Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Hayır hasenat işleri
14 Haziran 2018 Perşembe, 07:36

Duraktayım. Gazete'ye gelmek için, otobüs bekliyorum. Küt, önümde bir araç durdu.
90'lı yılların efsane politika muhabirlerinden Yasemin Taydaş direksiyonda. İndi, sarıldık ettik. Ön koltukta babası oturuyordu: Mehmet Taydaş.
Ne mübarek adamdır, anlatayım: 1992 yılında işsiz kaldım. Geziyorum öyle işsiz- güçsüz. Yasemin'in ufağı Murat da arkadaşım. Evde ne konuşulduysa artık, baktım bir gün Murat elde kocaman bir erzak torbası dikildi karşıma. Mehmet Amca'nın bakkalı vardı. Oradan toplamış, makarnayı, nohudu, fasulyeyi, mercimeği, ayçiçek yağını vs.
'Arap' dedi, 'Babam gönderdi bunları sana!'
Mehmet Amca, ki kendisi şimdi hatırlamaz bile, özümün kişisel tarihinde 'kahraman' mertebesine o gün oturdu.
O yıllar ne işsizlik maaşı gibi şeyler var, ne başka şeyler, işsizsen açsın, yeni bir iş bulana kadar.
Bugünler öyle mi? Her belediyenin aşevi var, ikinci el kıyafet mağazası var, evlere gidip yaşlıları tıraş eden, ev çatısı aktaran, ev boyayan bile var.
Üniversite öğrencilerine çorba dağıtan belediye misal, bizim okuduğumuz yıllarda olsaydı, uzaydı!
Belediye hizmetleri, işsizlik maaşı vs dışında ülkede, sosyal devletin tam devrede olduğunu söylemek güç. Neyse ki, bu ülke hayırseverler açısından mümbit bir ülke.
Buyurun şu habere: Şırnak'ın Silopi ilçesinde bir grup işadamı yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi 2 bakkal ve bir ekmek fırınında 200 vatandaşın veresiye defterine yazdırdığı toplam 15 bin liralık borcunu sildirdi.
15 bin lirayı 200'e bölünce 75 lira çıkıyor.
Nasıl bir yoksulluk, nasıl bir fakirlikse bu, bu kadar küçük bir meblağı bile ödeyemez halde insanlar.
Ramazan, İslamiyet açısından önemli bir ay. 'Hayır hasenat işleri' böyle dönemlerde zirve yapar. Dinin gereği fitre ve zekat da bu ayda ödenir.
Dolayısıyla şöyle bağlayalım bu faslı:
Al sana fitre, al sana zekatın kralı.

TRT'nin çapraz kuru
Çok kanala geçilmeden önce, ülke çapında tanınmanın yegane yolu, bir punduna getirip TRT'de görünmekti. 'Televizyona çıktığınız anda' artık siz, sokaktaki adamın tanıdığı 'ünlü'ye dönüşüyordunuz. Çünkü ahalinin yüzde 90'ı, eve gider ve oturur sadece televizyon izlerdi o yıllarda.
TRT bu işin keyfini çok sürdü. Tek tabanca olmanın avantajını çok kullandı.
Bu durumun farkına varan siyasiler de iktidar olduklarında ilk iş, bu kurumu kendi politikalarına alet edecek işlere giriştiler. Dolayısıyla TRT'ye 'iktidar borazanı' yakıştırması yapıldı.
Başka deyişle TRT, misal bir BBC olamadı!
Dün baktım. CHP, TRT'nin kendisine tanıdığı konuşma hakkını 'sürekli yanlı yayın yapılmasını protesto ettikleri' gerekçesiyle kullanmayacağını YSK'ya bildirmiş.
2-3 gün önce de İyi Parti lideri Meral Akşener, 'benim yerime başkası konuşsun' talebinde bulunmuş, reddedilince de, 'madem öyle konuşmayız biz de' cevabı vermişti.
CHP konuşmuyor, İYİ Parti de.
Muhalif kanattan Selahattin Demirtaş çıkacakmış TRT'ye. 10'ar dakikalık 2 çekim için 5 saat uğraşmış TRT ekibi, Edirne Cezaevi'nde. (Elde tespih, volta atarak konuşacaksa, izlemek lazım!)
Sözün özü, TRT'nin 'çapraz kuru' ne kadar düştüyse artık, bir zamanların televizyona çıkmak için can atan siyasileri bile burun kıvırıyorlar TRT'ye.
Normal sonuç.
Ödeneğini devlet bütçesinden alan, yani kamunun malı olan ve fakat, herkese eşit mesafede duramayan, herkese söz hakkı tanıyamayan bir kurum, erozyona uğramayacaktı da, ben mi uğrayacaktım.