Kılıçdaroğlu'ndan flaş "referandum" açıklaması
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Demokrasiden vazgeçip otoriter tek adam yönetimini kabul etmek doğru değil. Neden demokrasiden vazgeçelim, neden bütün geleceğimizi tek bir kişinin iradesine bağlamış olalım? Dolayısıyla demokrasiyi savunduğumuz için 'hayır' çıkacağı konusu çok açık. Referandumla anayasa değişikliğini oylayacağız. Bu anayasa değişikliği olsun mu olmasın mı? Demokrasiden vaz mı geçelim yoksa demokrasiyi sonuna kadar savunalım mı? İşin özü budur." dedi.
GÜNDEM , 30 Mart 2017 Perşembe, 22:26
Kılıçdaroğlu'ndan flaş "referandum" açıklaması

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Number One TV, Number One Türk TV, Number One FM ve Number One Türk FM canlı yayınına katıldı. Kılıçdaroğlu, referandum çalışmalarının iyi gittiğini ve 16 Nisan'da sandıktan "hayır" çıkacağına inandığını dile getirdi.

Türkiye'de herkesin demokrasiyi sevdiğini ve demokrasinin güzelliklerini bildiğini, bunun için hayır çıkacağına inandığını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Demokrasiye aykırı uygulamalar olduğunda, hep birlikte topluca itiraz etmesini de biliyoruz. Dolayısıyla demokrasiden vazgeçip, otoriter tek adam yönetimini kabul etmek doğru değil. Neden demokrasiden vazgeçelim, neden bütün geleceğimizi, tek bir kişinin iradesine bağlamış olalım? Dolayısıyla demokrasiyi savunduğumuz için, hayır çıkacağı konusu çok açık. Referandumla, anayasa değişikliğini oylayacağız. Bu anayasa değişikliği olsun mu, olmasın mı? Demokrasiden vaz mı geçelim yoksa demokrasiyi sonuna kadar savunalım mı? İşin özü budur."

"Diyecek ki Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi birleştirdim..."

"Referandumda oylanacak 16 maddede tehlikeli olan madde ne? Hayatımızın ya da ülkemizin geleceğini endişelendirecek bir madde var mı? Çünkü devletin üniter yapısı değişmeyecek, çünkü ilk 4 madde duruyor" şeklindeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, şu karşılığı verdi:

"İlk dört madde demokratik, laik, sosyal, hukuk devletinin güvencesi olan madde. İlk dört madde, İstiklal Marşımızı tanımlıyor, başkentin Ankara olacağını söylüyor. Bayrağımızı tanımlıyor. İlk dört maddenin özü bu ama siz başka maddelerde değişiklik yaparak ilk dört maddeyi biraz törpülemiş oluyorsunuz, işlevsiz hale getirmiş oluyorsunuz. Nedir bunlardan birisi; 'Demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir' diyoruz. Yani demokrasiyi vurguluyoruz. Demokrasinin özünü, ilk dört maddede sıralamış oluyoruz. Şimdi eğer siz yaptığınız başka bir değişiklikle demokrasiyi askıya alacak düzenlemeleri yapabiliyorsanız ve bu yetkiyi verebiliyorsanız ilk maddedeki demokrasi sözcüğünü zayıflatmış olursunuz. Nedir o? Yeni modele göre sayın başkan, devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili tek başına kararname çıkarma hakkına sahip. Diyelim ki yeni bir vilayet kurulacak, nasıl kurulacak ve kim karar verir? TBMM. Yani 550 milletvekili bir araya geliyor ama hemen Meclis'te oylanmıyor, önce uzmanlık komisyonları var örneğin İçişleri Komisyonunda oturulur, konuşulur. Bu konuyla ilgili sivil toplum örgütleri davet edilir, bu konuyla ilgili uzman kuruluşlar davet edilir, orada taslak olgunlaştırılır. Sonra genel kurula iner, genel kurulda görüşmeler yapılır, onanır ve kabul edildikten sonra cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe girmiş olur. Yeni modelde bir kişi buna karar verecek. Örneğin diyecek ki Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'yi birleştirdim, buraya da bölge valisi tayin ettim. Bu doğru mudur? Oturup bunu düşünmek gerekiyor. Sandığa giden gençlerimiz, sandığa giden çocuklarımız bunu düşünmeli."

"Peki Meclis ne işe yarıyor" şeklinde araya girilmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Maaş alacak. Milletvekilleri maaş alacak." diye cevapladı.

"400 milletvekilini nereden bulacaksınız?"

"Freni olmayan bir otobüse, anneler çocuklarını bindirir mi?" diyen Kılıçdaroğlu, "Yeni modelde cumhurbaşkanının yargılanması için 400 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Bugünkünden çok daha yüksek bir rakam. 400 millet vekilini nereden bulacaksınız? Zaten bir kısmı kendi partisinin milletvekili. 400 millet vekilini fiilen bulamıyorsunuz. Oldu, 400 milletvekili dedi ki 'Yeter artık kardeşim, bu da gitsin yargılansın'... Nerede yargılanacak? Anayasa Mahkemesinde. Anayasa Mahkemesinin kaç üyesi var? 15 üyesi var. 15 üyesinin 12'sini kim tayin ediyor? Başkan. Yani kendi tayin ettiği hakimler, kendisini yargılayacak. Burada adalet olur mu? Sizin bir davanız olur, diyelim, herhangi bir mahkemede görüşülüyor, siz dönüp şunu diyebilir misiniz 'Ben kendi hakimimi tayin edeyim ondan sonra ben yargılanayım' diyebilir misiniz?" ifadelerini kullandı.

"Hakimler, 'Beni de tayin etse ben doğru karar veririm' diyemez mi?" şeklinde araya girilmesi üzerine Kılıçdarıoğlu, şunları söyledi:

"Diyebilir tabii. Demez değil. Yargıç, kendi bağımsız kimliğini koruyabilir ama oraya atanmak için binlerce hakim, sarayın kapısını çalacak, 'Ne olursun beni ata. Ata vallahi bir şey yapmayacağım. Ne dersen onu yapacağım' diyecektir. Sorun da oradan çıkıyor. Neden biliyor musunuz? Cumhurbaşkanı neden biliyor musunuz? Çünkü Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı. Bir partinin genel başkanı, bir siyasi partinin genel başkanı hakim tayin ediyor. Cumhurbaşkanı hakim tayin etse, tarafsızlığı esas alan bir düzende, cumhurbaşkanı hakim tayin edebilir. Neden? Tarafsızdır. 80 milyonu temsil ediyor ama yeni modelde tarafsız değil, partinin genel başkanı. Bir partinin genel başkanı, hakim tayin ederse, yargı siyasallaşır. Adliyeye siyaset girmiş olur. Adliyeye siyaset girerse, orada adalet olmaz. Hakim nereye bakacak, karar geldiğinde; kendisini tayin eden makama bakacak. Bakalım, ne düşünüyor bizi tayin eden kişi ki ben ona göre karar vereyim... Son fiili duruma bakın, son 2,5 yılda fiili durum. Bırakın Anayasa Mahkemesini... Gazeteciler hapiste mi? Hapiste. 150'nin üstünde gazeteci hapiste. Düşünün, hapiste olan, tutuklanan gazetecilerin önemli bir kısmının, Cumhuriyet gazetesi yazarları için söylüyorum iddianamesi ortada yok. Yazılmıyor. Yani, yakalamışız, gözaltına almışız, yargılamışız, tutuklamışız, neden yargılanıyorlar neden tutuklanıyorlar bunun ortaya çıkması lazım. Nasıl olacak. Savcı iddianameyi yazacak. Şu suçlar nedeniyle şu cezanın verilmesi lazım diyecek. Aylardır ortada iddianame yok. Niçin yok? Dolayısıyla yargı çok önemlidir. Bir düşünür şöyle söyler: Hakimi elde ettiğinizde mahkemeyi çökertirsiniz, yargıyı elde ettiğinizde devleti çökertirsiniz. Yani adalet mülkün temelidir. Adalet, devletin temeliyse adaletin korunması lazım. Siyasi otoritenin emrine verilmemesi lazım."

"Koalisyonlarla Türkiye zaman kaybetti. Türkiye siyasi istikrar gelince ekonomik büyüme de olacak, yatırım da olacak deniliyor. Bunun için ne dersiniz?" şeklindeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:

"Bunu söylüyorlar. Söylemler ne kadar doğru? Ona bakmamız lazım. 15 yıldır tek parti hükümeti var, iktidarda. 15 yıldır bütün bakanlar kendilerine ait, 15 yıldır parlamentoda çoğunlukları var. 15 yılda, Türkiye ne oldu. Hayır. Parlamenter sistem mi? Hayır. Türkiye iyi yönetilmediği için. Yönetim sisteminde değil yönetim anlayışında sorun. Her şey benim için olsun, ben sadece karar veririm, işi bilen kimseye danışmam, danışma gereğini de duymam diye yola çıkarsanız böyle bir tabloyla karşılaşırsınız. Türkiye, en düşük büyüme hızını bu dönemlerde yakalamıştır. En düşük büyüme hızını. İşsizlik bu kadar hiç olmamıştır."

"Kuzu kuzu geldi..."

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Gelmem diyordu kuzu kuzu geldi' dedi. Bu söyleme kızdınız mı?" şeklindeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, "Hayır niye kızayım. Ben ne yaptığımı biliyorum. Ne düşündüğümü gayet iyi biliyorum. Ben ülkemi seviyorum. Ben hiçbir zaman kişisel çıkar peşinde koşmadım. Çocuklarımın çıkarı peşinde koşmadım. Benim için önemli olan bayraktır, önemli olan vatandır, önemli olan birlikte yaşama iradesini savunmaktır. Önemli olan demokrasidir. Önemli olan düşünce özgürlüğüdür. Benim için önemli olan budur ama onlar için önemli olan konular benim önemli saydığım konuların dışındaki konulardır." ifadelerini kullandı.

"Size göre ne yapmak istiyorlar?" şeklindeki soru karşısında ise Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Ben de onu öğrenmek istiyorum. Ne yapmaya çalışıyorlar? Şimdi ekonomi büyümüyor? Sebebi ne? Parlamenter sistem mi? Hayır. Hangi kanunu istediler de çıkaramadılar? İstediği kanunu, çıkarıyorlar. Hangi kararı almak istediler de alamadılar. İstediği kararı, alıyorlar. Bütün bakanlar kendilerine ait. Hangi ekonomik yatırımı yapmak istediler de yapamadılar? Yapabilirler. Şimdi bütün bunlar varken, bütün imkanlar kendileri tarafından kullanılırken, niye ekonomi bu halde, niye devlet bu halde? Dediniz ki işte dışarıdan saldırılar var, Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi falan filan; ben de şu soruyu sorayım, bu ülkeyi yönetenlerin aklı yok mu? Bunlar yeni mi saldırıyor bize. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'yi sevenler de var sevmeyenler de var ama bu devleti kuranlar ve bu ülkeyi yönetenler, akılcı davranmışlardır. Barış endeksli bir politika gütmüşlerdir. Başka ülkelerin içişlerine karışmamışlardır. Emperyal amaçlar gütmemişlerdir. Tam tersine güçlü bir ekonomisi, tam tersine güçlü bir demokrasisi, tam tersine güçlü bir hukukun üstünlüğü modeli ve bu model için de bütün İslam dünyasına örnek olmak. Bu model içinde Avrupa Birliği'ne yani uygar dünyanın bir parçası olmak, bunun mücadelesini vermişlerdir. Şimdi yaşanan, 15 yıldır yaşanan nedir? Suriye'ye niye müdahale ettik? Hangi gerekçeyle?"

"Suriye'de savaş vardı. Orada mağdur olan insanlar vardı" şeklinde araya girilmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Suriye'de savaş yoktu. Savaşı başlatan biziz. Suriye'de savaş falan yoktu." ifadelerini kullandı.

Fırat Kalkanı Operasyonu

CHP lideri Kılıçdaroğlu Fırat Kalkanı Operasyonu konusunda ise şu değerlendirmelerde bulundu:

"Türkiye, kendi güvenliğini sağlamak için bir tampon bölge, ara bölge yaratmak zorundaydı. O bölgeyi yaratmak için oraya gitti. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak durumundadır. Biz de buna destek verdik. Şimdi geri çekiliyorlar. Geri çekilip çekilmediklerini de bilmiyoruz. Söyledikleri Fırat Kalkanı Operasyonu sona erdi. Daha derinliklere gideceklerdi, öyle diyorlardı, biz buna itiraz ettik. Bir sürü şehit veriyoruz. Bizim çocuklarımız orada şehit oluyor. Suriyeli gençler de Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de Türkiye'nin bütün kentlerinde gayet rahat keyifli bir hayat yaşıyorlar. Nasıl oluyor siz bunu yapıyorsunuz, neden Suriye'nin derinliklerine gidiyorsunuz diye itirazlarımız da oldu. Geldiğimiz nokta bizim haklı olduğumuzu gösteriyor. Ne diyorduk? Bunlar devleti yönetemiyorlar. Yönetme bilgileri, yönetme birikimleri yok. Neden? Dünyayı iyi okumuyorlar. Dünya dengelerini iyi okumuyorlar. Buyurun bakın, Orta Doğu'da dışlanan bir Türkiye var. Kim Türkiye'yi savunuyor? Suriye mi? Irak mı? Mısır mı? İsrail mi? Kim? İran mı? Rusya mı? Kim, Türkiye'ye destek veriyor. Hiçbiri, ama eskiden şöyleydi: Orta Doğu'da bir sorun çıktığı zaman, sorunun çözümü için başvurulan adres Türkiye Cumhuriyeti'ydi. Nereden nereye geldik. Buna parlamenter sistem mi sebep oldu? Hayır. Sebep olan ne? Yönetim anlayışı. Yönetim anlayışı. Bu yönetim anlayışı, 1 Mart tezkeresini düşünün. Ne olacaktı 1 Mart tezkeresinde, Amerikan askerleri Türkiye üzerinden Irak'a gireceklerdi. Hükümet ikna olmuştu, Cumhurbaşkanı ikna olmuştu, Başbakan ikna olmuştu ama parlamento dedi ki kusura bakmayın. Biz, Türkiye Cumhuriyeti topraklarından yabancı askerlerin, komşumuz olan bir ülkeye savaşmak için gitmesini doğru bulmuyoruz ve reddetti. Parlamentonun gücüne bakın. Oturuldu, reddedildi. Şimdi geldiğimiz noktaya bakın. Bütün o komşularla kavgalıyız. Eğer siz parlamentoyu devre dışı bırakır kendi istediğiniz gibi karar alırsanız, siz parlamentonun ortak aklına itibar etmez, 'En iyisini ben düşünüyorum' diye yola çıkarsanız Türkiye'yi bu hale sokarsınız."

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla'nın tutuklanması

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın tutuklanmasına ilişkin, "İsmi ABD'de düzenlenen iddianamede yer alıyordu. Niçin, ABD'ye gitmiş olabilir?" şeklindeki bir soru üzerine Kılıçdaroğlu, "Emin olun bilmiyorum. Bu referandum süreci içinde sürekli Ankara dışında olduğumuz için gelen bazı kısıtlı bilgiler var. Savcının düzenlediği iddianame var. Gözaltına alma ve tutuklanma gerekçeleri var. Tablo biraz daha net ortaya çıkmadan bugünden bir yorum yapmak pek doğru değil, diye düşünüyorum ama tutuklanıyorsa eğer Türkiye'deki bir bankanın genel müdür yardımcısı Amerika'da, Rıza Sarraf olayı dolayısıyla tutuklanıyorsa, tabii doğal olarak bu, hepimizin dikkatini çekiyor." cevabını verdi.

"Erken seçime gerek yok"

Kılıçdaroğlu, "Evet ya da hayır da çıksa iddia ediliyor ki erken seçim olacak. Doğru mu?" sorusuna ise şu cevabı verdi:

"Erken seçim kararını TBMM verir. Yani bir kişi, erken seçime karar vermez, hayır çıktığı takdirde. TBMM'ye bir kanun teklifi veya kanun tasarısı gelir ya Bakanlar Kurulundan ya da iktidar partisinin milletvekilleri, bir kanun teklifi verirler, erken seçim isterler, çoğunluk iktidar partisinde, arzu ederse parlamento iradesini o yönde ortaya koyarsa, erken seçim olur. Eğer parlamento iradesini aksi yönde ortaya koyarsa, erken seçim olmaz. Milletin vekilleri oturup, erken seçime gidip gitmeme konusunda kendi iradelerini ortaya koyacaklardır. Bana sorarsanız, bana göre, evet bir erken seçime gerek yok. Erken seçim de büyük bir ihtimalle olmayacaktır. Nedeni de şu: Tek başına hükümetler. Bütün bakanlar, kendilerine ait. Cumhurbaşkanı kendilerine ait. Hangi gerekçeyle gidecekler. İstedikleri yasayı çıkarıyorlar, istedikleri kararı alıyorlar. Hangi gerekçeyle erken seçime gidecekler. Evet oyu çıkarsa başkanın parlamentoyu fesih yetkisi var zaten. İstediği zaman, buyurun beyler hep beraber seçime gidiyoruz diyebilir."

Bir kurumun, kendi iradesi dışında seçime götürülmesinin fesih anlamına geldiğini savunan Kılıçdaroğlu, yeni anayasa değişikliğiyle getirilmek istenen düzenlemenin Cumhurbaşkanına fesih yetkisi verdiği yönündeki görüşlerini tekrarladı. Kılıçdaroğlu, anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında TBMM'de AK Partili ve MHP'lilerin "Cumhurbaşkanına fesih yetkisi veriyoruz" ifadelerini kullandığını da ileri sürdü.

"7 kez seçim kaybetti hala partisinin başında" şeklindeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, "Bizde genel başkanlar atamayla gelmiyor, seçimle geliyor. Onlarda atamayla geldiği için öyle düşünüyorlar." ifadelerini kullandı.

"Terör örgütleri 'hayır oyu' verilmesi yönünde çağrılar yapıyor. Bu nedenle hayır diyenler, terör örgütleriyle aynı oyu verecekler" şeklindeki söylemlerin hatırlatılması üzerine ise Kılıçdaroğlu, "Vatandaş neden evet oyu versin', bunu anlatamıyorlar, hayır oyunu verenler teröristtir, diyorlar. Bu kadar yanlış bir zihniyet, bu kadar akılsız bir düşünce olamaz. Akılla değil duygularla, ön yargılarla söylenmiş, toplumu yönlendirmeye çalışan bir anlayış. Kaldı ki bunu söyleyenler, terör örgütlerine her türlü kucağı açanlar değil mi? FETÖ terör örgütünü bunlar büyütmediler mi, beslemediler mi? 2010 referandumunda beraber değiller miydi?" diye konuştu.

"Evet çadırına gidecek misiniz?" şeklindeki soru üzerine Kılıçdaroğlu, "Niye gitmeyeyim. Sonuçta bizim vatandaşlarımız değil mi? Ben şunu asla demem, 'evet diyenler teröristtir' diye asla kullanmam." cevabını verdi.

Avrupa'nın tutumu

Avrupa'daki bazı gazetelerin Türkçe başlıklar kullanmasına ve Avrupa'nın referanduma ilişkin tutumuna ilişkin Kılıçdaroğlu, "Onlar aslında 'evet'e çalışıyorlar. Sağ gösterip sol vurmak istiyorlar. Bilinçli. Çünkü onlar da biliyorlar ki, dünya küçük. O manşet, Türkiye'ye taşınacak, Türkiye'de kullanılacak. 'Bak işte Batılılar bize karşı. O zaman buyurun gelin evet deyin'... Onlar da ona çalışıyorlar. Bunun için akıl kullanmaya, özel yorumlar yapmaya gerek yok." diye konuştu.

"Hollanda ile ilişkileri kesin" dediklerini ancak hükümetin bu kararı alamadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Yapılan bir senaryoydu. İki tarafın da işine geliyordu. Bakın, 2008 yılında bir kanun çıktı. O kanuna göre, yurt dışındaki vatandaşlarımız oy kullanacaklar. Yine o kanuna göre yurt dışında seçim propagandası yapmak yasak. Kim söylüyor? TBMM. Kanun teklifini getiren kim, Adalet ve Kalkınma Partisi." şeklinde konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti Bakanına izin verilmemesine tepki gösterdiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Tepki göstermemiz doğaldır. Türkiye Cumhuriyeti Bakanının başka bir ülkenin topraklarına sokulmaması ağır bir yaptırımdır. Ağır yaptırım olduğu için bunu içimize sindiremediğimiz için Hollanda ile bütün ilişkileri askıya alın dedik." dedi.

Hollanda'da da seçim olduğunu ve krizin oradaki mevcut Başbakan'ın işine geldiğini savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"16 Nisan'dan sonra yine gidecekler Hollanda'ya, 'Kusura bakmayın, malum bizde seçim vardı, vatandaşı kandırmamız gerekiyordu orada amacına ulaştık, eh işte bundan sonra yolumuza devam edelim, diyecekler. İsrail ile öyle yapmadılar mı? Yaptılar. Rusya ile öyle yapmadılar mı? Yaptılar. Özür dilemeyeceğiz, diyorlardı, mektup gönderdiler mi, özür dilediler mi, Putin'in ayağına gittiler mi, el etek öptüler mi, biz yaptık sen yapma dediler mi?"

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR