Bursa Hakimiyet

Deli oğlan

Eskilerin cümlelerindendir, “deli oğlan yine geldi, ıslık çalıyor”. Deli bir oğlandan değil elbet, kuvvetiyle camı çerçeveyi titreten, çıkardığı sesle kulaklarımızı inleten lodostan bahsederler. Hani iki gün boyunca hayatımızı felç eden, korkudan yüreğimizi ağzımıza getiren lodostan. 
Ülkenin dört bir yanı fırtınadan mustaripken, denizler dalga dalga ondan aldıklarımızı geri almaya çalışırken, Bursalılar olarak çok daha hazırlıklı, çok daha sağlam durmamızı beklerdim açıkçası. Ne de olsa meşhurdur bizim buraların deli oğlanı, ne de olsa hepimizin mutlaka vardır lodosun alıp götürdükleriyle ilgili bir anısı. 
Küçükken uçmaktan son anda kurtarılan bir arkadaşım vardı benim mesela, şemsiyesini, çantasını kaptıran, sürüklenen, çatı altında kalan, sobadan çıkan gazdan zehirlenen yüzlerce insanlık dramı okuduk yıllar boyunca gazetelerin üçüncü sayfalarında. 
Bir hortum falan çıksa Allah muhafaza, sonumuzun ne olacağını gördük sanıyorum bu saatte yüz kilometreyi geçen hızıyla rüzgârın bize ettiklerinden sonra. 
Elektriksiz ve iletişimsiz iki gece geçiren kent insanının, karanlık sokakta hızla ilerleyen ambulanslara baktığında ne hissettiğini kestirmek güç değil. Tek bir insan sesinin yankılanmadığı sokaklarda dilediği gibi esen deli oğlan, hepimizin aklına belki de defalarca izlediğimiz kıyamet senaryolu gerilim filmlerini getirmiştir mutlaka. 
Dışarı adım atmaya kalksanız bir dert, evde sıkıntıdan patlasanız başka bir dert. 
Dünyadan hiç haber alamıyor olmanız, karanlığın ne zaman biteceğinden bihaber dayanmaya çalışmanız başka bir dert… 
Bunca yıldır deli oğlana yüzlerce kurban vermiş bir şehirden, bununla ilgili bir gerilim filmi, dizisi ya da kitabı çıkmamış olması üzdü beni açıkçası. 
Elin Amerikalısı yaşadığı bütün doğal afetleri sanata ve hatta gişeye dönüştürürken, bizim kendimizi toparlamaya çalışmaktan mı elimiz bu işlere uzanmıyor yoksa artık olağan bulduğumuz için mi tepki vermiyoruz, düşünmeden edemedim doğrusu. 
İman etmek, doğduğumuz gibi öleceğimize inanmak, ecelin her an her dakika kapımızda olduğunu bilerek yaşamak tamam da, kendi kurduğumuz binalar, insan elinden çıkmış ihmalkârlıklar yüzünden can kaybetmek de acı çektiriyor insana. Sonuçta Rabbim hepimize akıl vermiş, kullansak ya…
Ölümü fazla kanıksadığımızı, deli oğlana çok alıştığımızı düşünüyorum. Bunca acıdan sonra hiçbir tepki vermeyişimizi, ne sanatla ne şiirle isyan etmeyişimizi buna bağlıyorum. Yine de umudum var, kim bilir belki bir gün, bu kentin lodosunun yıkıcılığını izleriz dünya sinemasında…