Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Gülümseme, en büyük sermaye!..
15 Temmuz 2017 Cumartesi, 08:16

Marş Mira Notları-2

Buyurun- buyurun!..
Yürüyüş sırasında en çok duyduğumuz sözler bunlardı: 'Buyurun buyurun!'

Sonrası genellikle Boşnakça devam ediyordu ve büyük ihtimal, 'lütfen çekinmeyin alın' türü sözlerdi.

Hangi köyden veya 3-5 evin bir arada olduğu bölgeden geçsek, yerel halk, kurdukları stantlar marifetiyle bize, su, çay, kahve, elma, armut vermek için yarıştılar.

Binlerce katılımcıya kahve mi yetişir demeyin, kahveler kazanlarda kaynıyordu bu ikram noktalarında.

Türk izciler de bir noktada lokma dağıtırken BM'nin Amerikalı görevlileri de en az 3 noktada muz, elma ve su dağıtımını 3 gün süreyle yaptılar. Ayrıca yürüyüş sırasında Kızılhaç'ın Saraybosna ekibi de görev başındaydı.

Hem güzergaha kurdukları sağlık istasyonlarıyla, hem kamp yerlerine kurdukları araç hastanelerle ayaklara ve pişiklere 'merhem oldular.'

Nasıl yürüdük?

Burada anlatması kolay. Bursalı okurun kafasında şekillendirmesi için şu kadarını söyleyeyim. Her gün Heykel'den Gemlik'e kadar yürüyeceksiniz. Ve güzergah ekseriyetle Dürdane rampası gibi. Hep çıkış hep çıkış. Düzlük ve iniş çok az. Ve bunu 3 gün üst üste 5-6 saatlik uyku ile ve de sırt çantalarınız ile yapacaksınız!
Bursa ekibi ekseriyetle doğa fotoğrafçıları, dağcılar ve gazetecilerden oluşuyordu.

Yürüyüş başlarında hayli zinde görünen ekibimizin, bilhassa gazetecilerden oluşan küçük bir bölümü (ben dahil) az daha ruhunu teslim ediyordu!
Bizi ayakta tutan insan yüzlerinden aldığımız enerji oldu.

Üç günde 100 km her babayiğidin altından kalkacağı bir iddia değildi. Fotoğraf yazarınızın 'doğada yürümeye bayılıyorum' isimli çalışmasından...

Güçlükle aştığımız bir rampada bize muz veren görevliler, önünden geçtiğimiz evden yapılan armut ikramı, dağ başında karşılaştığımız İtalyanlara şapka verip 'La Gazetta Della Sport' muhabbetine girmemiz hoş ayrıntılardı.

Dahası var, Şilili eski BM gözlemcisi yaşlı amcayla 'Zamorano, good player!' diye geyik çevirdik. Hatta iki grup yolu şaşırdık, yani dağ başında kaybolduk. Kaybolmuşken sohbeti ilerlettik ve ortaya ne çıksa beğenirsiniz: İki grupta da birer Adnan vardı ve bu Adnanlar'ın ikisinin de mesleği gazetecilikti. Bunlar ete kemiğe büründürebildiğim insani güzelliklerdi ve her türlü yorgunluğu unutturan şahane detaylardı. (Bu satırların yazarını dağ başında karşılaştığı İtalyanlar'a 'laşantemi kantareee, komo italyaaano' diye türkü çığırırken hayal edin!)

Türk dizilerinden Türkçe!

Türk dizilerinin Türk kültürü ve dilinin yayılmasına olağanüstü katkı yaptığı malum.
Köyün birinden geçerken Kiralık Aşk dizisindeki 'Defne' karakterinin 'çok' benzerine rastladık. Kızcağız da bu benzerliğin farkındaydı. Üstelik, kaçırmadan her gün izlediği Türk dizileri marifetiyle şakır şakır Türkçe konuşuyordu. Asıl adı Amira'ydı. Türkiye'de okumayı, doktor olmayı kafaya koymuştu. 'Defne' ve ailesinin güler yüzü misal, o ana kadar yaşadığımız yorgunluğu, anında unutturdu. İkram ettiği çay ve kahveler de cabası tabii. (Biz de tişört ve şapka ile kontra yaptık.)

Karışık dini ve idari yapı

Yürüyüş güzergahında mütemadiyen gülümseyen yüzlerle karşılaştık desek doğru olmaz. Çünkü hafif somurtuk, hadi biraz yumuşatalım, gülümse(me)yen nazarlarla da karşılaştık.
Bosna Hersek'in idari yapısı oldukça karışık.
Ülke sınırları içinde bir adet Sırp Cumhuriyeti var. (Sırbistan değil Sırp Cumhuriyeti) Bir adet de özerk Cumhuriyet. (Bırçka mı ne, dilim dönmüyor söylemeye!) 10 tane de kanton var.
Dolayısıyla hem ülke hem yürüyüş güzergahı kozmopolitikti!
Kah bir kilisenin yanından yürüyerek geçiyorsunuz, kah bir camide mola veriyorsunuz.
Bazen Bosna- Hersek polisi görüyorsunuz yollarda bazen Sırp Cumhuriyeti polisi.
Savaşın açtığı yaralar, örneğin yanmış bir ev, kurşunlanmış bir yapı da ibreti alem için günümüze kadar taşınmış.
Neyse ki yüzler en iyi barometre.
Tavrınızı, size gülümsenip-gülümsenmemesine göre ayarlıyordunuz.

Harflere bak!

Bosna Hersek'te gezerken kimin bölgesinde olduğunuzu anlamanın en kolay yolu tabelalara bakmak. Eğer kril alfabesi ise gördüğünüz Sırp bölgesindesiniz demektir, Latin harfleri çarpıyorsa gözünüze Boşnak bölgesinde... Hangi polisle muhatap olduğunuzu da aynı yöntemle anlayabilirsiniz. (Devamı yarın...)