Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Kira yardımı kanayan yara...
26 Mayıs 2017 Cuma, 06:48

Kentsel dönüşümün başladığı sitelerde kelimenin tam anlamıyla kanayan bir yara var:
Bazı vatandaşlara kira yardımı ödemesi yapılıyor, bazı vatandaşlara yapılmıyor.
İçinde bir gıdım hukuk nosyonu olan herkes bilir ki, adalet duygusunu bundan beter zedeleyen başka bir olgu ve durum olamaz.
Düşünün. Sizin de eviniz yıkılıyor, komşunuzun da.
Ve devlet komşunuza kira yardımı yapıyor, size yapmıyor!
Bunu bana anlatabilecek, izah edebilecek bir yetkili var mı, çok merak ediyorum.
Mevzuat demeden, uygulama demeden, bıdı bıdı etmeden.

Kentsel dönüşümü düzenleyen 6306 sayılı yasanın kira yardımı şartlarını düzenleyen maddesi son derece açık ve sarih:
'.. Kira yardımı süresi 18 aydır. Aylık kira bedeli bakanlıkça belirlenir. Maliklere, kiracılara ve sınırlı hak sahiplerine, sahip oldukları veya kullandıkları kanun kapsamındaki bütün yapılardan dolayı kira yardımı yapılabilir...'
Madde bu kadar kısa değil elbette ama metin sıkıcı olduğu için özet yaptım.
Ve bu metinden anlamamız gereken sadece şu:
Evin yıkılacak ama üzülme ey vatandaş, sana yeni evin yapılana kadar kira yardımı yapacağız.
Peki uygulamada durum ne?
'Efendim son 3 aya ait bir fatura göstermeniz gerekiyor!'
Diyelim ki dönüşüm yapılacağını öğrendiğim anda uygun ev bulup taşınmıştım, fatura falan da biriktirmemiştim. Ne olacak şimdi?
Fatura gösterseniz onu da kabul etmiyor eleman. Faturada 'tüketim' yapılmış olduğunu da görmesi gerekiyormuş.
İşin en komik tarafı da bu zaten.
Evden ayrıl ama suyu, elektriği, doğalgazı kapatma.
Arada git boşalttığın eve, musluğu aç su aksın. Ya da ampulün birini sökme. Ara sıra uğra ve boş evi aydınlat ki, faturada bir iz bedeli olsun.
Bunu yapsan bile mevzuat hazretlerini, bürokrasi barikatını aşamayabilirsin.
Çünkü adam sana '2 kg su kullanmışsın, bu gerçekçi değil, çay da mı demlemedin, duş da mı yapmadın muhterem!' diye çıkışabilir.
Yani durumu (m)izah ederken biraz abartıyoruz belki ama...
Asıl büyük soruya cevap veremediğimiz için böyle:
Elde kapı gibi tapu var, hâlâ neyi sorguluyorsun ey bürokrasi hazretleri!
Yok son 3 aya ait fatura, yok anasının nikahı, yok o, yok bu.
Bu ülkede...
Ne ha deyince ev bulabilirsin, ne ha deyince evinden taşınabilirsin. Bir evden bir başka eve taşınmak en ciddi stres kaynaklarından biridir ayrıca.
Evimde son ana kadar oturmuş olmamın veya olmamamın, kira yardımı alıp- almamama neden, 'neden olduğunu' bir bürokrat bana tane tane izah edebilir mi acaba?

Börekli kekli 'gün'den canlı yayın!

Yontma taş, cilalı taş, diye başlayıp, bakır, tunç, demir diye devam eden serüvenimiz, bilim, teknoloji, medya diye geldi ve artık hepimiz 'mutabık'ız ki, 'İletişimsizlik içinde çok acayip iletiştiğimiz tuhaf bir çağ'da yaşıyoruz.
'İletişim içinde iletişimsizlik...'
Yani aynı masada oturan ama hepsi kendi cep telefonuna gömülen insanlar!
Veya, baba internette okey oynuyor, hem de bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman'la. Çocuk kendi odasında, başka bir sanal alemde, fink atmakta...
Öyle bir noktadayız ki artık, Facebook, Twitter, Instagram gibi fenomenler marifetiyle, aslında artık herkes kendi çapında ayaklı gazete, hatta hiiiç abartılı değil bu söylediğim, her isteyen kendi cep televizyonunu kurmuş çatır çatır yayında.
Misal mi?
Pek sevdiğim 7-8 gazeteci kız arkadaşım, geçenlerde buluşmuşlar bir evde. (Yani bildiğin 'gün' yapıyorlar. Maşallah her anın, her durumun fotoğrafları çarşaf çarşaf sosyal medyada.
Ben görmedim, kızlardan birinin kocası haber verdi.
İçlerinden biri bir ara açmış telefonunu, akan görüntüler marifetiyle canlı yayın yapmış.
Sizi bilmem, siyah-beyaz televizyonda bir canlı maç izledi diye mutlulukların en büyüğüne gark olmuş benim kuşak için, bu kadarı hakikaten inanılmaz, hakikaten çok fazla.
Meraklısına: Canlı yayında 'oo börekler de geldi, çay da tavşan kanı mübarek, kek tam tutturulamamış ama' şeklinde bir yayıncılık da yapıldıysa var ya, iletişim çağının da dibi çıkmış, artık başka bir evreye geçmenin vakti çoktaaan gelmiş...

Halfeti'nin Robin Hood'u Cin Bekir ve bir arkadaşı!

Batı'nın La Fontaine'i varsa Doğu'nun da Beydaba'sı var.
Batı'nın Robin Hood'u varsa, zenginden çalıp fakire dağıtan, Doğu'nun da Cin Bekir'i var.
Bir arkadaştan dinledim hikayeyi, çok hoşuma gitti.
Anlatıyorum:
Halfeti'nin Çekem Mahallesi.
Mahallede Cin Bekir isimli bir hırsız yaşıyor. Herhangi biri değil, şöhreti kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla günümüze kadar gelmiş biri.
Cin Bekir'in özelliği, hırsızlığı kendisi için değil, ihtiyaç sahipleri için yapması.
Örneğin garibanın birinin evinde yağ bitmiş, yemek yapılamıyor Cin Bekir devreye giriyor, zengin evlerinden birinden yağ çalıp getirip yoksul vatandaşın evine bırakıyor.
Örnekleri çoğaltmak, hikayeyi uzatmak mümkün ama birbirine çok benzeyen yüzlerce hırsızlık vakasının hem sebebi hem sanığı bizim Cin Bekir.
Yoksullar arasında adeta 'halk kahramanı' muamelesi gördüğünü söylemeye bile gerek yok.
Bir gün Cin Bekir ihtiyaç hasıl olduğu için duvarı delip bir eve giriyor. Tam işi bitirecek ev sahibi uyanıyor ve yaygara koparıyor.
Bekir bakıyor pabuç pahalı kaçmaya başlıyor.
Bekir önde girdiği evin sahibi arkada koşuyorlar.
Derken tuhaf bişey oluyor, Bekir'in yanında yoksul halktan biri daha koşmaya başlıyor.
Bu koşuşturma sürerken evin sahibi yoruluyor ama koşan diğer kişiyi de merak ediyor.
Durunca adama soruyor:
'Cin Bekir'i anladık hırsızlık yaptı kaçıyor, sen kimsin, sen niye kaçıyorsun!'
Adamın verdiği cevap bu hikayenin bam teli:
'Bir gün bu hikaye anlatılırken, Cin Bekir'in arkadaşı olarak anılmak istiyorum. Belki benim de adım geçer diye kaçıyorum!'