Futbol Panorama: Hikaye yaratmak
Ligi izlenilebilir ve marka değerini artırıcı özellikler taşıyan gözden kaçan maçlardır. Artık çok farklı bir nesil mevcut ve 15-25 yaş arasını tribüne çekmek için bir hikayeniz olmalı. Çünkü onlar her şeyi çabuk tüketiyor.
SPOR , 02 Ekim 2019 Çarşamba, 09:34
Futbol Panorama: Hikaye yaratmak

YAZI I Samet ZİNCİROĞULLARI

Futbolda herkesin inandığı veya savunduğu bir görüş, herkesin kendine göre doğruları vardır. Bir takım en zayıf oyuncusu kadar güçlüdür felsefesini benimseyenlerdeyim.
İthaki Yayınları'ndan çıkan arşivlik eser "Rakamlar Oyunu" kitabında sırf bu durumu anlatan bir pasaj var.

Anlatılan temel mantık örneğin 10 üzerinden 8'lik oyuncunuzun yerine 9'luk oyuncu transfer etmekten ziyade, kadronun zayıf halkası olan 10 üzerinden 5'lik futbolcunuzun yerine 6'lık oyuncuyu transfer etmenin takımınıza daha büyük katkı sağlayabileceğini verilerle ve örneklerle açıklıyor.

Bunu lig ölçeğine yayarsak bir ligde en zayıf maçı kadar marka değeri taşır.
Türkiye'de bu haftaki Galatasaray-Fenerbahçe veya Trabzonspor-Beşiktaş maçlarını pazarlamak için ayrı bir efor sarf etmenize gerek yok. Bu karşılaşmaların zaten kendine özgü bir popülerliği mevcut.
Ligi izlenilebilir ve marka değerini artırıcı özellikler taşıyan gözden kaçan maçlardır.

Bu hafta ligimizde Ankaragücü-Gençlerbirliği derbisi vardı. Hem de 7 yıl sonra ilk defa. Ayrıca uzun yıllar sonra İlhan Cavcav'ın bedeniyle değil ruhuyla tribünde olduğu bir derbi.
Ama ne yayıncı kuruluşumuz bu maça ayrı bir ilgi gösterdi, ne de ulusal basın dişe dokunur şekilde bu müsabakaya dikkat çekti.
Pazar günü gördük ki tribünlerin de yarısı boştu.

Yayıncımız "bu tarihi olaya saygısından"" aynı saate Antalyaspor-Y. Malatyaspor maçı bile koymuştu(!). Futbol veya spor kültürü için öncelikle kendi hikayenizi yaratmalısınız.
Nasıl İspanya'nın Sociedad-Bilbao, Almaya'nın Hamburg-St. Pauli, İtalya'nın Genoa-Sampdoria, İngilizlerin West Ham-Milwall derbisi varsa bizim-de Ankaragücü-Gençlerbirliği derbimiz var.
Artık çok farklı bir nesil mevcut ve 15-25 yaş arasını tribüne çekmek için bir hikayeniz olmalı. Çünkü onlar her şeyi çabuk tüketiyor.
Elinizdeki değerler için içerik üretmeli amiyane tabirle insanların gözüne sokmalı ürününüzü çekici kılmalısınız.

Türkiye futbolu sadece Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'dan ibaret sanarsak hem yeni nesiller nefes aldıkları şehirlerinin takımlarını desteklemekte zorlanır(ki bu da futbol kültürü oluşmamasının temel noktası) hem de bu sporu, tek amacının kazanmak olduğuna inanan şampiyon olamadığında ortalığı dağıtan "tribüncülere" emanet etmeye devam ederiz.

OLMAK YA DA OLMAMAK

Artık futbolda lig veya seviye fark etmeksiniz takımların büyük çoğunluğu aut atışı sırasında kaleci ile oyuna başlarken uzun atmaktan ziyade pas yaparak rakip yarı sahaya geçmek istiyor.
Teknik adamlara göre takımınızın maç içerisinde hakimiyetinde bulunan topu uzun atarak başlaması elinizdeki topu ve doğal olarak oyun kurma avantajını rakibinizle %50-%50 oranında paylaşmanız demek.
O sebeptendir ki son birkaç yılda takımlarının kendi ceza sahaları içerisinde pasla çıkmaya çalışırken kaptırdıkları topla gol yemelerine şahit oluyoruz.
Ama teknik adamların çoğu kazanımları adına bu riski almaktan kaçınmıyorlar.

Bursaspor'un bu seneki oyun planını da içine alan bu konuda henüz geçtiğimiz hafta dünya şampiyonu kaleci apoletli Hugo Loris büyük bir hata yaparak takımının gol yemesine sebep oldu. Aynı TFF 1. Lig'in ilk haftasında Bursasporlu Ataberk'in, aynı City'nin Guardiola'nın ilk yılında kaleyi emanet ettiği Bravo'nun zamanında yaptığı gibi.

Ancak bu tip yenilen gollerde kaleci mi hatalı yoksa kaleciye zamanında pas opsiyonu yaratamayan 10 takım arkadaşı mı?
Yoksa elinizdeki oyuncuların kalitesine göre bu durum değişir mi?

Bu konuyla ilgili geçtiğimiz hafta Hürriyet Gazetesi'nde çıkan Uğur Meleke imzalı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Oldukça ufuk açıcı.

ÖNE ÇIKANLAR

Süper Lig'de son birkaç yıldır olduğu gibi büyük bir hayal kırıklığı yaratan Galatasaray-Fenerbahçe derbisine şahitlik ettiğimiz 6. haftada Kayserispor'un hocası Hikmet Karaman önce istifa etti sonra geri geldi. 6 hafta sonunda ligimizde hâlâ bir teknik direktör değişikliğinin olmaması kulüplerimizin ortalamasına göre ufak çaplı bir mucize(!) sayılabilir.

Başakşehir kadro kalitesini yavaş yavaş sahaya yansıtması, Konyaspor lehine 90+5'te verilen penaltı, Trabzonspor'un görkemli galibiyetinin arkasında Beşiktaş'ta Abdullah Avcı'nın işinin bundan sonra çok zor olması ile birlikte maç başına atılan 3 gol ortalaması öne çıkan detaylardı.

BURSASPOR NE YAPTI?

Bursaspor yaptığı son transferlerle oluşan kalitesiyle bu ligin başarılı olmaya namzet 3-4 takımından biri haline geldi.
Bu hafta da bana göre sezon sonunda Süper Lig'e çıkarsa kimsenin şaşırmayacağı BB Erzurumspor'u çok da zorlanmadan tek golle geçti. Aynı Akhisar'a uyguladığı tarife gibi.

Timsah bu ligin standartlarına göre sezona çok zor bir fikstürle başladı çünkü ilk 6 haftada şampiyonluğun adaylarından Akhisar, A.Demir ve BB Erzurumspor ile karşılaştı.
Bu 3 maçtan 6 puan çıkarmak başarı, ilk 6 karşılaşmada 4 galibiyet çıkarmak ayrı bir başarı.

Görünen o ki Bursaspor geride kalan 28 haftanın hepsinde ligin üst sıralarında bir şekilde kendisine yer bulacak.

Yeşil Beyazlılar için puan tablosunun kabul edilebilirliğin yanı sıra 6 hafta sonunda hâlâ bir kadro istikrarı oluşturamamak en büyük tehlike. Evet yeni transferlerin çoğu sezon başı kampı yememişti ama artık bir kemik kadro oluşturmak şart.

Yalçın hoca açıklamalarında sık sık "Her maç için farklı oyun ve oyuncu planımız var" dese de 150 yıllık modern futbol tarihinde başarıya ulaşan tüm kadrolarının ilk 11'lerinin ezbere sayıldığını hatırlatmak isterim kendisine.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR