Bursa Hakimiyet

Yürütmenin halleri

Yolsuzluk, rüşvet depremi önce gündemi, sonra hükümeti ardından emniyeti ve adaleti sarstı.
Basın, sokaktaki adam, muhalefet basit bir soru soruyor;
“Bakanlar ve oğulları rüşvet aldı mı?”
“Halk Bankası müdürünün evinde bulunan milyonlarca dolar ne iş?”
“Polisin ortaya çıkardığı rüşvet kayıtları doğru değil mi?
“29 yaşında, 5 yıldır ülkemizde bulunan bu işadamı ile bakanların bu muhabbeti normal mi?
Henüz kimseden vicdanları ve aklı rahatlatan bir cevap yok…
Hükümet ve fanatik yandaşlar soruları basitçe “evet” veya “hayır” diye yanıtlamak yerine, konuyu saptırıp meseleyi yine “komploya” bağladılar.
Eyvallah…
Komplo olduğu farz edelim. Bir bakanın evine milyonlarca doları koyacak, bakanları rüşvetçiler ile böyle konuşturacak, 11 yıldır emniyete böylesi yerleşebilecek güç ne olabilir ki? Üstelik bu polis ve adalet adamlarını hükümet atamadı mı?
Neresinden baksan tutulacak yanı yok… Nereden baksan akıl ve vicdan ile izahı yok…
Hükümet en kolay yolu seçti. “Bunlar bize komplo” dedi. Toplumun kutuplaşmasını kullanarak bu yolsuzluğu örtbas etmek istiyor.
Buna da eyvallah…
Peki, sokaktaki vatandaş gözüyle gördüğü, kulağı ile duyduğu bu yolsuzluk ve rüşvet depremi için sessiz ve kayıtsız kalacak mı?
Muhtemeldir ki, unutulacak bunlar…
Korkarım, seçime kadar bu gümbürtü, seçim sonrası ise derin bir sessizlik olacak.

İNSANLARI İYİ TANIYACAKSIN

Gündemin değişmezleri, yaşamını kâbusa döndüren mutsuzlukların olunca tekrar düşünmelisin.
İdeolojilerin, saplantıların kör kuyularında değilsen kendini yenileyebilirsin.
Değişmekten korkmadan, bozulmadan, dik bir omurga ile ruhunu ve aklını satmadan, hiçbir “düşünce tarikatının” zincirlerine vurulmadan tek başına kalmanın korkulu ıssızlıklarına razı isen, sabırla ve kararlılıkla doğru bildiğin, inandığın yolda ezilip büzülmeye hazır olacaksın…
İnsanlığın var olması ile başlayan bir kavganın, bir ömürlük oyuncusu olduğunu unutma.
Bu kavga karşıtlar arasında hep olacaktır…
Akil adamlar ile aklı yetmeyip başkalarınca doldurulanlar arasında, düşünüp kendi geliştirenler ile aktaranlar arasında, gücü kimliğinde tutarlı yürekli adamlarla, makamlara, liderlere, ideolojilere, kulüplere, devlete, partiye, “düşüncenin her türlü tarikatlarına” güvenen korkak adamlarla süren bir kavga bu…
Bu insanları iyi tanıyacaksın…
Kendi insanları, kültürü, toprakları, coğrafyası ve insanlığın temel kavramlarıyla kavgalı adamlardır bunlar…
Sevmekten korkmanın acılarını çekerler. Sevgisizliklerinin kamuflajını yaparlar. Ya acımasızca hak ve adalet adına bilir bilmez, olur olmaz eleştirirler, saldırırlar ya da ağızlarından sevgi, adalet, hak, hukuk sözcükleri hiç düşmez…
Ya omurgasızdırlar sülük gibi her türlü iktidar organlarına yapışıp kan emerler, ya da omurgalı olmak adına spastik düşünceleri ile her şeye karşıdırlar…
İnsanı, saygıyı, nezaketi, adaleti, iyi niyeti ve emeği gözardı eden bu yeteneksiz ve çapsız insanlar aynıdır aslında. Bakmayın başka kamplarda, ideolojilerde, partilerde olduklarına…
Kendi kapları boş olduğu için hangi çevrede yetiştiyse, ilk gelen kaplarını neyle doldurduysa “o” olur bunlar…
Üretimden, emekten kopuk ideolojilerinin askeri (maşası) olarak insan kullanmanın ya da yaslandıkları, çöreklendikleri kurum, kuruluş ve topluluklarda artı değer yaratmadan statükonun devamını isterler…

BU İNSANLAR...

Bu insanlar 45 yıldır ülkenin aynı gündemde, aynı kavgalarda sıkışıp kalmasının nedenidir… Hepsi  “tutuculuğa” karşıdır, hepsi “ilerici”… Ne gariptir ki sağcı veya solcu ortak paydaları “tutuculuktur”…
Ya beyazdırlar ya siyah… Gökkuşağını görmezden gelirler.
Ya “onların sevdiklerini seveceksin ya da bu diyardan gideceksin” ortamı yaratırlar…
Hoşgörüsüzdürler… Yalnızca “kendileri ile dolu insanlardır”…
Onlar gibi düşünmezsen, dünyayı dar etmenin her türlü yolunu denerler…