Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Sanki başka ülke!
20 Mart 2018 Salı, 08:28

Hafta sonu İzmir'deydim. Bir olumlu bir olumsuz, iki baba gözlem yaptım.
Önce olumsuz olan.
Gezdiğim dolaştığım semtlerde hangi belediye, hangi işlerden sorumlu bilmeden söylüyorum.
İzmir, genel olarak pırıl pırıl bir kent değil.
İkili yapı, tüm çıplaklığıyla gözler önünde. Ortam epeyce kozmopolitik.
Süper ultra plazalarla, gecekondular birbirine çat kapı mesafesinde. Yerler asla bal dök yala değil.
Trafik keşkemeş. Kırmızıda geçen geçene.
Daha böyle bir araba hikaye anlatabilirim ama şu kadarını söyleyeyim, bu haliyle İzmir sanki İtalya. (Oranın da pek temiz olmadığı söylenir.)
Geçelim olumlu tarafına.
Akşamdı ve kordona gittik. Söylemesi ayıp balık yiyip günün yorgunluğunu atacağız. Kordon bir uçtan öbür uca balık yenen, içki içilen lokantalarla dolu. Bir, iki beş, altı, on, on beş... Hiçbirinde bir tane bile boş masa, bırak masayı boş sandalye bulamadık iyi mi?
Sonuna kadar yürüdük. I-ıh, yok!
Sonra tersten geriye. Saat ilerliyor mideler gurulduyor ama ilaç için bir lokma yemek yiyecek boş masa yok. Ara sokaklar, paralel sokaklar her yer yükünü tutmuş.
GS- FB derbisinin de olduğu gece! Sarı lacivert ve sarı kırmızı formalı gençler aynı masayı paylaşmış birlikte maç seyrediyorlar.
Ve fakat burada asıl parantezi kızlara ayırmak gerek. İzmir'in kızlarına!
Hava o kadar sıcak değildi ama pantolonlar atılmış, eteğe geçilmiş, ceketler çıkarılmış askılılar giyilmiş. Etek boylarının, dekoltelerin maşallahı var. Daha mühimi 2'li 3'lü 4'lü tamamı kız gruplar var. Sokağa çıkmak için babaya, abiye, erkek arkadaşa, kocaya mahkum olmayan!
Kimileri yürüyor kordonda, kimileri oturmuş masalarda demleniyor.
Diyelim bir masada erkekler eğleniyor, bir masada kızlar! İki masa birbirine asla yan gözle bakmıyor, o kadar da güvenli ve rahat bir ortam var.
Sosyolojik iklim böyle.
Bu minvaldeki gözlemleri daha da uzatabilirim ama şu kadarını söyleyeyim, herhangi bir Anadolu kentinde asla ve kat'a göremezsiniz bu fotoğrafı.
Bu haliyle bu kent sanki Hollanda.

İki C iki E...

İki C, biri Cengiz Ünder, biri Cenk Tosun.
İki E ise, biri Enes Ünal, biri Emre Mor.
E'lerden ilki bizim çocuğumuz: Enes Ünal.
Pazar günü takımı Villarreal, 20'nci dakikada Griezmann'ın penaltı golüyle Atletico karşısında 1-0 yenik duruma düştü. Enes oyuna 73. dakikada girene kadar skor aynen devam etti. Yani Enes'in skoru çevirmek için sadece 17 dakikası vardı. Enes ilk golü 83'üncü dakikada kafayla attı. Markajcısına rağmen topa kafayla falso verebilmesi gerçekten enfesti. Ve dakikalar 90+1' i gösterirken, 'golcü fırsatçı olur, nerede durması gerektiğini bilir' dedirten golü attı Enes. Arka direkte topla buluştuğu anda müdahalesini yaptı ve takımını galibiyete taşıdı.
Gurur duyduk.
Madem sadece Enes'in gollerini anlatacaktın, diğer C'ler ve E'den niye söz ettin derseniz, bana göre bu dörtlü Türk Milli Takımı'nın hücum gücünü uzun yıllar sırtlayacaklar derim.
Kariyerlerine yurtdışında devam etmeleri, yani sadece futbola konsantre olmaları da en büyük avantajları. (Türk skor basını ile muhatap olmamaları da diğer büyük avantaj.)