Bursa Hakimiyet

Bu tarz hepimizin

Aslında hepimiz belgesel seyreden, boş vakitlerinde kitap okuyan, tiyatrodan sinemadan çıkmayan insanlarız. Siz bakmayın bir araştırma şirketinin kalkıp memleketin yüzde sekseninden fazlasının hayatında hiç tiyatroya gitmediğini söylediğine, biz hepimiz, kültürlü, iyi eğitim almış alamasa da kendini geliştirmiş insanlarız. Öyle ki, mankenlerimiz bile televizyon programlarında siyasi tespit yapabiliyor, ülke ile ilgili yol gösterici mesajlar verebiliyorlar. 
Bütün bunlar olup biterken de, tele-vizyon kanalları sanki hepimiz tarz manyağıymışız da, moda tutkunuymuşuz da, tarz olmanın ne demek olduğuna çok fena takılıyormuşuz gibi programlar yapıyor, bu programa katılan insanların ünlü olduğunu iddia ediyorlar. Sonra da kalkıp, efendim işte halk bunları seviyor, izliyor yoksa biz de yalnızca kültür sanat etkinliklerini program yaparız diyecek cürette bulunuyorlar. 
Ulusal kanallarımızdan birinde yayınlanan ve yayınlandığı süre boyunca tartışmalara neden olan bir tarz yarışması sayesinde, hangi etekle hangi kazağı kombin yapacağımızı; giydiğimiz çizmelerin hangi durumda daha iyi duracağını ya da renklerin hangilerinin birbirleriyle iyi anlaştığını öğrenmiş bulunuyoruz. Zaten jürisinde yalnızca bir tane modacı olan programı izlememizin tek nedeni de buydu. Yoksa ince belli uzun boylu hanım kızlarımızın birbirine nasıl sataştığıyla, süzüm süzüm süzülürken birden nasıl çirkefleştiğiyle falan ilgilenmedik hiçbirimiz. Hatta kavga çıkan anlarda hep televizyonun sesini kıstık. Öyle ya, hepimiz, yalnızca belgesellerden zevk alan insanlarız. 
Geçtiğimiz günlerde, bu yarışmanın bağrından kopup gelen ve henüz yalnızca 19 yaşında olan bir genç kızımız, taşıdığı üstün nitelikler ile ünlü olmaya hak kazanmış bir şekilde, yılların televizyoncusu Okan Bayülgen’in programına katıldı. Ama o nasıl bir tarzdı, o nasıl bir duruştu anlatamam, bulursanız tekrarını izleyiniz. 
Ayşenur adındaki bu saçları boya, burnu estetik genç kızımız; nasıl tarz olunacağını anlatmanın yanında, nasıl dans edileceğini de gösterdi bize. Ve dedim ki kendi kendime, bu tarz hepimizin arkadaş, kimse laf etmesin birbirine. 
Türk insanının en sevdiğim yanı bu sanırım. Bu bitmek tükenmek bilmeyen özgüveni. Milyonların önünde istediği her şeyi yapabileceğine ve ünlü olmak için tek ihtiyacının “tarz” olmak olduğuna olan naif inancı. 
Kimsenin kalbini kırmak değil amacım ama sen izlemiyorsan ben izlemiyorsam bu programlar nasıl bu kadar konuşuluyor hiç düşündün mü arkadaşım?