veya gecekondu gibi noktasal bazı durumları burada görüyorsunuz. Fakat süre geçtikçe 94'te belediye başkanı olduğumda çok ilginçtir, göreve geldiğimde ne yazık ki İstanbul'daki gecekondu sayısı 640 bindi. İstanbul'un nüfusu da o zaman 8 milyondu. Görevi bıraktığımda İstanbul'da gecekondu sayısı 110 bine düşmüş, tabi bunların içerisinde kaçak yapılaşma da ayrıca var. Ve bütün bunlarla beraber o günden bugüne ne yazık ki, gerek gecekondulaşma gerek kaçak yapılaşma devam ediyor.

"ŞEHİRLERİ İNŞA EDERKEN, ONLARA KENDİ RUHUMUZDAN DA ÜFLERİZ"

Bu tabi bir şehrin, az önce Sinan'ı dinledik. Şehrin mimaride ruhunu okumanın gönülle ilişkili olduğunu okuduk. Bu işin bir zihinsel yanının olduğu, gönülle ilişkisinin nasıl kurulduğunu okuduk. Çünkü şehirleri inşa ederken, onlara kendi ruhumuzdan da üfleriz, üflememiz gerekir.

Şehirler bu açıdan kurucularının, sakinlerinin, üzerinde daha önce yaşayanların adeta aynası gibidir. Hayata nasıl bakıyorsak dünyayı nasıl idrak ediyorsak, yaşadığımız şehirlere de öyle şekil veririz. Bu sebeple ecdadımız çok güzel bir ifadeyle, "Bir şehri aziz kılan, o şehrin sakinleridir, yaşayanlarıdır" derlerdi. Tasavvurumuz nasılsa, şehirlerin mimarisi de öyledir. Yahya Kemal'in tespitleriyle ifade edecek olursak, "Ecdad bir yere yerleşeceği zaman önce mescidini yapar, yanına hamamını kondurur yakında da mezarlığı seçerdi. Selvilerini diker, sonra bunların etrafına evlerini inşa ederdi. Böylece toprak imana gelirdi" diyor.

"SELVİ, ENDAMLI SELVİ NEREDE? MEZARLIKLARDA"

Dikkat edin yeşillik ararsanız nerede bulursunuz? Mezarlıkların olduğu yerde bulursunuz. Bunun dışında maalesef. Selvi, endamlı selvi nerede? Mezarlıklarda. İstanbul'da selviyi bulacaksak Karacaahmet Mezarlığı'nda bulursun, onun dışında bulamazsınız. Bu hale geldik. Bizim kültürümüzde şehirler işte böyle kurulurdu. Şehirlerin sultanı olan, bir semtini sevmenin dahi ömre bedel olduğu İstanbul da böyle bir şehirdir. Şehirlerin anası Kahire de böyleydi.

Şimdi önümde cami, mescit, onun önünde de dikkat edin kuşların evi var. acaba şu anda artık bu kuşlara ev yapmayı düşünen var mı? Böyle bir anlayış kaldı mı? Bu hassasiyet çok önemli. Ve o kuşlar nereye barınacağını, nerede yiyeceğini, içeceğini gayet iyi biliyordu. Bugünkü şehirlerimiz maalesef insan fıtratını değil, bireysel hırsları merkeze alan bir bakış açısıyla inşa ediliyor.

Bu sebeple günümüz şehirleri insana huzur vermiyor. Az önce güzel kızımız ifade etti. Beton, beton, beton. Orada ruh yok, huzur yok. Bu huzuru yeniden bulmak için biz yöneticiler başta olmak üzere tüm belediyelere çok ciddi işler düşüyor. Salonumuzda mimarlarımız, mühendislerimiz var, onların hocaları olan mimarlar da var. inşallah atılacak adımlarda, projelerde bunlar ihmal edilmezse inanıyorum ki şehirlerimiz çok daha farklı, güzel olacaktır.

"MANHATTAN'IN NESİ VAR?"

İnsan bizzat kendi elinin ürünü olan şehirlerde, oradan oraya savrulup duruyor. Önce ihtişama, onca şatafata rağmen, dünyadaki metropollerin insanı ürkütmesinin, adeta bir değirmen gibi öğütmesinin sebebi budur. Bazen böyle sohbet edersiniz. "Amerika'nın Manhattan'ı var" Tamam da Manhattan'ın nesi var? Ruh yok ruh. Girdiğiniz zaman yazın aydınlık günlerinde girdiğinizde bir karanlık dünyaya girersiniz. Halbuki güneşten nasibini almak önemli değil mi? ama orada onu bulamazsınız. Tamamen karanlık bir dünyayı orada görürsünüz. Onun için de paralı olanı zaten Manhattan'da yaşamaz, onlar çok daha New York'un kenarlarında yaşamayı tercih ederler.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR