Bursa Hakimiyet

Bir yurt yaptırma hikâyesi…

Çocuk zor koşullarda liseyi bitirip, dershaneye gidemeden gurbete üniversiteye geldi.
Hiçbir tanıdığının ve akrabasının olmadığı bu kentte suyu ve elektriği olmayan bir evde başladı üniversiteye…
İnşaat ustası babası diğer iki kardeşini okutma derdinde olunca, “baba sen beni merak etme, onlara bak” dedi…
Bir yandan tıp fakültesi okurken bir yandan da işe girdi. Arkadaşları okul çıkışı kafeteryalara giderken, evlerinde ders çalışırken geceleri çalıştı. Gece yarısı döndüğü kaçak gecekonduda sabaha kadar ördek sobada karton ve gazete kâğıdı yakarak ders çalıştı. Köyden bir arkadaşı ile lüks lambası ile yaptılar derslerini… Orta sınıf insanların çocukları gibi benzer sıkıntıları yaşadılar.
2. sınıfta nihayet bir yatak aldı. Artık yerde yatmıyordu. Sonra çalıştığı yerdeki maaşı artınca elektriği ve suyu olan bir peynir deposuna taşındı. Komşu da bir gaz sobası verince, rahatı yerine geldi.
Bu yıllarda diğer iki kardeşi de tıp fakültesini kazanınca, bir yandan çalıştı bir yandan onlara da yetişmeye çalıştı. Birçok insanın yardımı ve katkısı ile okula devam etti. İyiliğin ne olduğunu ve değerini her zaman bildi.
Lafı uzatmayalım. Sağ salim bitirdi, tıp fakültesini… Doğuya mecburi hizmet, güneydoğuya askerlik falan derken uzman oldu.
Bitmeyen inşaat…
Ve zar zor okuduğu için bir söz vermişti kendine… Para kazanır kazanmaz öğrencilere burs verecekti, ilk fırsatta da bir yurt yaptıracaktı.
Şansına kayınpederi de zor koşullarda belediye burslarıyla okumuştu. Kayınpederinin de hayırsever yaklaşımını örnek alıp ( ki daha önce bir kütüphane yaptırıp bağışlamıştı) yurt inşaatı için yer aramaya başladılar.
Sonunda bir müteahhit buldular. Hayaller gerçek oluyordu. İki yılda inşaat bitecek, her ay düzenli ödemelerle yurt tamamlanacaktı. Aile ellerinde ne varsa verdiler. Gece gündüz kazanılan bu müteahhide aktarıldı. İnşaat yükseldi. Sevindiler. Bu arada müteahhit lüks bir yaşam sürüyor ve sık sık uyarıyorlardı. İnşaat gecikti. İşin bitmesi için müteahhit her ay başka bir neden veya bahane üretiyordu. İnşaatın bitmesi için yeni ödemeler istiyordu. Aile “nasılsa sonuna geldik, ne yapalım, yeterki bitsin” diye elinde olanı verdi.
Sonuçta inşaat bitmedi, müteahhit işi bıraktı, gitti. Günlük yoğunluk ve işleri nedeniyle doğru düzgün konuyu takip edemedi aile… Ayrıca bu tür konularda safiyane denecek kadar iyi niyetli hep beklediler.
Avukata gittiler. Avukat “ mahkeme ile zor bu işler, uzlaşarak çözelim” dedi. Yine bulundum üteahhit defalarca yapılan ek sözleşmelerden biri daha yapıldı. Yine ödemeler, ardından yine elde avuçta ne varsa verildi. Yine kandırıldılar, olmadı bir türlü…
Aile ellerinde yarım bir inşaat, bir sürü alacak senedi, ödenmemiş alacaklar, müteahhidin teminat diye verdiği ailenin hiç görmediği, bilmediği sonra kendi sattığı bir dolu emlak alış verişi ( ki bunların hepsinin vergi harçlarını ve giderlerini aileye ödetti) , içinden çıkılmaz bir hukuki karmaşa ile baş başa kaldı.

 

Cehennemin yolları iyi  niyet taşları ile döşelidir

İyi niyetle kimseden beklentisi olmadan yaşayan bu insanlar için anlaşılmaz bir durum bu. Bunca yalan ve kötülük ile nasıl mücadele edeceklerini bilemediler. Bu ülkede bir hayır yapmanın bu denli karmaşık halinin aslında düpedüz dolandırıcılık olduğunu bir türlü kabul edemediler. Her zaman ekonomik sıkıntı olur, insanlık hali sabırlı anlayışlı olalım diye müteahhidi beklediler.
Sonunda bir avukat “ bayağı iyi dolandırılmışsınız, yapacak tek şey uzlaşı ile alabildiğinizi almak, kurtarabildiğinizi kurtarmaktır” dedi.
Yüzlerce şahitleri, evrakları, ödedikleri çekler ve iyi niyetleri yanlarına kaldı. Umutları söndü.
Hiçbir kaydı olamayan, devamlı başkalarının üstünden iş yapan müteahhit devletin gözüne görünmüyor. Kaydı olmayınca müteahhit açısından sorun yok. Her şeyleri kayıtlı, kurallara uygun yaşama çabasındaki insanlar içim sorun var. Çünkü devlet sadece onlara ulaşabiliyor.
Sonuçta kandıran, işini bitirmeyen, sözlerini yerine getirmeyen kazançlı, iyi niyetle devlete tabi olanların işi zor. Aile şimdi uğraşıyor, didiniyor, derdini kimseye anlatamıyor. Aldatılmanın tuhaf bir psikolojisi bu, kimseyle de paylaşamıyorlar. Kime anlatsa “ kardeşim bu kadar da saflık olur mu?” diyecekler endişesi hep olacak.
İnsanlar devlete neden küsüyor, neden kızıyor şimdi daha iyi anlıyorlar.
Ve en çok onlar anladı “cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir” atasözünü…
Sözün özü; bir girişimde bulunacaksan, hayır yapacaksan, bir iş kuracaksan Allah hayırlısını versin…