Futbol Panorama: Kültür
Bizde bir futbol kültürü sahiden var mı? Ya da oyunu benimseme alışkanlığı? Yoksa biz bu futbol denen icadı sadece desteklediğimiz takımlar kazanınca mı seviyoruz? Bizdeki futbol kültürü değil, kazanma kültürü. Andre Agassi ve Ronnie O'Sullivan da böyle düşünüyor. Ancak değişim bu zihniyeti er ya da geç yok edecek.
SPOR , 23 Ekim 2019 Çarşamba, 09:14
Futbol Panorama: Kültür

YAZI | SAMET ZİNCİROĞULLARI

Yıllardır futbolu en çok seven ülkelerden biri olduğumuzu söyleriz. Bu oyuna tutkuyla aşık olduğumuzu ispat etmeye çalışırız. Dünyada eşi benzeri olmayan bir futbol ortamına sahip olduğumuzu sanırız.
Hatta ülkemize transfer olan yabancı futbolculara basın mensuplarına verdiği ilk demeçte bir kısım yöneticilerin "Futbola böyle seven bir ülke görmedim, taraftar muhteşem" vb. laflar söyletmesinin yabancısı değiliz. Hem de Avrupa'ya kıyasla seyirci ortalamamız gittikçe düşerken.

Gerçekten böyle mi?
Bizde bir futbol kültürü sahiden var mı? Ya da oyunu benimseme alışkanlığı?
Yoksa biz bu futbol denen icadı sadece desteklediğimiz takımlar kazanınca mı seviyoruz?
Saçlarındaki başkalaşım ile ünlü efsane tenisçi Andre Agassi, tenisi bıraktığı gün "Aslında bu oyunu sevmiyorum. Çünkü kaybetme ihtimali zevk almamı engelliyor. Emeklilik yaşamım boyunca bir daha tenis topu görmek istemiyorum" demişti.

İstekası ile çuhada harikalar yaratan "Kral" lakablı Snooker oyuncusu Ronnie O'Sullivan ise profesyonel yaptığı efsaneleştiği bu sporu anlatırken "Yaptığım şeyi sadece kazanırken seviyorum. Snooker oynamayı değil kazanmayı seviyorum" demişti.

Cuma günü Süper Lig'de haftanın açılış maçı olan Galatasaray-Sivasspor maçını izlerken aklımdan bu düşünceler geçti.
Ben tarafsız bir izleyici olarak 3-2'lik skorla sonuçlanan bol hikayeli 90 dakikadan büyük zevk aldım.
Oyun tüm futbol izleyicilerini tatmin etmeli diye düşünürken karşılaşma sonunda G.Saraylı taraftarlar takımlarını ıslıkladı.
90 dakika boyunca sahada süre alan 28 oyuncunun ortaya koyduğu "güzel futbolu" alkışlayıp, kendilerine keyifli bir karşılaşma yaşattıkları için teşekkür etmek yerine "Bizim takım kötü oynayıp kazandı. O yüzen futbolcuları ıslıklamalıyız" düşüncesine kapıldılar.

Aslında cuma akşamı Türk Telekom Stadyumu'nda bulunan 30 bin civarı seyirci Türkiye'deki futbol taraftarının konsantre hali.
Biz kazansak bile "Neden daha iyi kazanamadık?" fikrine şartlanıp kalırken oyunun güzelliğini kaçırıyoruz.
Bizdeki futbol kültürü değil, kazanma kültürü.
Değişim bu zihniyetini er ya da geç yok edecek. İnanıyorum.

SEDAT MI, EMRE Mİ?

Futbolda 15-20 sene öncesine kadar 30 yaşında gelen futbolcular için "Emeklilik" yaşı gelmiş denirdi. Aslında gerçekten de öyleydi. Çünkü antrenman bilimi, performans analizi gibi kavramlar henüz ortada yoktu.
Tabii gerçek anlamda bir "sporcu" gibi yaşayan futbolcu sayısı çok azdı.

Ancak özellikle 2000'li yılların başından itibaren Avrupa'da ilerlemiş yaşına rağmen performanstan düşmeyen hatta üst düzey kalan Giggs, Buffon, Totti, Scholes, Maldini "gerçek sporcuları" hayranlıkla izledik.
Şimdi ise ülkemizde futbolcu olmak isteyen çocuklara örnek olacak 2 isim bizim ligimizde.

Herkes 1980 doğumlu Emre Belözoğlu'ndan bahsediyor ama Ankaragücü forması giyen 1981 doğumlu emektar orta saha Sedat Ağçay'ı da es geçmeyelim.
38 ve 39 yaşındaki bu iki oyuncu bize bir futbolcunun "doğru yaşaması" halinde bu oyunu hangi yaşta olursa olsun en üst seviyede oynayabileceğini gösteriyor.

CİSSE, KIRINTILI VE KAYSERİ

Süper Lig'in neredeyse 4'te 1'lik kısmını geride bıraktığımız 8. haftada Y.Malatyaspor, A. Alanyaspor ve Trabzonspor futbol olarak izleyicisine en çok keyif veren 3 takım olduğunu tekrar ispatladılar. Tabii bunda "yeni nesil" diyebileceğimiz ezbere futbol oynatmayan antrenör faktörü de çok önemli.

Gençlerbirliği'nin ilk galibiyetini Antalya deplasmanında 6-0'lık sonuçla alması, son 1.5 sezonda oynadığı 34 lig maçında 24 gol atan Alanyasporlu Papiss Cisse'nin şimdiden ligimizin unutulmaz golcüleri arasına girmesi, Konyaspor'da kaleci Serkan Kırıntılı'nın 20. saniyede kırmızı kart görmesi, oynanan 9 maçta 33 gol atılması ve galibiyeti olmayan tek takımın halen Kayserispor olması dikkat çeken detaylardı.
Ligde önümüzdeki hafta ise Beşiktaş-Galatasaray ve M. Başakşehir-Trabzonspor maçları oynanacak. Merakla bekliyoruz.

İŞ KOŞUKAVAK'TA BİTİYOR

Bursaspor geçtiğimiz 4 ayda belki de tarihinin en kaotik dönemini geride bıraktı.
Önce Süper Lig'den düştü sonra alelacele bir başkan seçti, yeni teknik direktörünü belirledi, transfer tahtasını 2 gün kala açtırdı ve neredeyse TFF 1. Lig'de ilk 3 karşılaşmaya yarısında fazlasını altyapı oyuncularının oluşturduğu bir düzende çıktı.

Bu tabloya bakarsak Türkiye Kupası dahil bu sezon oynadığı 9 resmi maçta 6 galibiyet ve 3 beraberlik aldığını görüyoruz.
Bu bir başarıdır. Ama sadece tabelada.

Timsah belki de 3 puandan fazlasını kazandığı bir Ümraniyespor maçını geride bıraktı ancak kesin olarak bir şey var ki halen bir şeyler eksik.
8 haftayı geride bıraktık. Bursaspor artık yavaş yavaş oyun ağırlığını tüm rakipleri üzerinde hissettirmeli ve ne oynadığını bilmeli.
Ekim ayının sonuna yaklaştığımız bu günlerde hâlâ "hazır olmayan oyuncu" edebiyatı yapılması abes.

Bursaspor bu kadrosuyla lig sonuna kadar ilk 6 sıra için mutlaka yarışta olur. Olmalı. Ancak bu futbolcuların seyir zevki olarak daha fazlasını yapması gerekiyor.
Burada da iş "futbolu bildiğine" inandığımız Yalçın Koşukavak'a düşüyor.

Çünkü hocanın elinde teknik adamlık kariyeri boyunca sahip olduğu en iyi kadro var.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR