Bursa Hakimiyet

‘Cumhur’un niyetine’

“Cumhur” “millet” demektir… Cumhuriyet ise “milletin idaresi”…
Saltanatı bırakıp, millete verilen bir irade olduğu için “Cumhuriyet fazilettir...”
Bu nedenle Osmanlı’nın son çalkantılı ve acılar ile dolu 20 yılını kanlı cephelerde geçiren, milletin ve vatanın en yokluk, acı zamanlarında vefakârca görev yapan kadrolar, İstanbul’da saltanat sürebilecekken “cumhuriyet”i kurdular.
İlginç olan, saltanatın kadroları olmalarına rağmen o dönemde sahip oldukları iktidarı millet ile paylaşma ve iradeyi millete devretmede kararlılıklarının bugün bile anlaşılıp, en azından vefa duygusu ile saygı gösterilmemesidir.
Falih Rıfkı ATAY’ın  “Çankaya Atatürk Devri Hatıraları” başlığı ile 1952 yılı  Dünya Gazetesi’nde yayınlanan anılarında cumhuriyetin kurulma fikri ve kararının alınmasına ait ilginç bir anıda Atatürk’ün kararlılığı çok iyi anlatılıyor;
“ Bir gün de Mustafa Kemal, galiba Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada (22 Eylül 1923) “Cumhuriyet” kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclisin ve İstanbul gazetecilerinin yüreği oynamıştır. Meclis Reisinin küçük odasına koşuşan birtakım milletvekilleri Mustafa Kemal’in bu “dil sürçünü” düzeltmesini istemişlerdir.
Yine bu küçük odada geçen bir konuşmayı 11 Eylül 1923 tarihli notlarım arasında saklamışım. Konuşmanın rejim meselesine temas eden kısmını buraya alıyorum.
Mustafa Kemal Paşa, parti toplantısının kaçta olduğunu sordu. Üçte idi.
-Bana birde olduğunu söylediler, onun için erken geldim, dedi.
Odasına giderken bizi de davet etti. Mebus olmakla beraber hâlâ yaverliğini yapan eski zabitlerden (subaylardan) biri fırka nizamnamesinin son şeklini getirdi. Nizamname bugün bütün mebuslar tarafından birer birer imzalanacaktı.
Biraz sonra cebinden nizamnamenin bir nüshasını çıkardı. Sahife açığına yazdığı Fransızca bir cümleyi okudu. Bu, Fransız Cumhuriyeti’nin “bir ve gayr-i kabil-i tecezzi (bölünmez)” olduğunu söyleyen cümle idi.
-Dün akşam, Fransız ihtilâl tarihini gözden geçirdiğim vakit not etmiştim, dedi ve sildi.
Bir sualim üzerine Kanun-i Esasi tâdilatı meselesine geçtik. Biraz önce içeriye giren Yunus Nadi de (Abalıoğlu) aramızda idi.
Gazi dedi ki:
-Cumhuriyet ne demektir? Kamusa (sözlüğe) baktım, “chose publique” kelimeleriyle tercüme edilmiştir. Bizde manası ne olmalı?
Gazi’nin, sözü hangi bahis üstüne getirmek istediği belli idi. Kanun-i Esasi’de hükümet şeklini açıkça göstermek sırası geldiğini söyleyen Sabri Bey (Toprak):
-Mesele bugünkü vaziyetin ifade edilmesinden ibarettir, dedi.
Gazi:
-Ben projeyi gördüm, çok eksik yerleri var. Bu hafta kendim uğraşacağım. Sonra bazı arkadaşlarla hususî müzakerede bulunuruz ve fırkaya (partiye) getiririz, dedi.
Yunus Nadi:
-Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız.
Gazi kalemini masaya vurarak:
-En kuvvetli zamanımız bugündür, dedi.
Sonra yeni Kanun-i Esasi’nin kendi niyetine göre ilk maddesini okudu:
“Türkiye Cumhuriyet usulü ile idare olunur bir halk devletidir.”
(…)
Padişah olup İstanbul saraylarında saltanat sürebilecek iken, ülkenin ve milletin en yok zamanında “cumhuriyet” ilan edip, yönetimi millete devreden bu kadroların bugün bile anlaşılamayan özveri ve ufuklarının anlaşılıp, saygı görmesi dileğiyle cumhuriyet bayramınız kutlu olsun