Bursa Hakimiyet

Kuşku ve korku

Korku ve kuşkunun olduğu yerde adalet ve demokrasi nadasa çekilmiştir.
Her kuşku kendi korkularını, korkular da kendi gerçek dışılığını besler.
Bu paranoid hastalıklı tablodan sağlıklı sonuç çıkmaz…
Sağlıklı demokrasisi olan ve önyargısız olgun insanların oluşturduğu toplumlarda seçimler eksikleri, aksaklıkları ortaya çıkarır. Seçim aynı zamanda çözümleri ve yetkinleri belirler…
Kuşku ve korku ile yapılan ve sonuçlanan seçimler, bölünmüş, kutuplaşmış ve birbirinden hoşlanmayan cepheler yaratır.
Kuşku, özgüvenden yoksun adamın, gerçek ve paranoya arasında korkunun labirentlerinde kaybolmasıdır.
Kolay baş edilebilir bir sanrı değildir kuşku...
Bilginin kale burçlarına tırmanma becerisini, cesaretini gösteremeyenlerin, gerçeğe ulaşma çabasındaki tembelliği, bazen alçaklık ile eşdeğerdir.
İnsan onuruna ve insana yöneltilmiş bir silaha dönmüşse kuşku, bir de dillenip korkakça hançer gibi kullanılırsa dedikodu olur. Karşı karşıya gelenlerin en belden aşağı mücadele biçimi olan dedikodu, kuşku ile donatıldığında cahillerin elinde kaba bir silah iken, eğitimli beyinlerde sinsi pusulara dönüşür.
Paranoid hastalar tanısı konmamış ve aramızda dolaşan kuşku kontlarına göre daha az zararlıdır. Kuşkuyu yaşam biçimine dönüştürenler kendi hücresinde müebbete mahkûmdur. Bunların insana ve insanlığa verdiği zarar karşısındaki insanları da sevgi, güven ve hoşgörüden yoksun duvarların arasına kapatmaktır.
 Kuşkucu dedikoducuların en iyi korunma yolu kafasındaki tüm önyargıları, iyi denetlenmemiş tüm verileri, kurguladığı tüm sanrıları karşısındakine kurşun gibi sıkmasıdır.
Hiç beklemediği anda pusuya düşen bu kurbanlar soğukkanlı davranabilirlerse yaralı olarak kurtulabilirler.
İyi niyetli ve telaşlanan kurbanlar genellikle tuzağa düşmüştür ve kurtulması zordur. Özgüvenden yoksun bu kuşkucular için bu yöntem iyi bir korunma yöntemidir.
Böylece ilk vuran olarak gündemi belirler ve yarattıkları kuşku pusuları ile yaratıcılığın, gelişimin önündeki engellerdir.
Kuşkucu, iyi niyetli ve hoşgörülü kurbanlarının kanı ile beslenir. Belden aşağı vurmayı kendine yediremeyen, kavgalarını yiğitçe yapmak isteyen adamlar için bu kolay bir mücadele değil...
Yeryüzünün aydınlığında bilginin ve gerçeğin gölgesinde kavgayı göze alamayan kuşkucu ve dedikoduculardan korunmanın en iyi yolu onlardan uzak durmaktır.
“Gerçek olan akılcı,
 akılcı olan da gerçektir.”

HAFTANIN ŞİİRİ

Şair Nâzım Hikmet’in ölümünün 50.yılı…

Nâzım’ı sevmek için bilmek lazım.
Sevmeden bilemezsin, bilmeden sevemezsin…

Bu aralar yaşadığımız günlere denk düşen şiiri ile ben de naçizane anmış olayım.

“Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
---demeğe de dilim varmıyor ama---
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim! ”