Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Sınırlı-süreli açık oturum..
19 Haziran 2019 Çarşamba, 08:06

İsmail Küçükkaya'nın moderatörlüğünü yaptığı 'tarihi' açık oturumun yankıları sürüyor.
Her iki tarafın da kendini galip ilan ettiği bir oturum olduğu konusunda sanırım hepimiz aynı fikirdeyiz.
Her adaya 3'er dakikalık zaman ayrılması başlıca eleştiri konularından biriydi. Birisi bu durumu 'Ne bu ya basket maçı mı!' diye nitelemişti. Herkese 3'er dakika, saniyelerin sayılmasına da vesile oldu. Saniye pazarlığı yapılmasına da.
'15 saniye alacağım kaldı'
'5 saniye de benden olsun!'
Açık oturumdan sonra çeşitli televizyonlarda yapılan değerlendirmelerde, hemen hemen herkes 'Ah keşke söz kesme olsaydı, daha interaktif olsaydı, biraz tartışma çıksaydı' gibisinden laflar etti. Çünkü öykündüğümüz ABD'de bu iş, tam da böyle oluyor. Hatta stüdyoya seyirci de alınıyor ki, laf sokmalara, taşı gediğine koymalara falan alkışlı tepki verilebilsin.
Bizim program bu tür örneklere oranla çok fazla 'hanım hanımcık!' kaldı.
Dakika sayılması, kronometre tutulması vs hakikaten garabetti. İmamoğlu'nun program kuralına son derece saygılı ve titiz olması, Yıldırım'ın ise (saymışlar) tam 12 kez müdahalede bulunması da anlamlı oldu. Soru şu haliyle:
Yıldırım'ın müdahaleleri mi programı güzelleştirdi, yoksa İmamoğlu'nun süreye ve moderatöre sadakati mi? Valla tartışılır.

TEFERRUATLAR...

Bir kesim de adaylar ayakta durmalıydı böylece program daha aktif olabilirdi fikrini güttü.
Oturmak insanı hakikaten gevşetiyor. Ayakta durmak 'hitabet sanatı'na çok daha uygun bana göre de. Başka bir kesim masanın büyüklüğünün ve beyazlığının itici olduğunu savundu. Ki, adı büyük programa büyük masa yakışır diye düşünmüş olabilirler ama genel açıdan hiç de iyi görünmüyordu. Kravatlar konusuna girenler bile vardı ki, ruh sağlığınız açısından bu tipleri görünce ya yolunuzu değiştirin, ya da havaya bakarak (ıslık çalarak) ortamdan tüyün!

DR.SANVER'DEN İKİ NOT

Kanal kanal gezerken siyasi iletişim uzmanı Dr. Gülfem Saydam Sanver'in şu iki enteresan hikayesini dinledim.
1. Böyle bir programa adaylardan biri geç kalmış. (Nitekim Binali Bey de geç kaldı) Moderatör programı başlatmış. Niye böyle yaptın, neden başlattın diyenlere de 'Benim promlemim değil, bu iş planlı programlı, vaktinde gelseydi' demiş.
2. Bir başka örnek de, program arasında başkan adaylarından birinin lavaboya gitmesi. Adam muhtemel ki urgan çıkarıyordu, biraz geç kalmış, gelmiş bir bakmış ki, ooo yokluğunda gıyabında gıybet başlamış... Hasılı, acıma duygusu yok batı medyasında, saygılı olmak gibi dertleri de yok.

DEĞİNİLMEMİŞ KONULAR

1. Binali Bey'e 'eski ulaştırma bakanısınız ama saati belli programa trafik yüzünden geç kalıyorsunuz?' cinliği yapılabilirdi.
2. 23 Haziran'da bir biçimde seçilirseniz ve ilerleyen günlerde görevden alınırsanız tavrınız ne olacak diye sorulabilirdi.

MODERATÖRÜNÜ NASIL BULDUNUZ?

Ve tabii, moderatörün son sorularından birisinin 'Moderasyonumu nasıl buldunuz?' olması da, bayağı su kaldırdı.
Buna 'büyük saçmalık!' diyenleri de okuduk dün, 'Son derece normal' diye yorumlayanları da.
Bana hiç uymaz bu işler! Ama nedense bugün canım çekti: 'Sevgili okurlar, nasıl buldunuz bu yazımı?'