Bursa Hakimiyet

Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür…

Libya'yı hallettiler.
Yemen'de, Tunus'ta oyun devam ediyor.
Mısır'da son perde…
Petrol zengini Suudi Arabistan, Kuveyt ve Körfez Ülkeleri'nde zaten iktidardalar.
Ortalıkta direnen bir tek Suriye kalmıştı.
Irak'ta, krallıkla yönetilen Arap ülkelerinde "demokrasi" dilemeyen batılılar,
Suriye için "demokrasi havarisi" kesildiler.
Aylardır ipleri gerdiler.
Dezinformasyon yaptılar.
Suriye içi barışını bozmayı başardılar ve Suriye birbirine düştü.
Ama Şam bir türlü düşmedi.
Denemedik yol bırakmadılar.
Suriye'ye girip, işi bitirecek bir çılgın arıyorlar.
Türkiye'ye "aslansın, kaplansın" gazı ile aylardır, Suriye'ye müdahale için baskı yapıyorlardı.
Türkiye kararlı bir şekilde geri durdu.
Sular sakinleşmişken,
Hatırlayın daha üç gün önce Kandil'e girmenin milli mutabakatı üzerinde konuşulurken,
Bir sabah kalktık ve Suriye ile savaşın eşiğindeyiz.
Acil toplantılar, nota vermeler…
Havada "savaş" kokusu ve korkusu var.
Sakın ha!.. Sevgili Ülkem...
Asla bu oyunun bir parçası olmayalım…
Savaş felakettir ki, bu bir yana "Suriye Halkı" dostumuz değil mi?
Dostlarımız ile niçin ve kimin için savaşacağız?
"Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır. "


Cahil Cesareti , Kifayetsiz Muhterisler…
"Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken
aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır." Bertrand Russel
İki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atmıştı ;

"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı;
• Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
• Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
• Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...

Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:

"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.

'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür.

Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...
Beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar..."


HAFTANIN ŞİİRİ
Geçtiğimiz haftalarda
şair Nazım Hikmet'in ölümünün 49.yılı nedeniyle anma toplantıları yapıldı.
Haftalık yazınca meselelere biraz geç intikal etme sorunu oluyor.
(Aklı başında adamın Nazım'ı anlamak ve sevmek "intikal" ve "idraki" ile karşılaştırınca
"yıldırım hızı" ile yazmış sayılırım gerçi…)

Nazım'ı sevmek için bilmek lazım.
Sevmeden bilemezsin, bilmeden sevemezsin…

Bu aralar yaşadığımız günlere denk düşen şiiri ile ben de naçizane anmış olayım

"Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! "


GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…

Yıl 1992 veya 1993 başları olmalı… Çekirge Caddesi Urgancıoğlu Apartmanı giriş katında Bursa'nın ilk özel radyosu Radyoaktif'te ARTI-EKSİ diye bir söyleşi programı yapıyoruz. O günlerin gündemdeki konuları için rahmetli Yılmaz Akkılıç Amca ve Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu programda… Program arası bir anı fotoğrafı çekmişiz… Bu vesile ile bize bu olanağı sağlayan Erdoğan Bilenser'i, Erengül Bilenser'i, çalışma arkadaşlarımız Yasemin Taydaş'ı, sevgili Şeyda'yı, Yeşim'i, kapı Murat'ı ve Radyoaktif ve Uludağ radyo ailelerini de minnetle anmak isterim.