Bursa Hakimiyet

Bu sınavlarda bir gariplik var

Özel dershanedir, kurstur, okul derken gece gündüz çalışıp onca para akıtıyorlar.

Sınav dediğin adil ve eşit ortamda olur.
Bakıyorsun sonuçlara, bir gariplik var.
Ortaokul, lise sınavlarında ilk ona giremeyen iller, nasıl oluyorsa devletin işe yerleştirme sınavlarında ( KPSS) ilk on içindeler.
Liseye ve üniversiteye kadar hiç başarı gösteremeyen bu gençler nasıl oluyor da, devlet sınavlarında “aslan” kesiliyorlar?
Bu sınavlarda bazı grup ve kesimlere sorular sızdırılıyor veya önceden veriliyor, iddialarına gel de inanma…
Yok eğer bu işte hile yok ise, lise ve üniversite sınavlarında ilk ona giren illere kim ayrıcalık yapıyor?

(…)

Ayrımcı ve ulusalcı yaftası ile algılanmak istemem
Ama gerçekte ortada…
Geçenlerde yazmıştım “ülke kutuplaşıyor” diye.
Şimdi de söylüyorum ki,
bölünme ve etnik ayrım meselesindeki hassasiyetler
“pozitif ayrımcılık” hoşgörüsünü geçti sanırım.
Nedir bu?
Batıda protesto için yumurta atan öğrencilere hapis…
Güneydoğuda molotof kokteyli atmak sıradan bir olay.
Batıda elektrik, su, havagazı ve dahi adım atmak işçin bile para öderken…
Güneydoğuda “elektrik kaçağı” dillere destan.
Batıda kanunlara, kurallara uymak için vatandaşın hayatı dar edilirken…
Güneydoğuda “duruma göre” kural, “ortama göre” kanun anlayışı var.
Batıda “eğitim ücretsiz olsun” diye pankart açan çocuklara hapis cezası…
Güneydoğuda “ayrılıkçı afiş”, “yasadışı pankart” serbest.
Batıda “belediye kuralını” bile çiğnemenin bedeli var…
Güneydoğuda mesele “töreye bağlanınca” yolun açık olsun.
Örnekleri arttırabilirsiniz.
Amacım dediğim gibi ayrılıkçılığı yüceltmek değil.
Aksine ülkenin her köşesindeki vatandaşı, yurttaşı eşit ve aynı haklara layık görüyorum.
Ama bu farklı yaklaşımın nedeni nedir?
Anladık, bölge hassas, gönüller kırılmasın. Yanlış anlama olmasın, kimse kendini “öteki” hissetmesin.
Ama kardeşim hak, hukuk, adalet ve vicdan diye bir şey var.
Elektrik çalınmasını anlayabilirim,
Ama çocuklarımızın geleceğinin, gençlerimizin iş ve aşının çalınmasına hoşgörü ile bakamam.


Hayatta sahip olduğunuz tek şey çekiç ise, 
herkesi çivi olarak görürsünüz

Dedikodu şehvetli bir hastalıktır.
Sosyal bir “fuhuştur” aslında…
Dinlemek, aktarmak kadar fuhuşa ortak olmaktır.

Açıktan, yüreklice hesaplaşma gücü ve cesareti olmayan kifayetsiz omurgasız insanların tercihidir, dedikodu ve iftiradır.

Her dedikoduyu ciddiye almak, gündem konusu yapmak dedikoducuların amacına hizmet etmez mi?
Dedikodu aktaran cezalandırılmaz, uyarılamaz ise bu dedikodu şehveti sürmez mi?

İnsanların aileleri hakkında konuşmanın onursal şiddeti,
insanların karakterleri, işleri, düşündükleri hakkında konuşmaktan farklı mıdır?
Kişilerin kişilikleri ile ilgili iftira aile namusu ile karşılaştırıldığında onursal açıdan farklı mıdır?

Başların, sorumluların baş olduklarının onurlarını koruması,
ona teslim edilmiş bir emanet değil midir?

Soğuk savaş döneminin siyaset anlayışı olan, farklı fikirde olan “ihanet” içindedir, mantığı terk edilmelidir. “Ya komünistsin ya da bizdensin ….”
“İhanet ciddi bir iddiadır, onursal bir saldırıdır.”
İhanet ile, “farklı fikirde olmayı” ayıramayan kifayetsizliğe prim verilmemelidir

Sol ve sosyal demokratların bu bitmez tükenmez, kendini aşındırma ve yıpratma hastalığı ne zaman bitecektir?

Neden her başa gelen, yöneten olayları şekillendirmek, tekrar tasarımlamak varken, dedikodunun, ispiyonun, dezenformasyonun cazibesine kapılır?
Bu temelsiz, asılsız, kanıtsız iddia, söylenti ahlaksızlığına karşı onurlu, kişilikli insanlar nasıl mücadele edecek?

“Hayatta sahip olduğunuz tek şey çekiç ise, herkesi çivi olarak görürsünüz”

Bir fikrin, partinin, ideolojinin, yol arkadaşlarına, yoldaşlarına sahip çıkılmazsa, yıpratılırsa siz bu yolda ilkeli ve onurlu insanları nasıl tutacaksınız?

 

Geçmiş zaman olur ki…

Yıl 1984... Doğru Hakimiyet Gazetesi ofset baskıya geçmiş. Kıyasıya bir rekabet var. Rahmetli Mümin Gençoğlu, Turhan Gençoğlu ve Orhan Gençoğlu’nun yeni gazetesi Hakimiyet, Günaydın’ın şehir gazetesi olarak çıkan Bursa Hakimiyet’ten transfer edilen Engin Özpınar müdürlüğünde, genç kadrosu ile yarış heyecanı içinde… Soldan sağa Miraç, Ceyhun İrgil, Özden Abla, Ülker Karlı, Kutup Dalgakıranlar ve Ahmet Utlu… 1980’li yıllardaki keyifli çalışma günlerinden bir anı.