Bursa Hakimiyet

Hayat bakış ve duruş ile ilgili birkaç hatırlatma…

İki haftadır yoğun gerilim, şiddet ve tartışma…
Gündemi değiştiren gençlik… Gençliğe bir iki hatırlatma ihtiyacı doğurdu.
Eski bir yazımı hatırlattı. Hem bugünlerde belki birbirini incitmek isteyenler için bir rehber olur inancı ile hem de bu hafta “bir şey yazasım yok” ruh hali ile eski bir hatırlatma;
Yaşamın hangi dönemindeysen ve bir işe başlayacaksan aşağıdaki sözleri aklında tut…
Hangi coğrafyada ve ortamda ve dahi hangi yaşta olursan ol, çevrende insan varsa her daim geçerlidirler…
Vicdan ile aklını yoğuran, hoşgörülü, empatik, sempatik, dengeli ve olgun insanoğulları bu yazıdan muaftır… Bu tür insanlarla karşılarsan şanslısın… Bu tür insanlarla aynı ortamda çalışır ve yaşarsan, dünya cennetin olur… Dilerim şanslısındır.
Hoşgörüsüz, kıskanç, görgüsüz, doyumsuz, saygısız, künt, hazımsız, cahil, okumuş yazmış ama fitne ve dedikodu ile beslenen insanoğulları ile yaşayacak, harman olacaksın.
İlk işin kendini korumak ve ilk önlem olarak “onlara benzememek için direneceksin” …
(…)
“Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil,
Sayıları daha çok olduğu halde,
Seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”
İnsan evladı isen “başka insanlar için kaygılanacaksın” ve “ adil olmak “ için aklını, vicdanını sonuna kadar zorlayacaksın…
Çaresiz ve etkisiz kalırsan, olmuyorsa, olmayacaksa yapışıp kalmayacaksın… Bırakıp gitmeyi, vazgeçmeyi bileceksin… Her şeye rağmen, herkese rağmen diretmek “erdem” ile değil, “hırs ve bencillik” ile açıklanabilir.
İnsanoğlunun kifayetsizini, görgüsüzünü, doyumsuzunu ayırabilirsen ayır. Çünkü 3 kuruşluk insana 5 kuruşluk değer verirsen, aradaki 2 kuruşa seni satar.
(…)
İnsanın “odunundan” nasıl kaçacaksın?  “Odun” deyip geçtiğin ağaçları düşün…
İnsanlar ağaçtan ders almalılar. Ne barınan kuşların, ne gölgesindeki insanların, ne de verdikleri meyvelerin hesabını tutarlar.
Renksizden, esprisizlerden, espriden anlamayandan, gülmeyi bilmeyenden uzak dur…
Bu insanlar  “soğuk ve şe-kersiz çay” gibidir, ne içini ısıtır, ne ağzında güzel tat bırakır, sadece uykularını kaçırır.
Kalbinle aklın arasında karşındaki insanlara Sırat köprüleri kur.
Kiminin aklına düş, kiminin gönlüne…
Kimi seversen sev, kim seni severse sevsin…
Unutma seni, annen kadar sevecek ve baban kadar merak edecek hiç kimse yoktur.
Yanılacaksın, şaşıracaksın, kandıracaklar, sakın bıkkınlığa ve umutsuzluğa kapılma… Senin de hataların, yanılgıların ve yalanların olacak…     İnsansın, günahsız kalamayacaksın…
Asıl olan “isteyerek, bilerek zarar vermek istedin mi” velhasıl “niyete” bakacaksın… Kötü niyet yoksa bilmeden istemeden yapılan her yanlışı, her günahı, herkesi affedeceksin…
Ne kadar affedersen o kadar büyürsün… Ne kadar unutursan o kadar olgunlaşırsın…
Gülü dikeni var diye üzülme, dikenin çiçeği var diye sevin…
Yaşam lunaparkında ne kadar az nefret edersen o kadar sağlıklı yaşarsın…
Kızgınlıkların ve kırgınlıkların lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar olsun. Sorun “atlıkarıncalar” değil, arkandan dönüp duran “dönme dolaplar”
“Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. ”
Görebilirsen, anlayabilirsen, kanıtlayabilirsen ve kesinlikle eminsen;
İhaneti ve kötü niyeti, vefasızlığı, vicdansızı, başkalarının hakkına tecavüz edeni yaşamından çıkar ama nefret besleme, vicdan ve aklın gerektirdiğini yap… Ama onlarla mücadele ederken onlara benzeme…
Gördüğünü herkes sever ama sen asıl görmediklerini sev.
Sözde değil özde aşk istiyorsan şayet; önce “ten”e değil, “can”a değeceksin...
Kaybetmekten korkma; bir şeyi kazanman için bazı şeyleri kaybetmelisin. Ve unutma; kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin...
Başkalarına zarar vereceksen, vazgeçmekten de korkma…
Arkadaşlarını ve dostlarını önemse, değer ver…
Ama unutma “aşk emek ister”… Sadece sevmek yetmez, sevdiklerin için, sevdiğini göstermek için “emek harcamalısın”
Hayatta hiçbir şey “emek”ten ve “ aşk”tan daha kutsal değildir…
Tanrıya aşk ile insana emek ile ulaşırsın…
Başka kutsal arama…
Üç çeşit dost vardır. Birincisi “ekmek” gibidir her gün onu ararsın. İkincisi “ilaç” gibidir lazım olduğunda ararsın. Üçüncüsü “mikrop” gibidir o seni arayıp bulur.
İnsanoğlunun zaaflarını hatırla… Mehmet Akif’e kulak ver;
““
Söylenecek başka söz yok… Gerisini sen düşün artık…
Başarının birçok yolu ve yöntemi tarif edilebilir, ama başarısızlığın anahtarı herkesi memnun etmeye çalışmaktır...
Her insanın eşit, herkesin her şeyin en iyisine layık olduğunu unutma… İnsanları eşitsiz kılan sadece hayatın koşulları değil, insanların ha-yata karşı duruşlarıdır. Bunu mutlak düşün…
 Bir insana haksızlık yapmaktansa, adaletsiz bir karar almaktansa  “mağdur” olmayı göze al…( önce zarar verme)
Kimine göre kral, kimine göre yalan, kimine göre sanal, kimine göre bela, kimine göre derman; adamına göre adam…
Ama en önemlisi, en değerlisi her koşul ve durumda ÖZGÜR OL…
Unutma ve asla unutma …
Özgürlüğün tek gücün ve servetindir…