Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Karneye bakıp ağlamayın...
20 Ocak 2019 Pazar, 08:12

Karne, eğitimdeki ölçme ve değerlendirmenin sonucu değil mi? Peki kim durduk yerde ölçülmek ve değerlendirilmek ister ki!. Kendimden örnek vereyim. Lise yıllarında yan sınıftaki yeteneksizlere 2 tost 2 gazoz karşılığı yazdığım kompozisyon ödevleri dışında, kimse özümün yazı yazarak geçimini sağlayacak biri olacağımı öngöremedi. (32 yıldır yazıdan ekmek yiyorum)
Lise 3 yıldı bizim zamanımızda. 5 yılda ancak bitirebildim. Koca lisede üniversiteyi kazanan hiç olmamıştı, geçmiş yıllar itibariyle. İlk biz kazandık, 3-5 kişi.
ÖSS'de ilk bin, ilk 10 bin, ilk 150 bin bile hayaldi bizim için. Matematiğim hiç iyi olmadı ama. 3-4 sene önce ÖSS gibi yapılan, yani tüm ellerin aynı anda oynandığı bir briç turnuvasında Türkiye 2'ncisi oldum. (Biraz saymayı biliyormuşum demek!)
Eğitim sistemi beni tespit edemedi!. Karneme yazamadı, 'bu çocuk yazı yazarak geçinebilir, kağıt oyununda başarılı olabilir' diye. Onun yerine kimya 2, matematik 3, fizik 2 yazdı, 10 üzerinden.
Üniversite 4 yıldı, onu da 6 yılda ancak bitirebildim. Arada bir kere de atıldım okuldan! Lafı, şu 'tweet'e getireceğim için yazdım bu kadar lakırdıyı.
Dr. Dodo 'nick'li biri aynen şöyle yazmış internete: 'İlkokul 4'ten sonra eve doğru düzgün iyi bir karne götürdüğü-mü hatırlamıyorum. Şimdi Cerrahpaşa Tıp mezunu bir doktor olarak söylüyo-rum ki; gram önemi yok. Ağlamayın!'

TOKALAŞMA KANUNU!

Danimarka'da 1 Ocak'tan itibaren yürürlüğe giren yeni bir kanun, vatandaşlık hakkı kazanan kişilerin yapılan törenlerde devlet görevlileri ile tokalaşmasını zorunlu kılmış.
Tokalaşmayı anladık da, kanun gücüyle tokalaşma ne oluyor diye düşünebilirsiniz. Ya da adamların başka işi gücü yokmuymuş diye.
Olay bu kadar basit değil. Çünkü memleket ikiye bölünmüş halde.
Bir belediye başkanı 'Yasa insanları vücut temasına zorlayamaz' demiş ve devam etmiş: 'Madem bu yasa zorunlu. Öyleyse devlet törenlerinde her iki cinsten yetkili bulunsun.'
Amaç, kadınların kadınlarla, erkeklerin de erkeklerle tokalaşması.
Sağcı milletvekilleri ve örneğin göçmenlerden sorumlu Halk Partisi Sözcüsü tokalaşmadan kaçınmanın 'dini' gerekçeler içerdiğini düşünüyor. Onların argümanı da özetle şöyle:
'Eğer el sıkışmanın gelenek olduğu bir ülkeye gelip vatandaş oluyorsanız ve bunu yapmıyorsanız, bu saygısızlıktır! Tokalaşmayanın, Danimarka vatandaşı olmaya da hakkı yok!'
İçiniz karardıysa Danimarka halkının yüzde 52 oranında mevcut yasayı gereksiz bulduğunu anımsatalım. Çoğu sosyal demokrat belediye başkanı Meclis'ten geçse bile bu yasayı görmezden geleceğini açıklamıştı zaten. Şekilde görüldüğü gibi basit bir insani hareket bile duruma ve ortama göre bir tür baskı aracı, bir tür dayatma olabiliyor.
Solcular ve sosyal demokratlar 'isteyen tokalaşır/ isteyen tokalaşmaz' derken, sağcı politikacıların kadınla erkeğe tokalaşma dayatması, hakikaten enteresan.

GELENEK- TARİHÇE...

El sıkışma kadim bir gelenek. Tanımak- tanımamak önemli değil. Henüz tanıştığımız insanların bile ellerini çekinmeden sıkıyoruz.
İnsanlık ne zamandır el sıkışıyor, doğru söyleyişle tokalaşıyor, bilinmiyor.
Tarihçiler, dağ başında karşılaşmış iki savaşçının tokalaşmasının, 'benden sana kötülük gelmez!' işareti olduğunu söylüyorlar. Tokalaşmanın sağ el marifetiyle yapılması da bu nedenle.
Çünkü savaşçılar, karşılarındaki kişiye zarar vermeyeceklerini göstermek için silahlarını önce sol ellerine alıyorlar, boşalan sağ elleriyle de tokalaşıyorlar.