Bursa Hakimiyet

“Gezi”den anlamadıklarım…

Her iki taraftaki “yüzde elliye” de soruyorum; “Siz ne vakit bu kadar zalim ve vicdansız oldunuz?”
3 haftadır izliyoruz, duyuyoruz, okuyoruz…
Her “yüzde elli” kendi açısından, kendi gözlüğünden okuyor olayları…
Anladık, herkes bir “yer” tutmuş, kendi siperine çekilmiş ateş ediyor.
Anladık, meselenin aslı gitti. Kutuplaşmanın senaryosu yazılıyor.
Anladık, mesele  evrile, çevrile, büküle başka mecralara gitti.
Anladık, bu delikanlılar taşkınlık yaptı. Bin türlü komplonun figüranı yapıldılar.
Anladık, “çapulcu” bunlar, yaptıkları “tencere tava, hepsi hava”…
Ulusal medyada defalarca seyrettirdiniz, başbakan 40 defa söyledi. Bunların amacı yıkmak, dökmek kırmak… Şiddet bunlarda, içkici ayyaşlar, rezillik, dine saygısızlık, şımarıklık, kepazelik ve bin türlü hakaretin müsebbibi bunlar…
Uluslararası plan yapıldı, bu çapulcular “faiz lobisi” ile görüşüp anlaştı. Ardından yaktılar, yıktılar…
Televizyonlara bakarsan, başbakanı dinleyince “ faiz lobisi ile komplo planları yapan çok uluslu bir organizasyonun darbe planı” bu… Üstelik kepazece yaptılar bu devrim darbesini ama çok şükür polisin ve yöneticilerin vakur, sağduyulu ve kahramanca tutumu ve demokratik işleyiş ile “sorunsuz” atlatıldı bu komplo…
Bu teze de inanan bir “yüzde elli” var. Anladık…
Anladık da, nereden izlersek izleyelim, nereden okursak okuyalım, ne duyarsak duyalım…
Adil bir insan, izlediği, dinlediği, okuduğunu, kendi akıl ve vicdan süzgecinden geçirmez mi?
Şimdi kitabın ortasından, aklıma yatmayan, anlamadıklarımı soruyorum kendime?
Bu soruların yanıtını bulunca karar vereceğim, kim haklı kim haksız?
1) Kendi halinde bir eylem iken, sabahın beşinde çadırlarında uyuyan gençlere saldırıldı ve çadırları yakıldı mı?
2) Bu gençler burada sadece AVM olmasın diye mi duruyorlardı? Günlerdir orada dururken uluslararası komplo var mıydı? Varsa neden önlem alınmadı?
3) 79 ilde gösteri ve eylem olmuş. Polisin müdahale etmediği yerlerde şiddet ve sorun olmadığı söyleniyor. Bu durumda polis müdahale etmezse anarşi olmuyor diyebilir miyiz?
4) Birbirinden habersiz, alakasız yüzbinler hangi öfke ile bir araya gelmiş olabilir?
5) 28 Şubat sürecinde kreşte, 12 Eylül Darbesi’nde portakalda vitamin olan bu gençler tüm ömürlerinde tek bir başbakan ile büyüdüklerine göre, başka kimseyi de tanımadıklarına göre kimin adamı olabilirler?
6) Polis şiddeti başlayana kadar sadece şarkı söyleyen, espri yapan bu “delikanlılar” ne oldu da, parkın dışına çıkıp böylesi saldırgan oldular?
7) Hepsi yükselokul, yarısı master ve yüksek lisans yapmış ilk eylemcilere 1. gün “çapulcu”, 4. gün “komplocu”, 5. gün “terörist”, 6. gün “din düşmanı”, 7. gün “içkici”,
8) 8,9,10,11,12,13,14,15,16, 17, 18,,19 ve 20. günlerde “hepsi” diyerek suçlama, hakaret edilmesi öfke ve kızgınlığı artırmış olabilir mi?
9) Karşılıklı yalan, çarptırılmış, kışkırtıcı eylem, söylem ve sanal ortam bilgilendirmeleri konusunda yarışı kim kazandı?
10) İki kazı güdemeyeceği her daim dile getirilen ana muhalefet partisi/ partileri bu işleri nasıl organize etti? Ettiyse, o zaman “kaz güdemezler” söylemi en azından haksızlık olmuyor mu?
11) Eylemin ilk haftasındaki yönetenler tarafından yapılan açıklamaların tutarsızlığı ve farklılığı sizin de kafanızı karıştırdı mı?
12) Ulusal medyanın genel olarak olayları hiç vermemesi, verince de aynı başlık, yorum ve şekilde vermesi size de tuhaf gelmedi mi?
13) Saçma sapan sahte “ben müftü eşiyim” türünden videolar ile Anadolu halkının sadeliği veya eğitimsizliği ile dalga geçen, polisler saldırısı ve otele baskın canlı yayınlanırken “işte göstericiler çılgınca polise saldırıyor” tarzında abuk sunumlar yapan televizyonların çalışanları arasında “yapmayın yahu, bu kadar da olmaz” diyecek kimse yok mudur?
14) İstikrarlı ortamda borsamıza gelerek, paradan para kazanan kapitalist  “faiz lobisi”, işleri gıcırındayken, bir dediğini iki etmeyen hükümeti neden yıkmak ister?
15) Üç gün dinlenme, olayları uzaktan değerlendirme fırsatı olan başbakanımızı, sağlıklı bilgilendirebilecek, olayları iyi okuyan bir tek danışmanı yok mu?
16) Başbakanımız yurtdışına giderken “arkadaşlar bu konuyu dönünce konuşalım” deseydi veya döndüğünde “gençler mesele anlaşıldı, bunu gelin birlikte bir konuşalım” diyebilseydi. Olaylar bu boyuta gelir miydi?
17) Eylemci gençler, sahte görüntüler, bilgiler üreterek veya saçma, yalan mesajlara neden ihtiyaç duyuyor? Çok mu çaresizler, çok mu baskı altındalar?
18) Bazı marjinal örgütler ve provokatörler ne ölçüde ve şekilde bu gençleri kullanmıştır?
19) Camide içki içilmediği, toplu seks yapılmadığı, türbanlı kızlara saldırılmadığı, bayrak yakılmadığı defalarca ispatlanmasına, şahitlerce anlatılmasına, bizzat partili yazarlarca yazılmasına rağmen acaba ısrarla neden söyleniyor olabilir?
20) Aynı konuları dinlediğimiz, aynı görüntüleri izlediğimiz halde nasıl oluyor da bu kadar farklı düşünüyoruz?
21) Bir tarafta 7000 kişi yaralı, diğer tarafta 150 yaralı varsa orantısız gücü hangi taraf uygulamış olabilir?
22) Ateşli silah kullanmayan bir eylemcinin gözü nasıl çıkarılabilir? Eli çivili sopa kullanan siviller ve kenarda köşede, yerde ölesiye dayak görüntüleri uzun metrajlı film olacak kadar çokken, neden dövülen yeterince “dövenlerin” görüntüsü yok? Gençler devamlı savunma veya kaçma derdinde olabilir mi?
23) Yazı yazarken, kendi Facebook sayfamızda bir şey paylaşırken, yorum yazarken, iktidarı eleştirirken neden korku içindeyiz? Adalet ve hukuk güvenilir değil mi?
24) Başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük, buz gibi kurşun ile vurulmuşken, görüntülü ispatı varken,  bir belediye başkanının, bazı televizyon ve gazetelerin “başına taş atıldı” demesi, kurşun ile öldüğü açıklanınca “zaten teröristi, Aleviydi” diye yapılan açıklama ve yorumları okuyunca vicdanınız sızlıyor mu?
25) Miting konuşmalarının ülkeyi bütünleştirici, barışçıl, saygılı, sağduyulu, tüm vatandaşları kapsayan, yatıştırıcı, itidal telkin eden bir üslup ile yapıldığı konusunda hemfikir miyiz?
En acı ve somut sonuç; 5 genç insan ölmüş ve arkalarından acımasızca yorum yapılıyor. İnsanlık dışı tavırlar sergileniyor.
Yazacak en az  bin tane daha soru var ama yerim dar. Bu olaylar ile ilgili sorulabilecek son soru, tüm soruları özetleyen bir sorudur. Bu soruya cevap zorunlu değildir. Herkes kendine sorsun,   başını yastığa koyunca cevaplasın.
“Siz ne vakit bu kadar zalim ve vicdansız oldunuz?”