Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Hemen kapat ekranı doğada hayatın tadı
20 Aralık 2017 Çarşamba, 08:11

Bizim meslekte bilgisayarın yeni olduğu günler. 'Ayıptır söylemesi', kullanmayı bildiğim için önüne bilgisayar konan ilk çalışanlardan biriyim. Küçücük ekranda sayfa yapmışlığım bile var.
O günlerin 'Mac'inde, bir hata olduğunda 'fitili ateşlenmiş bomba' işareti belirirdi ekranda. Bir gün, ekranda bombayı görür görmez, 'Arkadaşlar bu patlayacak galiba, bakın uyarıyor!' diye ortalığı velveleye verdim.
Baktım, o günlerde ekonomi servisinde birlikte çalıştığım arkadaşların hepsi (isimlerini vermiyorum!) sütunların, sütrelerin gerisine kaçışmış.
Güldüğümü görmeseler, geri gelecekleri yoktu servise. Bilgisayarın patlaması, ancak böyle bir komiklik olabilir diye kalmış aklımda.
Dün şu haberi okuyana kadar...
Balıkesir'in Edremit ilçesinde 5 katlı apartmanın 2. katında bilgisayar patlaması sonucu çıktığı öne sürülen yangında, 5'i polis ve itfaiyeci olmak üzere 20 kişi dumandan etkilendi...
Hımm. Demek ki bilgisayarlar, gerçekten de patlayabilirmiş!
Televizyonların patladığını duymuştuk, evdeki elektrikli alet edevatların yangın çıkardığını da. Aslında tüm elektrikli ve elektronik alet edevatın en masumunun bile en kötü ihtimal çevresine radyasyon yaydığı, elektromanyetik kirlilik kaynağı olduğu da biliniyor.
Teknolojinin hayatın her alanına el attığı, bu ultra iletişim ortamında, kafa başta (!) olmak üzere bünyenin tamamı radyasyona maruz.
Fiziksel olarak göçük haldeyiz yani.
Ruhsal olarak bari dirensek diyeceğim ama, o sektör de gözyaşları içinde.
Sosyal medyanın giderek bağımlılığa dönüştüğü, kimi psikolojik arızaları beraberinde getirdiği de kabak gibi bir vaka.
Diyeceğim şu ki, işin içinde ekmek parası yoksa, iş veya uğraş başka türlü icra edilemiyorsa, (misal okuduğunuz şu yazının başka türlü yazılma ihtimali yok) yani çalışma hayatının zorunlulukları dışında mümkün mertebe uzak durmak gerek galiba bilgisayar ekranlarından, cep telefonlarından ve dahi aklınıza gelen- gelmeyen her türlü elektrikli ve elektronik alet edevattan.
Bana öyle geliyor ki, 'Ne varsa doğada, doğallıkta' diyen 'yeni bir insan tipi' çıkacak bu kaotik ortamdan.

Sosyal medya hastalık!
Araştırmalar ortaya koydu: Depresyon, özgüven eksikliği ve yalnızlık duygusu, sosyal medya kullanıcılarının başında Demokles'in kılıcı!
Buyurun size, BBC Türkçe'den üç haber başlığı, peş peşe:
1. Genç kadınlar internette hayatlarını mükemmel göstermek istiyor.
2. Günde 1 saat sosyal medya, çocukların mutluluğunu azaltıyor.
3. Gençlerin ruh sağlığı için en zararlı platform Instagram.
Alt alta duran bu 3 haberden özümün çıkarımı, 'başımız hakikaten belada' şeklinde.

İlaç da sosyal medya!
Peki şuna ne demeli? Buyurun bizim gazetenin arka sayfasında bugün yer alan 'Paylaşım yapılmalı!' başlıklı habere. Sosyal medyanın ruh sağlığına zarar verdiğini artık Facebook'un da itiraf ettiğine ilişkin bir haber bu. Ve fakat tuhaf olan şu:
Facebook, bu zararlı ortamdan kurtulmanın yolu olarak yine bizzat sosyal medyayı işaret etmiş. Enteresan değil mi?
Facebook özetle şunu öneriyor gençlere:
'Arkadaşlarınızın paylaşımlarına kenardan bakmayın. Ruh sağlığınız bozulur. Siz de paylaşım yapın!'
Yani şunu mu öneriyorsun bize Mark Zuckerberg!
'Sizin ruğ sağlığınız bozulacağına onlarınki bozulsun!'
Atatürk'ün 'Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaların giderilme aracı yine bizzat basın özgürlüğüdür' dediği gibi, sosyal medyanın sakıncalarının giderilme aracı da yine bizzat sosyal medyanın ta kendisi galiba...
Madem terki diyar edemiyoruz ne medyasından, ne de sosyalinden.
Bari keyfini çıkaralım!
(Konfüçyüs'a bin selam!)