Bursa Hakimiyet

Analı kızlı babagannuş

Her evliliğin, evin keyfi doğum ile başlar.
Çocuğun olduğu gün “aile” olursun,
Çocuğun olana kadar “eloğlu, elkızıyız” aslında…
Evladın olduğu gün “kendi hayatın” yedektedir artık…
İktidardayım zannedersin, ama bilmelisin doğduğu gün “kral” ve “kraliçe”dir bu evlat dediğin…
Çocuğun olduğu gün gençliğin, delikanlılığın biter; ayağı yere basmayan “sen” de bitersin…
Ananın, babanın limanından zinciri kopmuş tekneler gibi denizin ortasında çırpınırsın.
Ne dalgalarda sarılacağın annen, ne de fırtınalarda sığınacağın baban vardır.
Emekledi, düştü, yürüdü, okudu, mezun oldu, nişanlandı derken…
Ortadoğu gibi karışık, çalkantılı ve anlaşılmazdır bu evladın feryadı…
Hep anladığını, bildiği zannedersin ama bilmezsin evladın senden “öte” bir yerdedir.
“Seni” aşmıştır, olması gereken de budur…
O “kendini bulma” ve “kendi olma” savaşına ilk yakın mevzi “evinde” başlar.
“Senden olma, senden doğma” diye sakın konuya “sahip” zannetme kendini,
onun ayrı bir “insan” ve “kişilik” olduğu kavramazsan, Ortadoğu’dan beter olur evin hali…
Evladın diye “senin küçültülmüş bir kopyan” zannetme sakın…
Ortadoğu mutfağının “analı kızlı” ve “babagannuş”udur aile…
Evde hep “analı kızlı”dır mönü… Annenin işi bu… “ Yuvayı dişi kuş yapar”.
“Analı kızlı” zordur, herkes ayarını tutturamaz, her restoran da yapamaz…
Ölçülüdür. Tadı, lezzeti evden eve değişir. Ama asıldır, tarifi kesindir. Katkı kabul etmez.
Analı kızlı, babagannuş gibi ezmeye, tokmaklamaya gelmez. Analı kızlıyı ezersen çorba olur, asaletini de lezzetini de kaybeder.
Babagannuşun işi ise “yuvarlanmaktır” hayatta… “Karnıyarıktır” ve her zaman “kavruk” ve hep fırında yanmaktır kaderi… Ne kadar ezersen patlıcanı o kadar güzel olur.
Lezzetini anlat desen, herkes kendine göre anlatır.
Babagannuş tarifi herkese göre değişir. Adı bile yöreden yöreye, kişiden kişiye göre değişir.
“Cehennem ateşinde közleyip kabukları ayıklanan patlıcanı kalaylı bakır tencerede tokmakla döve döve, anasından emdiği sütü fitil fitil burnundan getirdikten sonra,  onca tokmağa rağmen hala aklı başına gelmeyip ukalalık, dik kafalılık eden o küstah patlıcanları “bebekanuç” adıyla vaftiz edilmek üzere tavanın içine boca ederek tahta bir kaşıkla iyice karıştırarak” olur babagannuş…
Ateşsiz, odunsuz güzel olmaz babagannuş…
Çektiği yetmez gibi üstüne “kızgın” tereyağı şarttır. “Kebabın, yemeğin hasıdır” derler ama her yerde bulursun, sıradandır.
Kıvamında, dozunda, hakkı ile yapılmış bir babagannuş bulmak zordur. Kaderi “patlıcan”a bağlıdır.
“Analı kızlı” asildir. Her sofraya gelmez. Babagannuş “patlıcan”ı eline geçiren kafasına göre közlediği sofra mezesidir.
Onca malzeme, emek, tokmak, ateş, kızgın yağa ve çabaya rağmen,
Babagannuş kebap ile meze arasında kalmıştır.Yemek mi meze mi o bile belli değildir.