Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Histriyonik kişilik bozukluğu sensin!
05 Mayıs 2019 Pazar, 08:00

Fırında kaşarlı patates yapmaya kalkıp, pişme sırasını tam bilemeyip, kaşarları yaktığım, patateslerinse çiğ kalmasına sebep olduğum garabetini sosyal medyada paylaşmamın, meğer bir adı varmış:
Histriyonik kişilik bozukluğu.
Sadece bende değil, herkesi sarmış bu hastalık.
'Aşırı duygusallık ve dikkat çekmek, çevresi tarafından onay arama ihtiyacının yüksekliği ile kendini belli eden' bu hastalığa teşhis de konuyormuş artık.
Bu bozukluktan mustarip kişiler renkli, dramatik, abartılı davranan, duygusal kişilermiş. (Renkliyi çık, tıpkı ben!)
De, anlamadığım şu. Patatesler çiğ kalmış, kaşarlar kömür olmuş. Özetle rezil olmuşum, bunu da dünya aleme (82 milyon diyelim) duyuruyorum. Paylaşımı gören 'Enee' diyecek en basiti, 'kimleri köşe yazarı yapıyorlar!'
Bu mu şimdi dikkat çekmek! Bu mu onay arama ihtiyacı!
Bu teşhisi koyan arkadaşa sesleniyorum, onay arasam, 'off of bir yemek yaptım, parmaklarınızı yersiniz, Ataevler- İhsaniye aksının en iyi yerli ve milli aşçısı benim!' diye neşriyat yaparım. Onay arayan adam kendisini rezil eder mi?
Tamam, geçen gün Facebook'la iletişimim 3 dakika koptu diye biraz bunalıma girdim, doğru ve fakat...
Şu kadarının millet olarak farkındayız. Öyle bir sosyal medya çağında yaşıyoruz ki son tahlilde. Yapmaktan daha önemlisi göstermek. İyi bir yemek yemek değil önemli olan, onu yediğini göstermek. İyi bir tatil değil amaç, o tatili bilhassa yapamayanların gözüne sokmak.
Bu, tasvip edilecek şey değil bence de.
Ama, kimi duyarlılıkların yaygınlaşmasında, misal sokak hayvanlarına eziyet, doğanın tahrip edilmesi, tarihi eserlere değer verilmemesi vs gibi konularda...
Dahası ülkede gelişen sosyo-politik olaylara tavır alınmasında falan sosyal medyanın önemi az mı?
Varsın, iki-üç kişi de soğanlı- soğansız menemen yapsın paylaşsın. O kadarı da, işin tuzu biberi olsun, ne olacak.
Öte yandan yukarıdaki tanımı yapan eleman 'histriyonik kişilik bozukluğu' olanların bir özelliğinin de 'konuşmalarda renkli kelimeler kullanmak' diye tanımlamış.
Buyurun abinin 2 paragraf sonra kurduğu cümlede geçen renkli sözcüklere:
'Borderline kişilik bozukluğu, somatizasyon, kısa psikotik, dissosiatif'
Kendini de ele vermiş histriyonik herif!

BOZUKLUK DEĞİL ÖZELLİKLE!..

Tam elime balta alıp herife dalacaktım ki, son tahlilde şu uyarıyı da yapmış değerlendirmesinin sonuna:
'Kimse bu yazıyı okuduktan sonra kendisine ve çevresine teşhis koymaya kalkmasın. Bu özelliklerden biri veya birkaçını kendinizde veya başkasında görmeniz mümkündür. Bu kişilik bozukluğu anlamına gelmez. Kişilik özelliği anlamına gelir. Kişilik özelliği de klinik sorun oluşturmaz.'
(Sağ ol babasultan! İyi ki uyardın, az kalsın randevu alıyorduk, pişikoloji kliniğinden!)

5 BİN ÜZERİ 5 KİŞİ!

KONDA'nın 'Türkiye 100 kişi olsaydı' araştırmasının sonuçlarının çoğu klişe.
Yarısı erkek yarısı kadın, yüzde 18'i üniversite mezunu, 66'sı kendi evinde oturuyor, 29'u kiracı, 61 kişi doğduğu yerde yaşıyor.
Bana göre asıl çarpıcı bölüm şöyle:
100 kişiden sadece 5 tanesinin aylık geliri 5 bin liranın üzerinde!
3 kişi 700 lira kazanıyor, 41 kişi 700-2000 arası, 48 kişi 2 bin-5 bin arası.