Bursa Hakimiyet

Bu cinnet benim

Kendimi tekrara düştüğümü biliyorum. Ama şu televizyon programlarının seviyesizliğine tepki göstermeden de duramıyorum. Ne izlediğimizin farkında olmadığımızı düşünüyorum artık. Yani akşam eve öyle yorgun öyle bitkin geliyoruz ki, karşısına geçtiğimiz ekranda ne verseler izliyor, izletiyor ve vakit dolduruyoruz. 
Yoksa mesela çocuğumuz sokaktaki arkadaşlarından küfür öğrense, görüşmesini yasaklarız. Okul arkadaşları giyim kuşam yüzünden birbirini dışlamaya kalksa, gider öğretmenleriyle konuşuruz. Şiddete meylettiğini görsek, bilgisayar oyunlarını ortalıktan kaldırırız. Ama iş televizyona gelince, sessiz sedasız program yapımcılarına güveniyoruz. Dünyada Külkedisi, Pamuk Prenses gibi masalların "üvey anne" imajını zedelemesi konuşuluyorken biz, hayatta bayağı ve kötü olan ne kadar örnek varsa çocuklarımıza sunmakta bir sakınca görmüyoruz. 
Sözlerimden televizyondaki her şey kötüdür dediğim anlaşılmasın. Ama kaçırdığımız bir nokta var ki o da şudur, televizyon izlemeyi de izletmeyi de bilmiyoruz. Ne kendimiz için izlenebilecekleri ayıklıyoruz ne de çocuklarımız için. Seçici değiliz. Ne verirlerse onu alıyoruz. Bu da zevk seviyemizi de, algı seviyemizi ve hatta hayata bakışımızı da etkiliyor. İnsanlarla olan ilişkimizi, beklentilerimizi, dünyaya karşı tavrımızı ve hatta duygu durumumuzu etkilediğinden bahsetmeye bilmem gerek var mı?
Medya Okur Yazarlığı dersi verilmesi vardı bir aralar gündemde. Şimdi Osmanlıca dersinden bahsediyoruz. Yaşadığı zamanı okumayı bilmeyen çocuklar atalarının mezar taşlarını okuyabilecek olsalar ne olur ki? Ya da bu bizi ne kadar ileri götürür? İnsan elbette tarihini bilmelidir, aksini iddia etmiyorum. Ama bunun yolu bu mudur? Önce içinde bulunduğumuz dönemi okumayı öğrense gençlerimiz, iyiyi kötüyü ayırt etmeyi öğrense, doğruyu yanlışı bilse, sonra istediği dilde ya da alanda uzmanlaşsa, daha mantıklı bir çözüm olmaz mı? 
Ne alakası var demeyiniz efendim. Devir medya devridir. Dünyanın dört bir yanında iktidarların medyayı bu kadar yakından takip etmesinin sebebi de budur. Şimdi bir düşünün, elinde akıllı telefon olsun olmasın, hemen her çocuğun sosyal medya hesabı var mı yok mu? Zengin ya da fakir, eğitimli ya da değil, bütün çocuklar ve hatta yetişkinler deli gibi televizyon izliyor mu izlemiyor mu? Televizyonda ya da internette gördüğümüz her şeye inanıyor muyuz, inanmıyor muyuz? 
Bu ülkede ölen bir dizi karakterinin arkasından okutulan mevlitleri, kılınan cenaze namazlarını hatırlarsak, üzerimizdeki etkisinin ne denli büyük olduğunu da anlarız. Gençlerimizi eğitmek istiyorsak, öncelikle onlara doğru bilgiye nasıl ulaşacaklarını anlatmalıyız. 
Ve galiba bunu başarabilmek için de, benim gibi televizyon programları yüzünden cinnet getirmek yerine, bireysel de olsa, harekete geçmenin yollarını bulmalıyız. 
Hayat sizin elbette sevgili okuyucular; ister izlersiniz, ister yaşarsınız.