Olay Almanya'da geçiyor! - Adnan BAŞTOPÇU - Bursa Hakimiyet
Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Olay Almanya'da geçiyor!
31 Ocak 2018 Çarşamba, 07:41

Nilüfer Kent Tiyatrosu'nun son oyununun adı, 'III. Reich'ın Korku ve Sefaleti'ydi.
Önce biraz ansiklopedik bilgi verelim, nedir bu III. Reich?
Adolf Hitler'e göre Roma Cermen İmparatorluğu I. Reich, 1918'de yıkılan Bismarck'ın yönettiği Almanya II. Reich!
Ee haliyle kendisinin, cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirdiği, parlamentonun tüm yetkilerini eline aldığı, yerel yönetimlerin tamamını ve siyasal kuruluşların hepsini kendine bağladığı, memleketi olağanüstü koşullarda tek başına yönettiği dönemin adı da, III. Reich!


Devlet de hükümet de 'führer' sıfatıyla tek başına Hitler'e bağlı.
Anladınız sanırım, olay Almanya'da geçiyor! (Şükür ki, Almanya'da geçiyor)
Dünyanın koşar adım 2. Dünya Savaşı'na gittiği yıllar.
Sefalet diz boyu. Korku dağları bekliyor.
Bırakın muhalefeti, 'gık' diyenin içeri atıldığı, toplama kamplarına götürüldüğü, Yahudi olmanın suç sayıldığı günler. Faşizm tavan yapmış, insan onuru ayaklar altında.
Öyle bir korku imparatorluğu yaratılmış ki, ev sahibi kiracısını, çocuk anne- babasını ihbar edecek hale gelmiş. Etmese de iklim bu. Herkes herkesten, insanlar aldıkları nefesten tedirgin!
Oyun, o yılların Almanya'sını pek güzel koydu önümüze.
Sanatta, bihassa da çoğu sanatın bileşkesi olan tiyatroda mesaj evrenseldir.
Çok tiyatro metni kaleme alınmıştır ancak evrensel mesajları olan metinler günümüze kadar gelmiştir.
Oyunumuzun yazarı Bertolt Brecht, o günlerin Almanya'sını anlatırken, gezegenin başka zaman ve zeminlerinde, 'benzer Almanyalar' olabileceğini öngörmüş.
Özetle bir cümle ile 'ne anladın oyundan?' derseniz, 'sefalet ve korku, insan onurunun kemirgenleri' derim.
Yönetmen Yunus Emre Bozdoğan, epeyce kalabalık bir kadroyu farklı farklı rollere bürüyerek daha da kalabalıklaştırması, sahne trafiğini ayarlaması, oyuncuların her şeyinden yararlanması, daha mühimi tüm kadroyu vurmalı çalgılar orkestrası gibi yöneten bir perküsyoncu havasıyla benden sıkı bir aferini hak etti.
Zaten oyunda başrol de yoktu, önemsiz rol de. Herkese eşit dağıtılmıştı sahne.

Güle güle Hazım Adanur

Bursa kendi 'küçük dev adam'ını kaybetti. Renkli kişiliği, daha önemlisi beyefendiliği kendisine bayrak yapmış bir hemşehrimizdi Hazım Adanur.
Adalet Partisi'nde ve Doğru Yol Partisi'nde çalışmış, siyaset yapmış insanlar bu can arkadaşlarını unutmayacaklar.
Ve tabii, 'Hacıbey Kebap' ailesi de bir neferini kaybetti.


Hazım Bey çok sıkı bir Demirel hayranıydı.
Fi tarihi. Demirel 2-3 gün sonra Bursa'da miting yapacak, Hazım Bey bu hayranlığını dükkanın ön cephesine 'Hoş geldin babacığım' pankartı asarak gösteriyor.
Tesadüfe bakın ki, Hazım Bey'in babası Hacıbey tam da o sırada hastaneden taburcu olmuş. Dükkana geliyor bir bakıyor ki, 'Hoş geldin babacığım!' pankartı asılı.
'Ne gerek vardı evladım!' diyor ama, tabii çok da duygulanıyor!
Bir taşla iki kuş diye bunan derim.
Nur içinde yat, Hazım Bey'im..