Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Her şey eskidi, Mustafa Kemal Atatürk baki...
11 Kasım 2017 Cumartesi, 09:28

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Atatürk'ün ölüm yıldönümlerinde tüm yurtta, KKTC'de ve dış temsilciliklerde saygı ve sevgiyle anıldığı eski günlerde...
Bana öyle geliyordu ki, sanki, Atatürk, anlamından uzak anılıyor, toplumun geneli tarafından tam olarak algılanamıyordu.
Ne zaman 10 Kasım 'yas günü'nden 'anma günü'ne çevrildi, anlam da kendiliğinden geldi.
Öbür türlüsü biraz emir komutayla, ağlama zorunluluğu gibiydi ki, üzerinden yıllar geçmiş bir acının on yıllar sonra aynı sıcaklıkla ve heyecanla yaşanması zaten eşyanın tabiatına aykırıydı.

Öte yandan, çok kötü Atatürkçülük örnekleri de dayatıldı bu ülkede.
Misal 12 Eylül dönemindeki 'mecburi Atatürkçülük!' zihniyeti, kitlelere Atatürk'ü sevdirmekten ziyade, kitleleri Atatürk'ten soğutma temelliydi.
Geldiğimiz noktada...
Artık toplumun ekseriyesi gayet iyi anladı ki, bu ülkede başta laiklik olmak üzere Atatürk ilkeleri en geçer akçe. Kimse kimsenin yaşam tarzına müdahale etmemeli, kimse kimseye kendisi gibi yaşamayı dikte etmemeli.
Daha büyük daha anlamlı laflar da edilebilir yazının bu aşamasında ama, her şeyin başı demokrasi, laiklik ve insan hakları aslında. Hukuk devleti, eşitlik, adalet.
Mustafa Kemal de, ta o günlerde bu hedefleri koydu zaten, milletin önüne.

Hıçkıra hıçkıra ağladık!..

Okul önlükleri siyah, yakalar beyazdı. 10 Kasım'larda beyaz yakayla okula gelmek yasaktı. Çok aptalca ama öyleydi. Hatta, beyaz yakalığını evde bırakmayı unutanın yakalığı elinden alınır, okulun önünde oluşturulan saygı köşesine kurulu meşale kutusuna atılıp yakılırdı. (İlim irfan yuvası mı, Nazi kampı mı, belli değil!)
Bir keresinde çok komik bişey oldu, saygı duruşu sırasında. Haylaz öğrencilerden biri, gülmemek için kendini zor tutuyormuş gibi bir ses çıkardı. Öğrenciler artık nasıl sıkmış, nasıl kasmışsa kendini, herkesin sinirleri bozuk zaten, başladık hıçkıra hıçkıra gülmeye. Herkes makaraları koyverdi anlayacağınız.
Tablo, okulca rezil olduğumuzun resmiydi.
Müzik öğretmeni, kürsüye geldi ve şu büyük yalanı yüzümüze söyledi:
'Çocuklar! Saygı duruşunda bazı arkadaşlarınızın kendini tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlaması, size emek veren biz öğretmenlerinizi çok mutlu etti, gururlandırdı!'
Hıçkıra hıçkıra gülmüştük ama hocamız bize hıçkıra hıçkıra ağladığımızı söylüyordu!
Öyle söylemek zorundaydı, çünkü maazallah olay milli eğitimin kulağına falan gitse, başları (okul yönetimi olarak hem de) belaya girerdi büyük ihtimalle.

Eller başın arasına girer mi?

Kara kara düşüneceksek, ne yaparız? Başımızı ellerimizin arasına alırız, değil mi?
Ellerimizi başımızın arasına almak, tek başımız olduğu için anatomik olarak mümkün değil çünkü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan gazilere sahip çıkılması gerektiğini anlatırken bakın ne söylüyor:
'Gazisine saldıran, şehit yakınına terbiyesizlik eden bu zihniyetin bu ülkede nasıl barınabildiğini, ellerimizi başımızın arasına alıp düşünmemiz, sorgulamamız lazım.'
Günlük dilde çok yapıyoruz bu hataları.
Ajans böyle geçmiş haberi, gazetelerin neredeyse hepsi almış, aynen kullanmış.
Biz hariç! Çünkü bizde Kadir Cibiceli isimli pürdikkat bir 'musahhih' çalışıyor.
Musahhih, 'tashih' yapan manasında, bugünkü dille söylersek, düzeltmen!
NOT: Kendi isminin geçtiği bir yazıyı okumak nasıl bir duygu Cibiceli?
(Soyadını doğru yazabilmiş miyim abi?)