Bursa Hakimiyet

Tarihi parçalamak

Tarihi eser kaçakçılığı bu coğrafyanın kaderidir.
Kadim medeniyetlere beşik olan Anadolu, Ortadoğu ve Mısır, arkeoloji ve antikanın değerini erken fark eden batı ülkeleri tarafından adeta yağmalanmıştır. İlginç olan bu yağma geçtiğimiz yüzyılda legal yollardan ve yerel halkın yardımları ile olmuştur.
Genç bir hekim olarak ilk kez gittiğim Londra’da müze gezerken Anadolu’dan kaçırılan eserler ile oluşturulmuş devasa salonları görünce hem şaşırmış hem de üzülmüştüm. Öyle birkaç kap, testi, kolye değil kocaman binaları, dev heykelleri kaçırmışlar.
Tarih bilinci oluşunca, bu kez eserler illegal yollar ve hırsızlık yolu ile ülkeden çıkarılmaya başlandı. Cumhuriyet öncesi kayıpları izlemek kolay değil, kaldı ki çoğu padişah izni ile ülke dışına çıktığı için hak talep etme açısından da işimiz zor.
Son dönem tarihi eser hırsızlıklar için en iyi kılıf, restorasyon çalışmaları ve tamirat bahaneleridir. Bu yolla veya adi hırsızlık ile Bursa’dan kaçırılan eserlerin tam bir dökümüne sahip değiliz. Çünkü takip ve kontroller için öncelikle iyi bir tespit, sayım, sınıflama gereklidir. Maalesef bu ancak son yıllarda mümkün olmuştur. Bu nedenle bu tespitler öncesi eserler için takip çok zordur.
Bursa özelinde bakıldığında maalesef en çok eser kaçırılan kentlerin başındadır. Bizans ve ilk dönem Osmanlı eserlerinin tahribat ve kayıplarını bazen hiç bilmemek çok daha iyi olabilir. Zira kaybolan eserlerin, tahrip olan değerlerin sayısal çokluğu, bu eserlerin maddi ve manevi değeri insan aklının, yüreğinin kabul edeceği bir rakam değil.
Son dönemde gündeme gelen ve çok bilinen bazı eserleri hatırlatmak isterim.
Bursa ili Yenişehir ilçesinde bulunan 16. yüzyıldan kalma Sinan Paşa Camii’nde 2002 yılında gerçekleşen hırsızlık olayında çalınan ve  üzerinde Kur’an-ı Haşr Suresi’nin 23. ayetinin bulunduğu çini kapı üstü süslemesi geçen yıl uzun süren bir takip ile tekrar Türkiye’ye getirildi.
Bursa  Kayhan Camii’nde 140 yıllık devasa talik yazı, Orhan Gazi’nin türbesinin gümüş kakmalı örtüsü, Yeşil Camii’nin şadırvanının mermer minyatür camili fıskiyesi, Muradiye Külliyesi’nin 500 yıllık İznik çinileri çalındığını bildiğimiz ama henüz Bursa’ya geri getiremediğimiz eserlerdir.
MURADİYE MEDRESESİ’NİN ONARIMI VE ÇALINAN ÇİNİLERİ
Benim mercek altına almak istediğim tarihi doku, Muradiye Külliyesi içindeki medresedir.
 “Bursa için büyük bir değer olduğuna kimsenin kuşkusu olmayan Muradiye Külliyesi’nin makûs talihi nasıl yenilebilir?”
Yıllar önce Muradiye Külliyesi ile ilgili bir yazıma böyle başlamıştım. Bir hekim olmama rağmen, medresede çalışmak ve ilgilenmek nasip oldu. Bu nedenle medreseyi ve ilgili sorunları yakından görme olanağım oldu.
Medresenin 1950’li yıllarda sağlık bakanlığına tahsisi edilmesi ile Verem Savaş Dispanseri olarak kullanılan binaya daha sonra sağlık ocağı taşınmıştır. 2004 yılında Onkoloji Hastanesi’nde idareci iken, valiliğe başvurduk ve binanın restore edilmesi koşulu ile “kanser erken tanı merkezi” olarak tahsisini istedik. Bu projeyi hazırlarken asıl amacım medreseyi tekrar restore ettirmek ve kültürel amaçlı kullanıma açmaktı. Sağlık bakanlığı tahsisi nedeniyle mutlak bir sağlık merkezi yapma zorunluluğumuz vardı ama ana koridorlara basit ve başlangıç olması amacıyla bir “sağlık müzesi” nüvesi oluşturduk.
Medreseyi teslim aldığımızda tablo ürkütücüydü. Duvarları 1950’li yıllarda sağlık kuruluşlarında moda olan, temizlik emaresi sayılan beyaz fayanslar ile kaplanmış, ama yıllar içinde bu fayanslar paslanmış ve kırık dökük haldeydi. Binanın kurşun kaplamaları tahrip olmuş, tüm bina rutubet içindeydi. Bahçe bakımsız, mermer havuz harap haldeydi. Alt yapı ve kanallar tıkanmış, ana kubbe hasarlı, camlar kırıktı. Öncelikle durum fotoğraflar ile tespit edilerek, Kültür Varlıkları ve Anıtlar Kurulu’na başvurduk. Bu süreçte konu ile ilgili uzmanlar ile görüşüldü. Velhasıl uzun plan ve tadilat proje çalışmaları sonunda gerekli izinler alındı ve tadilat başladı. Burada vurgulamak istediğim ve benim de o zaman öğrendiğim değerli bilgi; eserin aslına döndürülmesidir. Kurul eserin kapsamlı onarımından ziyade aslına uygun restorasyonuna izin verdi. Hatta bu nedenle fayansları kaldırınca ortaya çıkan muhteşem Horasan kırmızı tuğla işlemeleri bile bize tekrar sıvattılar.
Sonuç olarak; medresenin dispanser olan yarısı, bahçe, ana kubbe ve kurşun çatıları onarıldı, yenilendi. Bu süreçte ana yapı ve kubbe içindeki çinilerin çoğunun olmadığını gördük. Araştırınca sahipsizlikten ve bilinçsizlikten dolayı bu çinilerin çalındığını öğrendik. Takip sonucu çinileri Londra’da bulduk ama geri almak o gün için mümkün olmadı. Bu kısa ve küçük macera sırasında her taşın, boyanın, camın, çivinin kıymetini öğrenmek, bu eserlerin yaşadığı, yaşattığımız dramı anlamama çok etkisi olmuştur.