Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Bedava ulaşım baldan tatlı...
30 Mayıs 2017 Salı, 08:04

I know what it is to be young. But you don't know what it is to be old!
(30 yıldır Türkçe yazıyorum, bir arpa boyu yol alamadım. Bundan sonra böyle, işinize gelirse!)
'Yurttaş Kane' Orson Welles meşhur şarkısında diyor ki ahaliye özetle:
'Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum, ama sen yaşlı olmanın ne olduğunu bilmiyorsun!'
Hakikaten doğru.
Benjamin Button hariç kimse yaşlılığın ne olduğunu bilerek sürmüyor hayatını.
Belki de bundandır, Attila İlhan'ın 'İhtiyarlar Baladı'nı tam idrak edememiş olmamızın sebebi hikmeti, belki bundandır Oscar ödüllü 'İhtiyarlara Yer Yok' filmini tam anlamıyla anlayamamış olmamız...

Metrodayım. Ne işe gidiş saati, ne işten dönüş saati.
Vagon orta yaş ve üzeri, neredeyse 'full'.
Üretim sürecine direkt katılmayan bu popülasyon, bu ölü saatte, nereye gidiyor acaba!

Ne demek istediğimi başka örnek olay ve diyaloğlarla anlatayım:
Şu diyalog bizzat başımdan geçti.
- Necati Abi nereye gidiyorsun!
- Hiçbir yere. Rink yapıyorum!
- Nasıl ya?
- Bindim ilk duraktan, gezip gelecem Heykel'i falan, otobüsten hiç inmeden!

Gazetede bir arkadaşım anlattı. Teyzenin telefonu çalmış. Bizimki açıp 'otobüsteyim' demiş ve devam etmiş: 'Valla bilmiyorum nereye gittiğimi, bindim gidiyorum öyle!'

Toplu taşıma '65 üstü'ne ücretsiz ya. Ablalar- abiler geziyor işte, öylesine.
Son tahlilde 6 binişle sınırlandırıldı bu gezme- tozma halleri.
Son hikayemiz ona ilişkin:
Amca 'bukart'ı cihaza tutunca 'dııııııtt' diye 'geçersiz!' sinyali ötmüş.
Şoför çıkışmış haliyle:
'Kahveye gittin çayını içtin, fırına gittin ekmeğini aldın, kimbilir başka neler neler daha yaptın. Ne olacak şimdi bu senin halin!'

Şoför arkadaşın sorusu, bana kalırsa bu yazının da ana fikri:
Bu kentte kime sorsanız, 'en büyük sorun ne?' diye, herhalde herkes 'ulaşım' diye başlar cümleye. Öyleyse, lastik tekerlekten ve raydan, tabanvaya geçiş şart.
Çünkü öylesi çok daha faydalı hem bünyelere, hem memlekete...

Dakikada ikibuçuk konut...

Konut arzı fazlası olan kentler istatistiğinde İstanbul ve Bursa hatırı sayılır bir fazlaya sahipti.
'Ti'li geçmiş zaman kipi kullanıyorum, çünkü son tahlilde konut talebi arzı yakaladı.
Oysa, çok değil 3-5 sene öncesine kadar bu iki kentte konut talebi arzın gerisinde kalmış, başka deyişle satarız diye yapılan evler elde şişmişti.
Durum, ilk etapta 'o zaman yeni bir çivi çakmaya, yeni beton dökmeye, yeni harç karmaya gerek yok' algısı yaratıyordu.
Şimdi iş değişti.
Ahalinin ekseriyesinin çağdaş konutlarda oturma talebi henüz doyurulmuş değil.
Yani şu sıralar, mimarlar, inşaat mühendisleri ve yükleniciler için sektörde yapacak daha çoook iş var.
Haberi Bursalılaştırırsak, bu kentte yaşayanlar Ataevler, İhsaniye, Beşevler, Özlüce gibi semtlerde oturmayı ve yaşamayı özlüyorlar.
Geçenlerde bizim gazetede okuduğum haber, konut satışları ile ilgili şu enteresan istatistiği içeriyordu:
Yılın ilk 4 ayında 440 bin konut satıldı. Sayıyı zamana bölünce -dikkat buyurun- dakikada ikibuçuk konut satıldığı ortaya çıkıyor.

Ölüm gibi bir şey oldu...

Özdemir Asaf'ın 'Bekle dedi' şiiri, Bursasporluların haleti ruhiyesini anlatır gibi.
Şiirin orijinali şöyle:
Geleceğim, bekle dedi, gitti.
ben beklemedim,
o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu
ama kimse ölmedi.

Merak etme düşmem dedi
ben inanmadım.
O da kendine inanmamış demek, düştü.
Ölüm gibi bir şey oldu.
Ama kimse ölmedi.
NOT: İnşallah hafta sonu beklenen mucize gerçekleşir de, şu satırları yazdığımız için nedamet getiririz...