PKK'ya katılabilirdim
Ünlü türkücü Nihat Doğan 'Eğer Muş'ta kalsaydım PKK'ya katılabilirdim. Amca çocuklarımdan ikisi dağa gitti' dedi.
GÜNDEM , 21 Nisan 2013 Pazar, 14:02
PKK'ya katılabilirdim

Son dönemlerin belki de en çok konuşulan ünlülerinden biri Nihat Doğan. Özellikle sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar ve Chavez'in cenazesine giderek isminden bahsettiren Doğan yaşam öyküsünü anlattı.

Nasıl bir evde büyüdünüz?

Gecekonduda büyüdüm ben. Rahmetli babam Komili sabun fabrikasında işçiydi. Üç defa evlenmiş. Toplamda altı kardeşiz. Üçüncü eşinden biz dört kardeş olmuşuz. Ben baştan ikinciyim.

Babanız hafızmış, öyle mi?

Şöyle... Babam Muş’ta medresede okuyor. Ve o zaman Cumhuriyet’i kuranlar, Kur’an’ı yasaklıyorlar, camide ezanları susturuyorlar. Muş’ta mesela iki cami var, birini ahır yapıyorlar, birini ambara çeviriyorlar. Babamın medrese hocasını da asıyorlar. Asınca babam diyor ki, “Ben bu devlete askerlik yapmam.”

Annenizin babanızla evlenmeye gönlü yok...

Valla zorla morla olmuş. Annemin ağabeyleri “Varacaksın, şeriat öyle, bize sahip çıkmış, büyüğümüzdür” demiş.

Babanız biraz sertmiş, öyle mi?

Çok diktatör adamdı. Annemi de bizi de döverdi. Elimde mesela sigara yanığı izi var. Bunu top oynadığım için yapmıştı.

Siz ne yapıyordunuz onun karşısında? Boyun eğiyor muydunuz?

Valla bir boyun eğmeyen bendim. Bütün kardeşlerim babamdan acayip korkuyordu. Bizi maşayla dövüyordu. O sobaların demir maşası var ya... En çok dayağı ben yiyordum, en çok ben bağırıyordum çağırıyordum, ama en çok da beni seviyordu.

Babanızın ölümünden sonra nasıl geçindiniz?

Valla ben çalışmaya başladım. Su sattım, boyacılık yaptım, bir yandan da liseyi okudum. Esenyurt-Topkapı hattı minibüslerinde muavinlik yaptım. Sesim güzeldi. Babam şarkı söylememe kızıyordu. Ona göre şarkı söyleyince ben dinden çıkmış gibi oluyordum. Belki babam ölünce, kötü bir söylem olacak ama sanatçı olmamın önündeki engellerden birisi kalkmış oldu. İnsanın babası her şeyden önemli ama acı gerçek bu...

Size “Türkücülük mü siyaset mi?” diye sorsalar, ne dersiniz?

Siyaset... Onu daha çok seviyorum. Yalan değil.

Peki Kürt olduğunuzu, baskıları ne zaman idrak etmeye başlıyorsunuz?

Hiç unutmam, bir gün amcamlar köyden geldi, bir bidona da peynir doldurup getirmişler. Bidon gelir gelmez, babam peynirleri bir kenara koyuyor. Alttan bir poşet çıkardı, ben de “Acaba Muş’tan silah mı kaçırıyorlar?” dedim. Baktım, Kürtçe, Şakıro’nun kasetleri çıktı dört-beş tane. Şakıro önemli dengbejlerden, Kürtlerin en önemli kahramanlarından biriydi. Ben de sordum “Niye bidonun içine koyuyorsun?” “Oğlum, yasak” dedi. “Ne yasak” dedim. “Kürtçe” dedi. “Nasıl Kürtçe yasak olur?” dedim. “Devlet yasakladı.” Ya da mesela, ben beş yaşımda Muş’a gittiğimde, köyümüzün adı Navale Mılke’ydi. Daha sonra 1983-84’te gittiğimde bir baktım, Güdümlü olmuş. Daha sonra amca çocuklarım bir anda battaniyesini alıp geldiler.

Neden?

Göç etmişler. Devlet evlerini yakmış, köylerini yakmış, yaylalara girişi yasaklamış. Bunların hepsinden öğreniyorsun işte. Neticede bize yansıması da şöyle: Albüm yapıyorsun ama Kürtçe bir şey okuyamıyorsun. Hemen bir baskı, bilmemne, sıkıntı sıkıntı, sıkıntı...

Kürt hareketine katılmayı düşündünüz mü hiç?

Bizim belki de İstanbul’da olmamız... Muş’ta olsaydım katılabilirdim. Amca çocuklarımızdan iki kişi gittiler sonra geri geldiler.

Siz ne zaman siyasi konularda konuşmaya başladınız?

Bir fotoğraf var, gözümün önünden hiç gitmiyor. 28 Şubat kararlarına tepki için halk camiden çıkmış yürüyüşe geçmiş, bir ağabeyin elinde Kur’an var. Polise doğru gösteriyor. O sıra tazyikli su ile o Kur’an’ın yerlerde sürüklendiğini asla unutamam. Şu an bile gözlerim doldu. Vicdanımın sızladığı, yaralandığım ve artık yüreğimin kabardığı, o volkanın harekete geçmesini sağlayan o fotoğraf oldu.

Ondan sonra ne yaptınız?

Kanal 7’ye kimse gitmiyordu. Ben inadına gitmeye başladım. O zamanlar Esra Ceyhan çok popülerdi. Onun programına konuk oluyordum, arada mesajımı veriyordum. Sonra da Ak Parti Üsküdar Gençlik kollarında siyaset yapmaya başladım.

Peki şimdi milletvekili olmak istiyor musunuz?

Hayalim... Parlamento’nun içinde olmak istiyorum. Allahın izniyle de olacağım. Ama bugün ama yarın... Ama şu doğru değil, benim milletvekili olmak için parti başkanlarına yaranmaya ihtiyacım yok. Badıkan aşiretinin bir ferdiyim. İstesem on yılımı gider Muş’ta aşiretime verirdim, gider vekil olurdum. Bu kadar iftiralara, istihzalara da maruz kalmazdım. Vekil olmak da çok mu önemli? Uyuyan bakanları gördük biz. Adam şeker hastası. Yürüyemeyen bakanlarımızı gördük. Rahmetli Ecevit başbakandı, kolunu kaldıramıyordı. Ölüyorlar, “Eyvah, ya Nihat Doğan vekil olursa ne yaparız.” Bu ülkede İdris Naim Şahin bakan olduysa ben cumhurbaşkanı da olurum, başkan da olurum, President Doğan da olurum.

1915’te Ermenilerin yaşadığı Büyük Felaket’le ilgili 24 Nisan anmasına katılacak mısınız?

Burada olursam gideceğim. Gitmek lazım. Linçten korkmamak lazım. Zulümkâr zulümkârdır, zulüm de zulümdür. Zulmün seninkisi benimkisi olmaz. Gidersek, yürekli olursak, yanmayı göze alırsak karanlıklar aydınlığa kavuşuyor. O yüzden bence herkesin insanlık adına orada olması lazım. Hak adına orada olmak lazım.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR