Bursa Hakimiyet

Mizahın orantısız gücü

“Gezi Parkı meselesi, aslında herkes ( ve özellikle AK Parti ) için büyük bir fırsattır”
Son bir haftadır “Taksim Gezi Parkı Direnişi” ile yatıp kalkıyor ülke…
Orada olan olmayan ama bu direnişi haklı bulanların ne istediği az çok anlaşıldı.
Başbakanın duruşu “şimdilik” belli… Empati yapacağı konusunda hala umutluyum…
Mizahın olduğu yerde şiddet ve zorbalık olmaz.  Paydası mizah ve espri olan bir kitlenin ancak “zekâsından” korkulmalıdır.
“TOMA ile 8 gündür beraberiz. Ciddi düşünüyoruz !” yazan gencin espri anlayışı mizahın pasif gücünü, boş duvara “Slogan bulamadım” diye yazan genç ise topluluğun apolitik yapısını özetliyor.
Başbakan eylem yapan gençlere soruyor: “28 Şubatta neredeydiniz?”
Gençler yanıt veriyor: “Kıreşteydik....” :)  
Bu mizahi yanıt ise bu gençlerin dilinin farklı, geçmişin siyasi jargon ve hesaplarından bağımsız bir dertleri olduğunu gösteriyor.
Apolitik bir duruş gösteren bu gençleri en çok şaşırtacak şey ne olabilirdi sizce?
Başbakanın, eşi ile sivil olarak onları ziyaret etmesi, çay içmesi, sohbet etmesi…
Muhteşem bir “ezber bozma” olurdu.
Siyasileri, kalıplaşmış anlayışları, kararları etkileyecek bir “ters köşe” olurdu.
Benim asıl merak ettiğim AK Partili yurttaşların, dostların ve arkadaşların nasıl bir duruş gösterecekleri…
AK Parti’ye ve başbakana gönül vermiş milyonlarca kişi için de bir demokrasi sınavı bu… Bu sınavı da başarırsak inanıyorum ki “sınıf geçeceğiz”…
İktidarın meşruiyetini ve başbakanın iyi yaptığı icraatları da görüp, hakkını veren bir ortalama vatandaş olarak, sıradan partililer de “ başbakanım biraz sakin, dışlamadan, ötekileştirmeden konuşsak… Sevgi ve hoşgörüyü en çok dillendiren parti olarak, biz hoşgörü göstersek…” deseler…
“Rövanşist ve kırıcı, kaba davranmasak… Bu gençleri toptan yaftalamasak iyi olur… Üslubuna dikkat etmesi gereken biziz. Hem çoğunluğuz, hem de iktidarız, büyüklük bize düşer” diyeceğini (demelerini de dileyerek) umut ediyorum.
Bu inanç ve iradedeki AK Partili seçmenlerin sayısı artıkça inanıyorum ki, her şey daha güzel olacak.
İşte bu nedenle AK Parti’nin de demokratik, empatik ve tüm kitleyi kapsayan bir parti olması için büyük bir fırsat bu olaylar… Ama iradelerini, empatilerini, hoşgörülerini, kişisel inançlarını ortaya koymadan tüm iradeyi ve kararları sadece ve sadece lidere, tek bir kişiye bırakırlarsa, bu sadece AK Parti’nin değil, tüm ülkenin kaybı olur.
Çünkü Taksim’de partili ile partisizi, solcu ile sağcıyı, dindar ile dinsizi, Fenerli ile Galatasaraylıyı, Beşiktaşlı ile Bursasporluyu, genç ile yaşlıyı, türkü ile pop müziği, her kesimden insanı bir araya getiren bu zenginlik her parti için bir şans…
Bu hareket “dine, inançlara, inançlı insanlara karşı” ( ki öyle çarptırtılıyor) algılanırsa üzülürüm.
Üzülürüm, çünkü bu AK Parti tabanında nice öte-kileştirme, sıkıntı ve acıdan iktidara gelen kitlenin geçmişinden, hafızasından, savunduklarından koptuğunu gösterir. Çatışmaya yol açar.
Örgütsüz, lidersiz, sadece sanal medya gücü olan bu gençleri anlamak bu kadar zor mu?
Kaldı ki anlamadın, kabul etmedin, beğenmedin… Bu     nefret, inkâr, öfke neden?
Zekâ ve esprinin orantısız gücü, pasif direnişin gücü karşısında şiddet, öfke, nefret, hesaplaşma, tehdit mesajları ile karşılayanlara üzüldüm.
Gençler “orantısız bir zekâ ve mizah” ile derdini anlatıyor.
Kızmadan, öfkelenmeden, küfretmeden, hakaret etmeden yanıt vermek mümkün değil mi?
Bu meseleye siyaseten bakarsak kızgın, öfkeli ve taraflı oluruz...
“Hak arama, bir talebi iletme” diye bak... Bu hak istemi dindar gençlik için de olabilirdi, işsiz öğretmen için de, yoksul çiftçi için de öznesi fark etmez... Yüklemi önemli...
“Yol Ver Gidelim, Taksim’i Ezelim” ile “Vur de Vuralım” arasında ne fark var?
Bu ülkenin insanları neden hep şiddet, tehdit ve komplo özneli konuşur anlamıyorum...
Partisi ne olursa olsun, sanırım herkes kendi içinde bir “faşizm, canavar ve zalim bir şey” besliyor... Baba, devlet, iktidar, işveren, müdür, yönetici, zengin olunca ortaya çıkan “bir şey” bu...
İşte bu “bir şeyi” aldırdığın gün “ insan” olacağız.
Bu olayları değerlendirmek için vicdanlı olmak yeter...
“Bir zamanlar türbanlı kızların üniversitede okumak için hak arama mücadelelerinde yanında nasıl durduysam şimdi de bu gençlere bu kadar acımasız davranmayın” diyorum, hepsi bu...
Nasıl oluyor da insani meselelere bu kadar ideolojik ve farklı bakıyoruz?
Bu insanlar Hudeybiye’deki müşrikler kadar diyaloğu hak etmiyor mu?
Bu insanlar “delikanlı”... Edebali’nin dediği gibi “ hoşgörmek, dinlemek” bize, yani yaşlılara düşer…