Bursa Hakimiyet

Müşküle köyünün “Müşkülü”...

İznik Gölü’nün kıyısına sırt vermiş yamaçtan yukarı vurdunuz mu varırsınız Müşküle köyüne…
Yol sapadır, her hal bundandır adı ; “Müşküle”
İşi hep zor, yaşamın, geçimin zor, “müşkül” olduğu bir köy “Müşküle”…
1960 yıllarının sonlarında Türkiye İşçi Partisi’ne silme oy çıkan ve köy lideri Fevzi Kavuk’un TİP Genel Merkez Yönetimi’ne seçildiği bir köy…
Adı hep “Müşkül” olaylarla anılmış ama “zeytin yeşilin” , “göl mavinin” köyü Müşküle en son TİP’in meclise girdiği yıllardaki seçimlerde kuşatılmıştı jandarma tarafından…
Vatansever ve barışsever bir köy olarak aydınlık insanların köyü Müşküle, davul zurna ile uğurladı Süleyman Güleç’i…
Dua ile türkü ile uğurlanan köyün genci Süleyman hain PKK tarafından şehit edilince,
Ve dün yine Jandarma geldi köye…
Köylü bayraklarla indi köy meydanına…
Karıştı birbirine dua, beddua…
Sevgili dostum Gürol Kavuk’u aradım. Ölümünden öte ne var. Boğazıma düğümlendi sözler, utana sıkıla;
-    Başınız sağ olsun Gürol, diyebildim. O da büyük bir üzüntü ile;
-    Davulla, zurna ile kendi elimizle uğurladık. Her gün şehit haberleri geldikçe, bizim köyümüze ateş düşmesin diye dua ederken Ceyhun, bize de ateş düştü, dedi…
Büyük şair Nazım’ın köyüdür Müşküle… Aynı köyden İsmail Başaran’ın mapus arkadaşı…
Kadim dostlukları sırasında görmeden sevmiştir Müşküle’yi…
Ve ilginçtir;
Köyün şehidi Süleyman Güleç doğmadan 60 yıl önce yazmıştır,
Süleyman’ın şiirini, köyün, gölün kaderini…

(…)
Bu göl İznik gölüdür.
Durgundur.
Karanlıktır.
Derindir.
Bir kuyu suyu gibi
 içindedir dağların.
Bizim burada göller
dumanlıdırlar.
Balıklarının eti yavan olu,
sazlıklarından ısıtma geli,
ve göl insanı
sakalına ak düşmeden ölür.

(…)
tekrar göle dönerken
dedi kendi kendine:
«— O âteş ki kalbimin içindedir
       tutuşmuştur
       günden güne artıyor.
       Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna eriyecek yüreğim...  
( Nazım Hikmet, Ş.Bedrettin Destanı )

TUS’un kuru mu?

Soru;
Kazanan kazanmadığını, kazanmayan kazandığını, kazandığın yerin aslında kazandığın yer olmadığını, kazanmadığın yerin aslında kazandığın yer olduğunu, bir yıl sonra sınava giren adaylara duyuran  kurumun adı?
Yanıt;
ÖSYM ve YÖK…
Doktor oldunuz…
Gecenizi gündüzünüze kattınız.
Mecburi hizmete gittiniz.  
Eşiniz daha yeni asistan oldu, başka şehirde kaldı.
Hem nöbet tuttunuz, hem de sınava çalıştınız.
Uzmanlık sınavına hazırsınız…
Kolay değil…
Bir ömür dirsek çürüttünüz…
2 saatte hayatınız değişecek.
Mesleğiniz, nerede yaşayacağınız, hatta kim ile evleneceğiniz.
Çocuklarınızın nerede doğacağı bile bu sınava bağlı…
Çok şükür çalıştınız.
Hadi hayırlısı …
Sınav günü geldi…
Fena geçmedi…
Sonuçlar açıklandı;
- Hacettepe Dahiliye Uzmanlığı’nı kazandınız.
Eşiniz Adana’da  uzmanlık yapıyor.
Şimdi siz Ankara’ya taşınacaksınız.
Eşiniz Adana’da kalacak…
Çocuk annenizin yanına İstanbul’a…
Aileniz bölündü, huzurunuz kaçtı, çocuğunuzdan ayrıldınız.
Ama olsun… Yıllardır ( 10 yıl)  çabaladığınız uzmanlığa girdiniz.
Her şey yolunda giderse, uzmanlık, nöbet, yokluk, mecburi hizmet derken 10 yıl sonra aile- niz ile tekrar buluşacaksınız.
Anan ve babanla buluşma için daha 20 yıl bekleyeceksin…
Olsun… Çok şükür ihtisasa başladın…
Ev kirası, tekrar bekarlık, gece nöbeti, ayda bir eşini, çocuğunu, bayramdan bayrama ananı, babanı göreceksin…
ama olsun sınavı kazandın…
Hacettepe Dahiliye uzmanlığı başladın, aradan bir yıl geçti…
Ve YÖK’ten ve dolayısıyla TUS sınavlarını yapan ÖSYM’den bir mektup gelir ;
-    Kusura bakmayın … siz aslında dahiliye değil, cerrahi uzmanlığı kazanmışsınız…
Bir başka uzmanlık öğrencisine;
- Pardon, kazanmıştınız ama yeniden baktık, artık kaybettiniz…
Kazanamadığı için bunalıma giren başka bir hekim arkadaşa da mektup gelir;
- Affedersiniz, geçen yıl “başarısız” diye mektup göndermiştik, aslında “kazanmışsınız”
Bu geri zekalı kifayetsiz durumlar nerede olur? derseniz…
Geçen hafta sevgili ülkemde oldu.
TUS sınavıma giren binlerce doktorun bir yıl sonra aslında “kazandıkları yerlerin kazanmadıkları yerler” olduğu, “kazanmadıkları yerlerin, kazandıkları yerler” ile değiştiği, “kazanamayanların aslında kazandığı” , “kazananların aslında kazanamadığı” gibi gayet açık, net, adil bir durum oluştu.