Bursa Hakimiyet

Hayaldi gerçek oldu...

Ayrıştık, kutuplaştık. Bizi “ölüm bile ayıramaz” derdik.
Neredeyse cenaze namazlarımız ayrı kılınacak.


Öfkeli, nefret içine kindar bir nesil hedefine kilitlenmiş bu günlerde,
ne bayramlar ne de milli günler böylesi sıradan olmamıştı.
Değerler hiç bu kadar alaşağı edilmemişti.
Vicdan hiç bu kadar iğdiş edilmemişti.
Adalet hiç bu kadar güvensiz olmadı.
Polis hiç bu kadar emniyetsiz değildi.
Sağlık bu kadar ulaşılır, böylesi sonuca ulaşılamaz olmamıştı.
Sokaklar hiç bu kadar korku verici değildi.
Eleştirenler, karşı çıkanlar böylesi gazlanmamıştı.
Siyasi rekabet, hazımsızlık olurdu ama böylesi nefret görmedik.
Her meselenin böylesine “kendine yontulduğu” bir dönem olmadı.
Cumhurbaşkanı, başbakan tokatlayan gördük.
Başbakanın halkı tokatlayıp, korumalarına meydan dayağı çektirdiğini görmemiştik.
Görüntü var, tanık var, hiç yoksa aklımız var, gözümüz var...
Göz göre göre “Öyle değil, böyle… Siz yanlış görüyorsunuz” diye aşağılanıp, aptal yerine konmamıştık.
Kader, fıtrat, hacı, hoca hiç bu kadar siyasal hayatımıza girmemişti.
Kazalar, ihmaller, kafaya sıkılan fişek, çıkarılan göz hiç bu kadar “kader” olmamıştı.
Muktedirler hiç bu kadar edepsiz, umarsız, acımasız, arsız ve vicdan yoksulu olmamıştı.
Devlet vatandaşından hiç bu kadar uzaklaşmamış, bürokratlar bir partiye hiç bu kadar yaklaşmamıştı.
Taraftar, sempatizan hatta fanatik olurdu ama medya ve kurumlar hiç bu kadar yandaş olmamıştı.
Siyaset hiç bu kadar bölücü, kırıcı, nezaketsiz, zarafetten yoksun, yalan ve çarpıtmadan zengin olmamıştı.
Yoksul hiç bu kadar ezik, emek böylesi “asgari” değildi.
Sendikalar hiç bu kadar “sarı”, üniversiteler “suskun” olmamıştı.
Öğrenciler böylesi “delikanlı” direnirken, hocaları hiç bu kadar korkmamıştı.
Cami güvercinine dönüştürülen vatandaş hiç bu kadar “olan bitenden” habersiz olmamıştı.
Sanatçıların bu kadar sessiz, medyanın bu kadar habersiz, odaların böylesi etkisiz, STK’ların çelimsiz, aydınların isteksiz, direnenlerin desteksiz olduğu bir zaman olmamıştı.
“Asgari yaşama” mahkûm edilen varoşlar ve emekçiler geçim endişesi ile hiç bu kadar korkutulmamıştı.
Yandaşı, bürokratı, medyası hiç bu kadar beslenmemişti. Beslenen de böylesi çirkinleşmemişti.


Hitler’i duyardık, Saddam’ı gördük, Esad’ı izliyoruz, Mübarek’i hatırlıyoruz.
Ortadoğu’nun “sağlam iradelerinin” halklarını acıyarak izlerdik.
Kuzey Kore ile dalga geçer, koca İran Humeyni’ye nasıl teslim oldu, anlamazdık.
Meğer ne kolaymış demokrasiden otokrasiye geçmek…
Hayaldi gerçek oldu. Bizde olmaz diyorduk oldu.
Velhasıl…
Karşı durmak, nefes almak hiç bu kadar zor olmamıştı…