Bursa Hakimiyet

Öfke ile ayrışıyoruz…

Bilerek bilmeyerek koşar adım, tam gaz ayrışmaya, bölünmeye en azından etnik farklılaşmaya gidiliyor.
Adını ne koyarsanız, koyun…
Gazetecisi, siyasetçisi, aydını, karanlığı, esnafı, köylüsü, örgütlüsü, örgütsüzü her gün yaptığı
“etnitisite” paydalı konuşmalar ve yorumlar ile ayrışmaya katkı koyuyorlar.
Samimi olun… Etnik kimliğe vurgu yapan her eylem, her açılım en azından “ayrışma” getirir…
Her etnik kökene dayalı söylem, aslında kaba bir milliyetçiliği körükler.
Bir coğrafyada, bir kültürde birlikte erimek, kaynaşmak etnik, dini ve mezhep farklılıklarını “payda”dan “pay”a almak ile olur.
Önce terörle, sonra siyasi parti aracılığıyla şimdi de iktidar partisinin ısrarla kaşıdığı bu “etnik” temelli “açılım” bizi birleştirmiyor, ayrıştırıyor…
Neden görmek istemiyorsunuz?
Bu insanların farklılıklarını kaşımak, karşı tarafının, ötekinin de farklılıklarını hatırlatmaktan öteye gitmiyor.
Bu “etnik temelli açılım” kentleri, mahalleleri, insanları ayrıştıracak…
Belki de iyi niyetle başlayan ve elimize yüzümüze bulaşan bu açılımı, sadece ve sadece “açılım” istenen “taraf” sabote edebilir…
Nitekim sabote ediyorlar… Toplumda gelişen ve yerleşen demokratik hoşgörü ve dayanma sınırını sonuna kadar zorluyorlar.
Sonuna kadar “etnik şımarıklığın” keyfini sürüyorlar. Bu gelişmeleri izleyen Anadolu insanının sessiz ve sakin tavrı birçok kesim tarafından “vakur bir tutum olarak” değerlendiriliyor.
Oysa ben bu “sessiz” duruştan korkuyorum…
Bu topraklar üstünde bitmeyen, sonu gelmeyen bu oyunların en tehlikelisi bu “etnik” ve “ dini” ayrışmalardır. Tarih gösterdi ki; bu coğrafyada bu argümanlar işe yarar… İşte Balkanlar, işte Ortadoğu, işte Kafkaslar…
Bu renkler, farklılıklar tek merkezli dönerse, gökkuşağı tayfı gibi “bembeyaz” olurlar… Beyaz temiz ve güzeldir.
Gökkuşağının her rengi ayrı güzel ve vazgeçilmezdir… Ama tek bir merkezden, tek bir amacın etrafında dönmedikçe “beyaz tayf” oluşmaz.
Bu kardeşlik, demokrasi, empati yazı ve konuşmaları hep olacak…
Zaten herkes empatik olsaydı, hoşgörülü ve demokratik olsaydı, bu açılıma da gerek kalmazdı.
Samimi ve gerçekçi olalım…
Bu hoşgörüsüzlük, bu cehalet, bu demokrasi anlayışıyla bu sorun çözülmez…
Bu toplumun “altyapısı” bu sorunu kaldırmaya yetmez. Kimlikler üzerinden yapılan siyaset, bu toprakların mayası ile uyuşmaz.
Geçmişte yaşananlar gösterdi ki; kimlik ve etnik kökenli siyaset “gün geldiğinde” kan ve şiddet doğurur. Çorum, Maraş, Sivas, Bosna, Irak’ta yaşananların mürekkebi kurumadı daha…
Samimi olun…
Bu etnik temelli açılım… Toplumu geriyor…
Sessizce gerilen bu halkın, yaydan fırlayan ok gibi nereyi ve kimi hedef alacağını bilmek mümkün değil…
Allahtan diliyorum ki; tek bir canlının “canı” yanmasın…
Etnik, dini ve mezhep paydalı siyaset kendi “farklılığını” , “ zenginliğini” bir yükselti meselesi olarak algılıyor.  Kimse kendi farklılığını ve kimliğini bir “yükselti” meselesi olarak algılamamalıdır…
Bu coğrafyada “birlikte yaşama” arzusu ve çabası bir “derinlik meselesidir”.
Bu derinliği anlamak ve algılamak, samimiyet ve hoşgörü ister.
Ama samimi olun…
Bu “beceriksiz açılım”  süreci iktidar ve muhalefetin “kayıkçı kavgası tutumu”,  etnik siyaset yapanların “bölücü” ve “milliyetçiliği yücelten” sabote eden tutumu ile en azından köyünde, mahallesinde, kentinde insanların arasına nifak, öfke ve kimliğe dayanan bir “ayrışma” yaratmıyor mu?
Bu gidişat “hayra alamet” değil…“Kimse kendi farklılığını ve kimliğini bir “yükselti” meselesi olarak algılamamalıdır…”Ayrıştırıyorsunuz…
Ötekileştiriyorsunuz…
Bilerek bilmeyerek koşar adım, tam gaz ayrışmaya, bölünmeye en azından etnik farklılaşmaya gidiliyor.
Adını ne koyarsanız, koyun…
Gazetecisi, siyasetçisi, aydını, karanlığı, esnafı, köylüsü, örgütlüsü, örgütsüzü her gün yaptığı
“etnitisite” paydalı konuşmalar ve yorumlar ile ayrışmaya katkı koyuyorlar.
Samimi olun… Etnik kimliğe vurgu yapan her eylem, her açılım en azından “ayrışma” getirir…
Her etnik kökene dayalı söylem, aslında kaba bir milliyetçiliği körükler.
Bir coğrafyada, bir kültürde birlikte erimek, kaynaşmak etnik, dini ve mezhep farklılıklarını “payda”dan “pay”a almak ile olur.
Önce terörle, sonra siyasi parti aracılığıyla şimdi de iktidar partisinin ısrarla kaşıdığı bu “etnik” temelli “açılım” bizi birleştirmiyor, ayrıştırıyor…
Neden görmek istemiyorsunuz?
Bu insanların farklılıklarını kaşımak, karşı tarafının, ötekinin de farklılıklarını hatırlatmaktan öteye gitmiyor.
Bu “etnik temelli açılım” kentleri, mahalleleri, insanları ayrıştıracak…
Belki de iyi niyetle başlayan ve elimize yüzümüze bulaşan bu açılımı, sadece ve sadece “açılım” istenen “taraf” sabote edebilir…
Nitekim sabote ediyorlar… Toplumda gelişen ve yerleşen demokratik hoşgörü ve dayanma sınırını sonuna kadar zorluyorlar.
Sonuna kadar “etnik şımarıklığın” keyfini sürüyorlar. Bu gelişmeleri izleyen Anadolu insanının sessiz ve sakin tavrı birçok kesim tarafından “vakur bir tutum olarak” değerlendiriliyor.
Oysa ben bu “sessiz” duruştan korkuyorum…
Bu topraklar üstünde bitmeyen, sonu gelmeyen bu oyunların en tehlikelisi bu “etnik” ve “ dini” ayrışmalardır. Tarih gösterdi ki; bu coğrafyada bu argümanlar işe yarar… İşte Balkanlar, işte Ortadoğu, işte Kafkaslar…
Bu renkler, farklılıklar tek merkezli dönerse, gökkuşağı tayfı gibi “bembeyaz” olurlar… Beyaz temiz ve güzeldir.
Gökkuşağının her rengi ayrı güzel ve vazgeçilmezdir… Ama tek bir merkezden, tek bir amacın etrafında dönmedikçe “beyaz tayf” oluşmaz.
Bu kardeşlik, demokrasi, empati yazı ve konuşmaları hep olacak…
Zaten herkes empatik olsaydı, hoşgörülü ve demokratik olsaydı, bu açılıma da gerek kalmazdı.
Samimi ve gerçekçi olalım…
Bu hoşgörüsüzlük, bu cehalet, bu demokrasi anlayışıyla bu sorun çözülmez…
Bu toplumun “altyapısı” bu sorunu kaldırmaya yetmez. Kimlikler üzerinden yapılan siyaset, bu toprakların mayası ile uyuşmaz.
Geçmişte yaşananlar gösterdi ki; kimlik ve etnik kökenli siyaset “gün geldiğinde” kan ve şiddet doğurur. Çorum, Maraş, Sivas, Bosna, Irak’ta yaşananların mürekkebi kurumadı daha…
Samimi olun…
Bu etnik temelli açılım… Toplumu geriyor…
Sessizce gerilen bu halkın, yaydan fırlayan ok gibi nereyi ve kimi hedef alacağını bilmek mümkün değil…
Allahtan diliyorum ki; tek bir canlının “canı” yanmasın…
Etnik, dini ve mezhep paydalı siyaset kendi “farklılığını” , “ zenginliğini” bir yükselti meselesi olarak algılıyor.  Kimse kendi farklılığını ve kimliğini bir “yükselti” meselesi olarak algılamamalıdır…
Bu coğrafyada “birlikte yaşama” arzusu ve çabası bir “derinlik meselesidir”.
Bu derinliği anlamak ve algılamak, samimiyet ve hoşgörü ister.
Ama samimi olun…
Bu “beceriksiz açılım”  süreci iktidar ve muhalefetin “kayıkçı kavgası tutumu”,  etnik siyaset yapanların “bölücü” ve “milliyetçiliği yücelten” sabote eden tutumu ile en azından köyünde, mahallesinde, kentinde insanların arasına nifak, öfke ve kimliğe dayanan bir “ayrışma” yaratmıyor mu?
Bu gidişat “hayra alamet” değil…

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…

Yıl 1985 Temmuz ayı… Güzel bir yaz akşamı Kükürtlü bahçede ( o zamanlar Vamtes) bende-niz henüz Tıp Fakültesi 4.sınıf öğrencisiyim, erken yaşta kandırılmışım (!) nikah törenindeyiz. Kimler yok ki?  Sevgili Müberra, Kutlu, Belkıs, Yeşim Doğan, Füsun, Figen, İhsan Bölük ( ikimiz de bir deri bir kemik), Aysın Komitgan neşeli günlerin neşesini yansıtan bir anı…