Bursa Hakimiyet

Dalaşma

İt dalaşı” askeri bir terimdir. Savaş uçaklarının birbiri ile gerekli gereksiz birbirlerine ateş açmadan dalaşmalarını, mücadelelerini ifade eder.
Hayatta “it dalaşı” hep vardır, ama karadaki dalaş havadaki kadar masum geçmez. Havadaki iki taraflı bir mesele olduğu halde, karadakinin en önemli farkı genellikle siz dururken, gelir bir “it” tek taraflı dalaşır size…
Şimdi dönüp bakın yaşantınıza; en sakin, dalaşsız yıllarınızı ve günlerinizi hatırlayın… Hayattan pay istemediğiniz, hayata yön vermediğiniz hiçbir dönem dalaşan yoktur. Ne zaman size “dalaşır” birileri? Kendinizi aştığınız her aşamada, artı değer yarattığınız her eylemde, farklılaştığınız her dönemde, karşı durduğunuz her noktada, sıradan çıktığınız her yerde, “sıradışı” her durumda bir “it” musallat olur ve dalaşır size…
İşte bu noktada bir karar vermeniz gerekir. Ya kaçacaksın ya da durup direneceksin. Kaçmak en kolayıdır ve “dalaşın” en kısa ve keskin tedavisidir. Ama ya kaçacak yeriniz yoksa… Ya da karşı duracak yüreğiniz ve omurganız varsa ne olacak?
“İt dalaştığında” en kötü çözüm sizin de dalaşıp, karşılıklı hırlaşmaktır ve sonu mutlaka kanlı bir ısırık ve acı ile biter… Haklı taraf bile olsanız karşı tarafın kanı ağzınıza yüzünüze bulaşır.
Dalaşana karşı en iyi çözüm onu yok saymaktır. Çoğu zaman “itlerden” böyle uzaklaştığınızı hatırlayın. İtin dalaşanı “insan” (!) ise bazen görmezden gelmek yetmez.
İnsanın dalaşanı dalgalı ruhlu, saplantılı ve “bir objeye” takıntılıdır. Bunu “telefon sapıklığına” benzetebilirsiniz.. “Tek taraflı bir taciz söz konusudur”…
İşte bu insanın dalaşında “sessiz muhatap almama” dalaşanı iyice çileden çıkarır… Dişin yetmediği yerde, çirkef dünyanın nimetlerine başvurur dalaşan…
Nedir bunlar? İftira, dedikodu, bilgi çarpıtma, yalan yanlış bilgi yayma, hakaret, çemkirme… Çok acıdır ki; bunları hep bel altından ve kapalı kapılar arkasında yapar…
Bu yenidünya düzeni tipi “dalaşmanın” temel amacı karalayarak yıpratmaktır. Çünkü o kadar yaygın bir iletişim çağındayız ki ( internet, telefon, cep mesaj, medya v.b.) bu “karalama dalaşı” en azından “kabı boş”, “analitik zekâdan yoksun, “donuk zekalı”, “önyargılı” insanlarda mutlak etkili olur.
Anlamadan, bilmeden “aklı doldurulacak” insan dolu çevrenizde… Hele bu kişiler sizi yakından tanımıyor ve sevmiyorsa “dalaşan” için en uygun taşıyıcı ve silahlar olurlar. Çoğu zaman “dalaşandan” daha “dalaşan” olup, onurlu bir adamsan hayatını zindana çevirirler…
Tanrı herkesi bu tür “it dalaşlarından” korusun ve sabır versin… Çünkü tek taraflı “telefon sapıklığı” ile çok benzeşen bu saplantı ve takıntı hastalığında “dalaşanın” doldurmasına gelen bir meczup size ve ailenize gerçekten zarar verebilir. Bu nedenle bu “dalaşlarda” sessiz kalıp çanak tutanlar, dolgu yapanlar da “dalaşan” kadar sorumludur. Ve oluşacak sonuçlardan sorumludur.
Bu tür dalaşlara maruz kalanlar için yıllar önce yazdığım birkaç satır şiiri ilaç olarak tavsiye ederim;
bu coğrafyada dostum,
öne çıkmak tehlikelidir.
olmazlarda yeşillenmek,
gözlemek,
gördüğünü dillendirmek
kolay iş değildir.
bunca kanı donmuşun arasında
coşkulu meydanlara çıkmak,
ayrık otu gibi durmak,
kolay değildir dostum,
kapıları zorlamak.
bunca sürüngenin arasında
çok tehlikelidir uçmak.
hüzünlü bulutlara,
mayınlı tarlalara aldırmayacaksın.
sancılıdır her doğum
inandığın yoldan ayrılmayacaksın.
çamur, iftira ve alayla
karşılaşacaksın her durakta,
başın ve omurgan dik duracaksın.
yaşam denen bu ırmakta
yaprak değil,
ırmak olacaksın.
İt’in dalaşı “insansa” Allah kolaylık versin. Vakur ve sakin olun… Omurganızı dik tutun…