Bursa Hakimiyet

40 yıldır aynı senaryo...

2.Dünya Savaşı sersemliği ve yorgunluğunu atar atmaz,
gözlerinizi diktiğiniz, çomakladığınız bu coğrafyada 40 yıldır kan, gözyaşı, nefret ve yıkımdan gayri ne var?
40 yıldır savaşmaktan, didişmekten, bölünmekten, ayrışmaktan sevmeye, bilmeye, anlamaya zaman bırakmadınız.
Sağcı, solcu, ilerici, gerici, laik , antilaik, Türk, Kürt, Arap, Sunni, Şii, Alevi, Yezidi, kralcı, cumhuriyetçi denemediğiniz, yapmadığınız numara kalmadı.
Demokrasi diye diye, folklorumuzu, geleneklerimizi, zenginliklerimizi bitirdiniz…
Çifte standartlarınız ile hoşgörümüzü, farklılıklarımızı tükettiniz…
Medeniyetin doğduğu topraklara medeniyet getirmek adına renklerimizi, coşkularımızı, kültürlerimizi tükettiniz…
Huzurumuzu, farklılıklarımızdan kaynaklanan zenginlikleri- mizi, bir arada yaşamanın keyfini kaçırdınız…
Türkülerimizi, tatlarımızı, lezzetlerimizi, anılarımızı, paylaştıklarımızı en önemlisi çocuklarımızı, geleceğimizi çaldınız…
Doymadınız… Filistin’de yüzbinler öldü, ağlamadık, yanmadık ana yüreği kalmadı doymadınız…
Irak ile İran’ı birbirine düşürüp seyrettiniz, olmadı komşuyu komşuya kırdırdınız, doymadınız…
Sudan’da, Darfur’da, Afganistan’da , Bosna’da, Kosova’da, Karabağ’da, Gürcistan’da  “demokrasi diye diye insanlık öldü”…
Barış diye diye, Türkiye’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta milyonlarca can yaktınız…

40 yıldır canımızın acısından, ocağımızın yangınından yaşama sevincimizi kaybettik…
40 yıldır ağlamaktan, ağıt yakmaktan türkülerimizi  unuttuk…
40 yıldır bu coğrafyada 4000 yılda yeşeren, gelişen hoşgörü ve birlikte yaşama bi- lincini, nefrete, kine ve kanlı bir vahşete çevirdiniz.
40 yılda Mevlana’yı, Yunus Emre’yi , Kaygusuz Abdal’ı, Hacı Bektaş Veli’yi unutturdunuz…
40 yılda bu topraklarda bu toprak için yan yana toprağa düşmüş insanları, karşı karşıya getirip birbirine kurşun sıkar hale getirdiniz…
40 yılda kol kola halay çektiğimiz, yan yana horon teptiğimiz insanlarla kavganın destanını yazdınız…
4000 yıldır birlikte şenlik içinde kutladığımız Nevruz’u “kan ve nef ret bayramına” döndürdünüz…
Bu coğrafyada paylaşan, coşan birlikte yaşamanın keyfini süren bu insanları, 40 yılda birbirinden kuşku duyan paranoyaklara      devşirdiniz…
Sevdaların, renklerin, lezzetlerin, türkülerin, inançların, kültürlerin harman olduğu bu toprakları 40 yılda kana buladınız…
Ne renk ne de keyif bıraktınız.
40 yıldır bu topraklara birlikte üretme, büyüme ve yaşama aşkımızı bitirdiniz.
Ve biz 40 yıldır akan kardeş kanı,
Ve 40 yıldır dinmeyen “evlat acıları”…
YETTİ GARİ BE…

 

Yeni dünya düzeni taktikleri

Bugün kısa bir antik dünya öyküsü aktaracağım size…
İki bin yıl öncesine ait bir öğüt.
Okuyun ve düşünün…
Sonra çevre ülkelere ve ülkemize bakın.
Batının ülkemizde ve Ortadoğu’da uyguladığı taktiklere bakın…
Benzerlik var mı?
Siz karar verin
(…)

Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar:
- Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?
Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?
Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?
Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?
Aristo’dan cevap gelir:
Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.
Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.
Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.
Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:
İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin.
Birbirleriyle çatışınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin.
Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!
(…)
Şimdi etrafına bak… Kıbrıs Sorunu, Filistin Sorunu, Irak – İran arasındaki Şattül Arap Meselesi, Kuveyt Sorunu, Ermenistan – Azerbaycan Sorunu, Kafkasya Çatışmaları, Hindistan – Pakistan Sorunu…… aklın ve hayal gücün kadar artırabilirsin…
İşte bu nedenle, örneğin Kıbrıs’ta, taraflar 50 yıldır yürüyerek gidebilecekleri Lefkoşa’da bir otelde değil de, okyanusu aşıp Newyork’ta ABD hakemliğinde görüşüyorlar.