Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Cumhurbaşkanlığı'na 'direkman' bağlandık
11 Temmuz 2018 Çarşamba, 07:41

Devletin tepesindeki düzenleme bizi de düzenlemiş. Daha önce Başbakanlık'a bağlıydık.
Kurumun adı da, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'ydü.
Şimdi 'direkman' Cumhurbaşkanlığı'na bağlandık.
Kurumun adı da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı.
Bu yeni durumu yazı konusu yapmam, meslektaşlarımı onore etme temelli değil.
Bundan böyle herkes ayağını denk alsın demeye falan da çalışmıyorum!
Tam tersine.
Dünyanın birçok ülkesinde, muz cumhuriyetleri hariç, basın bağımsızdır. Bir yere bağlı olması kabul edilemez. Hele de devlet kurumlarına bağlı olması, asla.
Bu bağlılık bağımsızlığın, tarafsızlığın, objektifliğin sakatlanması anlamına gelir.
Bizde ise nedense bu duruma itiraz eden pek yok.
Her ülkede gelenekler, alışkanlıklar farklı olur ayrı konu. Ve fakat yurtdışı temaslarda, basın kartını devletten aldığımızı izah etmekte zorlanıyoruz, yabancı meslektaşlara...
'İyi de siz memleket yöneticilerini eleştiremiyorsunuzdur o zaman' diyorlar, başka bişey demiyorlar. Basın kartını devletten aldığımız halde çatır çatır eleştiri yaptığımızı nasıl anlatacağız elin fakirlerine.

Patates diplomasisi!
ABD Dişişleri Bakanı Mike Pompeo Kuzey Kore'ye gitmiş. Gitmişken ülkenin lideri Kim Jong Un ile görüşmek istemiş. O sıralarda Kuzey Kore lideri ülkenin kuzeyinde patates tarlasında incelemeler yapıyormuş. ABD'li bakanın görüşme talebi iletilince Kim Jong Un, bana göre şu tarihi cevabı vermiş:
'Patates tarlasındayım, görüşemem!'
Sizi bilmem bu cevap bana çok anlamlı geldi:
1. Gözümde patates kadar değeriniz yok.
2. Türkiye'de fiyatı bir ara 7 liraya kadar yükselen patates, şekilde görüldüğü gibi 'diplomasi'de de hak ettiği yeri aldı.
3. İki madde yeterli bu yazıya. 3'üncü maddeye bir şeyler yazmaya çalışmak yazıyı sündürmekten başka bir işe yaramaz.

12 ve 24
Tüm dünya nefesini tutmuş, Tayland'da içi su dolu mağarada mahsur kalan 12 çocuk ve antrenörlerinin kurtarılmasına odaklanmıştı. Zaman dardı, ülke muson yağmurlarını bekliyordu ve acele etmek gerekiyordu. Tayland'dan dün iyi haber geldi. Çocuklar 4'er 4'er peyderpey, her bir grup için 7-8 saatlik çalışma ile ve tabii dalgıçların marifetiyle kurtarıldı. Mağaranın 13 kilometre uzunluğunda olduğunu ve içinde sayısız su engelinin olduğunu da anımsatalım.
Bizde ne oldu tam da o sıralarda.
Bir küçük su birikintisi, rayların düzeneğini bozdu ve tren kazası 24 can aldı. Yüreğimiz dağlandı.
Bu iki olay, medeniyetimizin aldığı yol açısından tipik iki örnek bence.
Niye toplu ölümler ülkesiyiz biz. Türkiye niye hep böyle!