
Bilirsiniz; hani kendi ekseninde dönerek yükselen Dubai Towers adıyla ikiz kuleler vardı ve yaygın tabir edilen gazetelere epeyce reklam vermişlerdi. Beş yıl içinde toptan ülke olarak iflas edeceğini bilemediğimizden mi yoksa eski arkadaşlığın getirdiği ilişkilerden mi olacak 'davul zurnayla karşıladığımız' Dubai Holding'in patronu El Maktum, 2005 yılı Ekim ayında İETT arazisini İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'ndan 100 milyon dolar tutan kat karşılığı almıştı.
İtirazlar oldu, satışı mahkeme durdurdu ve arazi ihaleye çıktı, nedense arsa 705 milyon dolar fiyatla satıldı. Hangi fiyat gerçek varın siz karar verin.
İSTANBUL’A İHTİŞAMLI YATIRIMNeyse konumuz arazinin fiyatı değil.
Kurulacak olan Dubai Kuleleri'nde sırayla; bulvar, otel, servis olmayan daireler, servisli daireler ve çatı katı daireler olarak bölümlenmişti. "Bulvar" kısmı alışveriş, yemek ve eğlence alanlarını içeriyordu. Otel ise, 200 oda ve suitten ve de ziyaretçiler için sağlık kulüpleri, yüzme havuzları, restoranlar, konferans/toplantı odaları ve iş merkezleri gibi alanlar hizmete açılacaktı. servis olmayan odalar 330 adet olup, spor/sağlık kulüplerinden, banyolardan ve park alanlarından faydalanacaktı. 150 Servisli dairelerde hizmetli, uşak, görevli kapıcı, çamaşırhane, yiyecek içecek sağlama gibi hizmetlerin yanı sıra televizyon, telefon, fax, kablosuz internet, sağlık merkezleri ve banyolara erişim olanağı sağlayacaktı. Çatı katı daireleri ise lüksün yanı sıra İstanbul'u size uçaktan izleyecekmiş duygusunu verecekti.
Bu ihtişamı okuyunca, bir bakıma ülke ve İstanbul adına sevinmiş, ama Bursa adına üzülmüştüm.
Tabii 'neden Bursa'da yok' diye değil.
'Bu yapıların İstanbul'a yükleyeceği yeni fonksiyonel durumdan kaynaklanarak, Bursa'ya düşecek rol ne olacaktır' diye...
Defalarca kere medyadaki arkadaşlarla sohbetini yapmış, ve 'bu kuleler gösteriyor ki, İstanbul Online Ticaret ve Finans Merkezi olacak; Bursa, Tekirdağ ve Kocaeli; İstanbul'un bir banliyösüne dönüşüp, üretim, depolama ve lojistik merkezi olacaktır' diye görüş belirtmiştim..
Hazırlanın 5 milyon nüfusa!..
2 kere 2 eşittir 4 eder. Eğer kamuoyu araştırmacısı Ahmet Bey gibi değilseniz başkaca rakam bulamazsınız.
Bu düşüncemi bir kısım arkadaşlar paylaştı doğru dedi, bir kısmı yanlış veya abartılı buldu.
Tabii o gün uygun bulan da, yanlış bulan da sübjektif değerlendirme yapıyordu. Bir tahlilin objektif olması için, hayata geçirilmesi yani gerçekleşmesi gerekiyor.
Biz zaman zaman bu entelektüel tartışmalara devam ederken, ele geçirdiğimiz bir belge, 2005 yılında yapılan bu tahlilin ne derece objektif olduğunu kanıtladı.
İSTANBUL’UN ÇEVRE DÜZENİ PLANIEfendim birkaç ay önce İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, İstanbul'u ele alıp İstanbul Çevre Düzeni Planı adıyla bir çalışma hazırlamış. Bin elli sayfaya yakın olan İstanbul ÇDP'si, İstanbul'u kültür, turizm ve üst düzey hizmet (finans) merkezi yapmayı planlıyor…
Planlasın bize ne!..
Ancak, İstanbul'da faaliyet gösteren sanayi işletmeleri "yük" olarak değerlendiriliyor ve bunları uzaklaştırmak gerektiğine karar veriyor.
Buna da 'olsun bize ne' diyebiliriz, ama uzaklaştırılan bu yükler bizi ilgilendirmiyor olsaydı.
Zatı alileri bu yükleri Marmara Bölgesi’ ni planlayarak çözmüşler.
Trakya, Ergene Havzası, Bursa Ovası, Adapazarı ve Bilecik bu yüklerin yeni merkezi olacak(mış)…
Açılım da şöyle; Edirne, Kırklareli, Balıkesir ve Çanakkale tarıma dayalı sanayi, Bursa, Tekirdağ, Bilecik, Kocaeli, Sakarya ise sanayi merkezleri olarak görülüyor(muş) hatta biraz daha ileri gidip, Bursa'yı da bizim adımıza planlamışlar. Mesela sanayinin bir bölümünü Karacabey ve Mustafakemalpaşa'ya almışlar.
Doğuya doğru da yönelip, İnegöl ve Bozüyük de sanayi bölgesi olarak önermişler.
Tabii bunları yaparken; Bursa'nın, M.K.Paşa'nın ve İnegöl'ün Ova eylem Planı’nı hiç dikkate almamışlar.
Velhasıl planı hazırlayan bu muhteremler, "İstanbul'u gereksiz işlevlerden ve işletmelerden kurtarmamız gerekiyor" diyor ve Bursa'ya yeni görevini Bursalılar'a sorma gereği duymadan veriyorlar.
BAKALIM BİZİMKİLER NE DİYECEKSonuçta bu biçilen yeni don bize uyar uymaz o ayrı mesele. Plan muhtemelen bizim bu haberimizi okuduktan sonra iktidar veya muhalefet grupları tarafından perşembe günü Büyükşehir Belediye Meclisi’ne getirilir.
Ayrıca Şehir Plancıları Odası başta olmak üzere Akademik odalar, Baro, BTSO ve adı Siad'la biten dernekler. Bunun haricinde Bursa adına faaliyet yürüttüğünü söyleyen adlarına çok ulvi isimler takan STÖ'ler bakalım bu plana ne diyecek?..
İşte size Bursa'ya hizmet etme olanağı. İster karşı planı hazırlayın, ister karşılama planı.
Bir Bursa evladı olarak, ben diyorum ki;
Meseleyi olgunlaşmamış ham çevreciler ve sırf muhalefet olsuncular gibi değerlendirmememiz gerekir.
Gelsin gelmesine; ama planlama, kontrol ve müdahale bizim elimizde olsun. Çünkü Bursa'nın yatırıma, vasıflı insana ve iş sahasına ihtiyacı var.
Ama çevre kirliliği, tarım arazilerini yok etme, vasıfsız göç ve hızlı nüfus artışı olmaması koşuluyla, benim kabulümdür.
Başta Bursa çocuğu ve Bursa'ya niteliksiz göç istemeyen Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Altepe'nin ne diyeceğini merak ediyorum.