Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Savaş muhabirleri mikrofon başına!..
13 Nisan 2018 Cuma, 07:40

Bizim mesleğin en havalı departmanı herhalde 'savaş muhabirliği!'
'Blöfçünün rehberi: Gastecilik!' isimli kitapta savaş muhabiri, 'Görev dönüşü haber merkezine SAS komandosu kılığında girmeleri anlayışla karşılanabilir de, normal bir iş gününde aynı kılıkta dolaşmaları homurtulara yol açar' diye tanımlanmış.
'CV'sine 'Ben falanca tarihte savaşı yerinde izledim!' diye yazan biri, genç gazetecilere ve ilerde torunlarına 'anlatacak bir hikaye' tedarik etmiş oluyor haliyle.
Bizim Namık Göz misal, Kuzey Irak'a TSK'nın yaptığı bir harekatta, (Ki kendisi bu harekatı 'Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bile daha büyüktü' diye niteliyor) 20 gün bilfiil 'embedded' görev yapmıştı. Kelimenin tam anlamıyla 20 günü 'ateş altında' geçirmişti.
(Ateş Altında Nick Nolte'un başrolünü oynadığı bir film ve başka türlü bir iç savaş ve savaş muhabirliği hikayesi, tavsiye ederim.)
Namık'ın savaş muhabirliği, o sıra çalıştığı kurumdan o 20 güne özel 'savaş tazminatı' ödenerek de tescil edilmişti. Kendi pozisyonu için kullandığı 'embedded' de, literatüre, ilk Körfez Savaşı'yla girmiş bir terimdir ve 'iliştirilmiş gazetecilik' manasında kullanılır.
Yaşı müsait olanlar savaşın tek tabanca muhabiri (kulağı çınlasın) Peter Arnett abimizin 'embedded' olmadığını da anımsarlar.
Yani savaşı sadece bir tarafın gözünden izleyip, sadece o tarafın verdiği bilgileri haberleştiren bir 'gasteci' değildi Arnett.
Güzel bir misal de BBC.
Yarıresmi bir İngiliz kuruluşu olduğu halde, İngiltere ile Arjantin arasında bir grup adanın sahipliği ve egemenliği nedeniyle çıkan savaşı bu kurum, asla ve kat'a 'Falkland Adaları' diyerek haber yapmamıştı. Çünkü söz konusu adalara Arjantinliler 'Malvinas' derler.
Sırf bu ifade tarafsızlığı sakatlamasın diye BBC yaptığı ve yayınladığı haberlerde, 'Falkland ve Malvinas adalarında çıkan savaş' diyerek hem İngiliz hem de Arjantin hükümetlerine ve halkına eşit mesafede durmayı başarmış bir yayın kuruluşu olmayı başarmış, bu haliyle takdirlerimizi kazanmıştı.
Bir tarihte de CNN ve Fox, ABD deniz piyadelerinin çıkarma yapacağı adaya onlardan önce çıkmış, çıkarmayı canlı yayınlamış, savaş yayıncılığının 'azotunu çıkarmış'tı!

Bu 'tweet'ler füzeden beter

Konuya neden savaş muhabirliği üzerine lakırdılarla girdiğime gelince...
Malum, şu an Doğu Akdeniz, çalan savaş tamtamları nedeniyle kelimenin tam anlamıyla diken üstünde. Hangi gece yarısı kim 'filancayı vurdu' diye TV yayını kesilecek ve yerküre süper güçlerin 'üre yarışını' kaygılı gözlerle izleyecek, merak içindeyiz.
'Savaşı acaba hangi kanal canlı yayınlayacak!' da, diğer özel merakımız.
Bir küçük tesellimiz 'ısıracak köpek dişini göstermez!' misali, savaşın zaten sosyal medyada başlamış olması hadisesi.
Trump Efendi her gün bir 'tweet' yuvarlayarak kendi kamuoyunu doyuruyor.
O 'tweet'lerin her birinin dünyanın fakir fukara garip gureba halkları için 'füze' etkisi yaptığını bilmeden tabii.
Son tweet, 'Saldırı için tarih vermedim. Hemen de vurabiliriz, vurmayabiliriz de' şeklinde.
Vurdun zaten köftehor!
'Kriz parası' dolar, durumdan vazifeyi çıkardı çoktan. Aldı başını gitti.
Başka deyişle, dolarla iş tutmayan mazlum ülke ahalisi, bir kat daha, iki kat daha fakirleşti.

Önce gerçekler ölür!

Savaş en çok garibanları vurur. Namık sıcak bölgelerdeki deneyimini şöyle kristalize ediyor: 'Savaşın asıl mağlubu hep kadınlar ve çocuklar olur!'
Aynen katılıyor, buna ben de mesleki kaygımı ilave ediyorum:
'Savaşta ilk önce gerçekler ölür'