Bursa Hakimiyet

20 günden aklımda kalanlar…

Aklım, vicdanım darmadağınık…
Hangi birini yazsam? Hangisinden başlasam?
20 gündür gördüklerimiz, yaşadıklarımız çok duru, net ve anlaşılırken, devlet eliyle bir çarpıtma, karartma, karalama, aşağılama, meseleyi olmadık yerlere evirme çabaları “at izini, it izine” karıştırdı.
Artık medyada, sanal âlemde ne gerçek ne yalan anlamak giderek zorlaşıyor.
Geriye artık sadece ve sadece kendi aklınız, vicdanınız ve analitik zekânız kaldı.
Her görüntü, her haberi, her mesajı bu ölçekte değerlendirin.
Her kesimin medyası, taraftarı, yandaşı, fanatiği, inananı, partizanı, beslemesi, marjinali, orijinali olayları kendi bilgisine, ahlakına, görgüsüne ve vicdanına göre yorumlayabilir.
Ama devlet ne yapar?
Devlet evrensel demokratik, ahlak ve insan hakları ölçüsü ile hareket eder.
İnternet ve medyadaki çarpıtılmış, yanlış, yalan ( ki hepimizin kandırılması mümkün, bu olasılığı hep aklınızda bulundurun) ve saklanan, abartılan bilgileri bir yana bırakın… Nihayetinde sanal ortam,  sanrıya açık ve serbest…
Kim bu sanrıdan, yanılgıdan muaftır? Kimin açıklamaları, verdiği bilgiler “resmidir”?
Kim beyanlarından sorumludur?
Yönetenler…
Son 20 günde sade bir vatandaş olarak izleyebildiğimiz kadarı ile geriye nasıl bir özet kaldı?
- Gezi Parkı protestoları başladığında kimsenin haberi yoktu. Sabahın köründe baskın yapılınca tüm ülkenin haberi oldu. Araştırmalar da gösteriyor ki, halkın çoğu bu orantısız şiddet ve haksızlık nedeniyle sokağa çıktı.
- Yönetenlerin ilk 7 günde 7 ayrı ve tutarsız açıklamaları öfkeyi arttırdı.
- Sokağa çıkanlara “çapulcu” vb. hakaretler edilince, gaz terörü zirve yapınca, protestonun içeriği biriken öfkenin ve son 10 yılda yapılan pervasız uygulamaları protestoya döndü.
- Heyecanla ve umutla beklenen başbakanın yurda dönüşünde daha sert ve ayrıştırıcı bir üslup tercih etmesi yangını körükledi.
- “Bir olalım, birlikte yaşayabiliriz” ruhunu seslendiren gençlere  “faiz lobisi” suçlaması anlaşılmadı ama komplo teorileri hepsi eğitimli protestocuları daha da kızdırdı.13 yaşındaki kızın kendi iradesiyle ilişkiye girdiğine inanan devlet, bunca okul bitirmiş insanın kendi iradesiyle yürümediği tezini anlatmaya başladı.
- 5 genç insan öldü. Yönetenler nedense hep sadece gencecik şehit olan polisi andı.
- 7000’den fazla yaralı olmasına karşın devlet bunları görmezden gelince, meseleyi “onlar” ve “biz” söylemine indirgeyince konu mecrasından çıktı.
- 18.günde devlet meseleyi çarptırmayı ve konuyu saptırmayı başardı. “Karşı yüzde 50 mitingleri” ile özellikle din, ekonomi odaklı ve suçlayıcı söylemler ülkede ciddi kutuplaşmaya yol açtı.
- Sokaktan eve dönenler ve evde sokaktakini bekleyenler, bu kez sosyal medyada çatışmaya başladı. Devletin en yetkili makamları, belediye başkanları, bizler, onlar, sizler ve dahi herkes doğru, yanlış her manipülasyonu yaptı. Saçma sapan ama espri olsun diye ama ciddi bir dolu sahte video, bilgi ve haber yapıldı. Gerçek giderek bulandı. En net bilgiler, gözümüzle gördüğümüz video kayıtları bile “kuşkulu” bir psikozlu ruh hali yarattı.
- Eylemciler “bir dinleyin, bizi yok saymayın söylemi, demokrasi, insan hakları”     ekseninde her türlü pasif direnişi denerken, devlet herkesi provOkatör, her genci terörist olarak tanımlayınca öfke yine arttı.
- Eylemciler mizahın doruğuna çıktılar. Bazı kaynaklar “kahkaha devrimi” ve “mizahın orantısız gücü” olarak tanımlar yaptı. Bu artık kutuplaşan ve bölünen milletin “yüzde ellisini” kızdırdı bu kez… Eline satır, sopa geçirenler bu laubali komik çapulcuların peşine düştüler.
- Gençleri en çok kızdıran ve olayları provoke eden “camide içki, toplu seks”, “polis öldürdüler”, “başörtülü kızlara saldırı” söylemleri oldu. Defalarca yalanlanmasına, tanıklar ve görüntüler ile ispatlanmasına rağmen, yönetenler bu söylemlerin “yüzde ellide” bir dirilik, heyecan yarattığını görünce devam ettiler. Bu ısrar karşılıklı öfkeyi ve inadı kamçıladı.
- Gündem böylesi canlı ve hararetli olunca, bu arada sesiz sakin neler oldu?  PKK bazı kentlerde fiili asayiş kontrolü ele geçirdi, polis teşkilatı kurdu. Yol, kimlik ve trafik denetimi yaptı. İsrail’in NATO iznine onay verdik. Batı şirketlerine imtiyazlı petrol anlaşması imzalandı. Avrupa Birliği ile ipler kopma noktasına geldi.(en azından itibar kaybı oldu)
- 20.gün… Herkes hedefine ulaştı…
- Eylemciler “korku” duvarını aşmaya çalışı-yordu, yıkıp geçtiler. Dünyaya seslerini duyurdular. “Karizma çizilmesi” meselesinde ne yaptılar bilmem ama toplumun her kesiminde  “boyayı kazıdılar, altından herkesin gerçek rengi” çıktı. Vicdanları deşifre ettiler.
- Yönetenler de hedefine ulaştı. PKK süreci ile örselenen yönetim saflarını sıklaştırdı. Bu nedenle ciddi sıkıntılar yaşayacağını bilen tüm muktedirler için artık “barış sürecinde” su koymak için güzel bir bahane çıktı. İşsizlik, enflasyon ve dahi her türlü ekonomik sıkıntıda     artık bir neden var; “çapulcular”…
Benim yazanlardan, düşünenlerden derleyebildiklerim bunlar… Herkes kendine göre bir dolu sonuç çıkaracaktır. Bu 20 gün 20 yıl konuşulsa bitmeyecek, üstüne ne kitaplar, ne tezler yazılacaktır.
Ve sonuçta kararı; tarih verecektir. Bu süreçte herkes durduğu yer ve vicdan muhasebesi açısından umarım gelecekte utanmaz.
Kişisel olarak benim sonucum nedir?
Bakıyorum gazetelere, televizyonlara, sanal âleme, polisleri izliyorum, provokatörleri izliyorum. Bu haberlere, tweetlere ve Facebook’ta yorum yapanlara bakıyorum. Heyecanlananları, öfkelenenleri, kızanları anlamaya çalışıyorum.
Bir tek şiddet ve ölüm karşısında bile “vicdansız” yorum yapanları anlamıyorum.