Bursa Hakimiyet

TOKİ doğru yerde, derenin yeri yanlış Kabak sahipsiz değil…

Berat Gecesi...
Samsun TOKİ'leri zemin katlarında 9 ölü..
Su içinde 5'i çocuk cansız ...
Kapıcı dairesinde yoksulluk değil insanlar boğuldu.
Yetkililer açıkladı " TOKİ doğru yerde, dere yatağı yanlış yerde"...
Aynı saatlerde Akdeniz derin sularında iki pilotumuz bulundu.. onlarda su içinde... Samsun'dakiler kurban, pilotlarımız ŞEHİT oldu.
Ve Berat Gecesi bu evlere ateş düştü. Ağlamamak için taş olmak lazım…
(…)
Sorun çıkınca her şeyi Allah’a havale ediyorlar. İyi olursa iktidardan, kötü olursa Allah’tan kader…
Milletin başına gelmedik kalmadı. Yetkililer hep “metanet” hep “Allah’tan sabır” diliyor.
Herşeyi, her çözümü Allah’a havale ediyorsunuz, her meseleye Allah’ı karıştırıyorsunuz ama Allah’ta büyüktür kardeşim…
Aşağıdaki kısa hikaye, mağdura mazluma devamlı “ hikmet” adresine gösterenlere, “hikmet” olması dileğiyle sizinle paylaşıyorum;
(…)
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir.
Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir... Saç, sakal, bıyık, kas, ne varsa hepsinden. Derviş, soluğu berberde alır. “Vur usturayı berber efendi” der. Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar.
Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
Kalk bakalım “kabak”, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.' Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki; yoldan geçen kamyon çarpar kabadayıya. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
“Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?”
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
“Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim.
Gel gör ki kabağında bir sahibi vardı elbet... O gücenmiş olmalı…”


Yatırım bir tercih meselesidir
İstanbul’a dev bir cami yapılacak haberleri ile aklıma Can Dündar’ın bir yazısındaki rakamlar geldi. Hatırladığım kadarı ile ;
Türkiye'de yaklaşık 69 bin okul var.
1300 kadar hastane.
Peki kaç cami var?
İrili ufaklı 86 bin.... Mescitler hariç
80 bin kadar doktor var, yarısı da uzman olsun.
95 kadar bin din görevlisi var. Bin tane de bonus “Mele” miz oldu.
36 bin "cami yaptırma derneği" var?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar?
8 bakanlığın bütçesi kadar...
22 üniversitenin toplam bütçesine denk...
(…)
Allah bereket versin, itirazımız yok Cami de olsun, Hastane de…
Ama vicdan sahibi bir göz ve akıl ile bakın bu rakamlar dengeli mi?
(…)
Sonra hastane önünde bağırıyoruz “doktor yok mu? “ diye.
Okullar yetersiz, öğretmensiz köy diye ağlamayalım.
Ameliyat ve tetkik için kapı kapı dolaşırken veryansın etmeyelim.
Ambulans geç gelince de sitem etmek doğru değil.
“Ne ekersen onu biçersin”
(…)
Alınan vergilerle tüm yatırımı “yaşama” değil “ öbür dünyaya” yaparsak
Olacağı budur.
İnsanlar tercihleri ile yaşarlar.
Aklın görevi tercihlerin olumlu olumsuz yanlarını açıklamaktır.
Bu tercih ile yaşayacak olan, milletin kendisidir.


Geçmiş zaman olur ki
Yıl 1985 -86 … Bursa Hakimiyet Fomara binasında alt katında bir dükkanda faaliyet gösteren Çocuk Kulübünde bir kutlama… Şimdi gazetemizin yayın yönetmeni Aysın Komitkan , Sahavet Kurt, Füsun Karagül mütevazı bir kutlama ( pastaneden alınmış bir porsiyon keşkül kabına tek bir mum dikmişiz, pastamız yok, ama huzur ve arkadaşlık var)