Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Güvenilir tek kanal bile yok!
12 Haziran 2019 Çarşamba, 08:20

Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu pazar gecesi 21.00'de açık oturumda karşı karşıya gelecekler ya.
Bu yayını kim yapsın, kim sunsun, hangi teknik ekip yayını gerçekleştirsin yollu tartışmalara, konuşmalara kulak misafiri oldunuz mu?
Şunu çıkardım ben bu muhabbetten:
Bu ülkede, herkesin güvenebileceği, herkesin üzerinde mutabık kalacağı, herkesin anlaşabileceği ve herkesin 'bunların yamuğu olmaz' diyebileceği tek kanal yok.
Kanal çok da, alayı kanalizasyon durumunda! Çıkmadı işte, yayını şunlar yapsın denebilecek bir istasyon. O kadar kanal var, say say bitmez. O kadar frekans, o kadar dijital platform, internet televizyonu, Youtube kanalı falan var. Dahası anlı şanlı ana akım medyamız var güya ama... Tuttular herhangi bir yerde yapılmasına karar verdiler yayının: Lütfü Kırdar Kongre ve Kültür Merkezi'nde.Bir televizyon kanalının koşulların daha iyi olduğu bir stüdyosunu bile belirleyemediler.İşin daha bir enteresan tarafı da, teknik ekip. Sektörün içindekiler gayet iyi bilirler ki, teknik edip istese bir konuğu vezir de edebilir rezil de. (Adamı iki kere burnunu karıştırırken göster işi bitsin!) Hasılı, teknik ekibin bile 'bağımsız' kişilerden oluşmasına karar verildi.
Demek işsiz kameramanlar, KJ'ciler, ışıkçılar, sesçiler, resim seçici vs tedarik ediliyordur şu sıralar.
Uzun lafın kısası, an itibariyle anladık ki milletçe; eyyamsız, dürüst, namuslu, objektif, bağımsız ve adil, yani özetle güvenilir tek kanal bile yok bu ülkede...

SUNUCUYA LİNÇ!

Sunucu konusunda bile çok acayip niza çıktı. Yıldırım cephesi Uğur Dündar dedi, bilinen Atatürkçü çizgisine, İmamoğlu'nu açık açık desteklemesine rağmen hem de. Ve fakat teklif yapılır yapılmaz, sosyal medyada linç başladı. Uğur Dündar kişisel televizyonculuk tarihi açısından 'tarihi jübile' sayılabilecek bu teklifi, toplumdaki kutuplaşma sebebiyle ve tabii olası olumsuzluklarda faturanın kendisine kesileceği duygusuyla (4 maddede açıkladı bu durumu) kabul etmeyince iş, İsmail Küçükkaya'ya kaldı. Küçükkaya da bu linç kültüründen muaf olamadı.
Kimsenin kimseye güvenmediği enteresan bir toplum olduk biz.

BAŞKA TÜRLÜ BİR GÖRGÜSÜZLÜK..

Sanatseverlerin 'erkek Mona Lisa' diye nitelediği şu tablo, Leonardo da Vinci'nin son eseri. Üstadın 1500'lü yıllarda yaptığı 'Salvator Mundi' isimli bu tablo 2017'deki bir müzayedede 450 milyon 300 bin dolara satılmıştı. Tabloyu Badr bin Abdullah bin Muhamed bin Farhan Al Saud diye biri almış. Eleman Suudi Arabistan'ın veliaht prensi Muhammed Bin Salman'ın adına hareket ediyormuş. Yani tablo Prens Salman'da. Buraya kadar her şey normal. Çok parası olan çok pahalı şeyler satın alabilir nihayetinde. De, tablo uzun süredir ortalıkta görünmüyormuş. Hatta Fransızlar getirin şunu Louvre'da sergileyelim sanatseverler özledi falan diyormuş ki..
Tablonun 26 Mayıs'ta Kızıl Deniz'deki Şarm El- Şeyh'te demirli Salman'a ait lüks bir yatta olduğu anlaşılmış. Sanat çevreleri 500 yaşındaki hassas bir eserin açık denizde nemli bir ortamda tutulmasının sağlıklı olmadığına dikkat çekmişler.


İşi bilenler değerli tabloların yanında sigara bile içmezler, hassasiyetten. Dilimin ucuna geleni hemen söyleyip bağlıyorum faslı: Ne kadar parayı bastırıp almış olsan da bu tabloyu, o eser insanlığın ortak değeri. Çuvalla para verdim, istediğim gibi hor kullanırım diyemezsin. Dersen, görgüsüz damgası yersin.