Bursa Hakimiyet

Seçimini yaptın…

Yerelde seçimler yapıldı. Herkes kendi seçimini yaptı. Bundan sonrası “seçenlerin tercihi”…
Yaptığın seçim ve verdiğin karar ile sen yaşayacaksın.
Zaman en iyi ilaç, zaman gösterecek gerçekleri…
Nedense hayat ve özgürlükler için endişeliyim.
Umarım yanılanların tarafında olurum.
Gördüğüm, hissettiğim daha önce yazdığım gibi…
“İnsanı ve insana dayatıyorlar…
Ve sakin sakin hayatı daraltıyorlar aslında…
İdeolojilerin, devletlerin, cemaatlerin, tarikatların, mahallenin doğasıdır bu…
En doğru ve en güzelin kendi yaşadığını düşünür “çoğunluklar…”
İktidarlar, erk sahipleri, hâkim olan, güçlü olanın “doğruyu, güzeli belirleme” yaşadığı alanı temizleme, insana çekidüzen verme doğası,
kendinden olmayana, başka renklere, öteki olan hiçbir şeye hayat hakkı tanımaz.
Demokrasi varsa bir parça, erkin ve iktidarın belirlediği, katlanabileceği ve izin verdiği kadar yaşarsın.
Hele mağdur, mazlum ve ötekileştirilmiş olanların erki ele geçirdiğinde durum daha gergin, hoşgörüsüz ve keskin olur.
“Bizim zamanımız geldi” ruh hali altyapısız taraftarları hem daha acımasız hem de daha küstah kılabilir.
Eğitimli ve görgülü taraftarların ise daha kalabalık bu öteki kalabalıklar karşısında susmaktan başka çaresi de yok gibidir. Birkaç cılız “adalet, hak, hukuk” serzenişi de mahalleden kovulma korkusu ile etkisiz kalır.
Jakoben dayatmalar her zaman kolluk güçlerine, kolluk gücü ile derdest edilmişleri de kodese göndermek için kendine bağlı bir adalet sistemine gerek duyar.
Bu adalet sistemi için gerekli kanuni düzenlemeleri yapan meclis mutlaktır. Çünkü her hamle demokrasi adına olmalıdır.
Aksi takdirde krallık ve diktatörlük algısı oluşur ki, günümüz dünyasında evrensel meşruiyet açısından sıkıntılı bir durum yaratır. Hem dünyada demokratik bir ülke görünümü verip, hem de içerde tepeden inmeci uygulamalar ile yönetim günümüz 3.dünya ülkelerinde oldukça tercih edilen bir yöntemdir.
Bu yönetimlerin ilk işi devamlı reform, atılım, yenilik yapmaktır. Ne de olsa geçmişte “her şey yanlış yapıldığı veya hiçbir şey yapılmadığı” için hızla hayata çekidüzen verme, insanı kurtarma, onu yanlıştan döndürme hamlelerine başlarlar.
“Kendilerine göre doğruları “ vardır. Bu doğrular hele dini temelli ise zaten toplumda “tartışma” zemini oluşması olası değildir.
Bu “tartışılmaz” doğruları tartışmaya açmak muhalif olmaktan öte “dinsizlik”, “kâfirlik” gibi suçlamalara açıktır. Kendilerini “Tanrının yeryüzündeki temsilcileri” olarak gören erklere karşı hangi kanıt ile muhalefet edeceksin?
Bu güçlü ve tartışmasız baskı ortamı doğal olarak yasakları olağan kılar.
İşin ilginç yanı “özgürlükler” adına gelen her kuralı, yönergeyi, yasayı detaylı incelersen hayatı bir yerinden daralttığını görebilirsin.
Renklerin zamanla azaldığını, kentlerin erkenden karardığını, festivallerin, eğlencelerin, hayatın içindeki “ötekileri” ortalıktan yavaşça çekildiğini hissedeceksin.
İlk ve keskin dönüşümü kamu alanlarında göreceksin. Kendini güvende hissetmeyen “ortalama” her ölümlü “ortama ayak uydurma” refleksini gösterecektir.
Zekâ canlıların “çevreye uyum sağlama” yeteneğidir. Biraz zeki olan herkes çevresinde olup biteni görecek, gereken uyumu gösterecektir.
Zekânın “çevresel değişime karşı durma hali” cesaret, irade ve haylice omurga ister.
Akıntıya karşı kürek çekmek, yolda tek başına yürümek, yalnızlık her insanın katlanabileceği, dayanabileceği bir tavır değildir. Bu halinle kalabilsen dayanırsın belki ama erkin kolluk güçleri, adalet sistemi, medyası, yandaşı, taraftarı, sempatizanı, militanı bırakmaz yakanı…
Bu “öteki” halinle iki yakanı bir araya getirmen de kolay değildir doğrusu… Yandaş ve taraftarlar ferahladıkça kendi hayatının daralmasını sadece sen hissedersin, asla hayatını daraltanlara derdini anlatamazsın.
Sen daraldıkça, genişleyen iktidar alanı kendinden başkasını görmez, duymaz ve hissetmez olur.
En tehlikeli dönemdir bu aslında…
“Beyaz Körlüğü” diyebilirsin bu döneme… Kendince temizleyip, aklayıp, pakladıkça toplumu, kurumları, insanları, başka renklere de hayat hakkı tanımadıkça, kutuplardaki kâşif ve fatihler gibi her yeri ve her şeyi beyaz görmekten bir süre sonra “beyaz körlüğü” olur.
Hayatı daraltıp, tek renkli hatta renksiz kentler ve insanlar bumerang gibi dönüp sonra herkesi, her şeyi vuracaktır.”
Seçim de, karar da senin kardeşim…