Bursa Hakimiyet

Bir tencere sıcacık, nefis çorba

Mutlu pazarlar..
Karlı, buzlu, ayaza çeken bu soğuk günlerde bir tas sıcacık nefis çorbaya ne dersiniz?.
Pazar yazımızda sizleri gülümsetecek gerçek ve çok hoş bir öykümüz var.
Kahramanımızı tanıyorum.
Çevresinde çok sevilen, her zaman arkadaşları arasında aranan, espri küpü, zarif ve hassas, hamarat, güzel bir hanımdır kendisi. Eşiyle mutlu bir yaşamları var.
Bu hanımın oğlu ve gelini yurtdışında.
Anne olarak onları çok seviyor. Hasreti telefon tellerine bağlamışlar. Sık sık konuşuyorlar..
Öykümüzün kahramanı geçenlerde sevgili eşine sıcacık nefis bir mercimek çorbası hazırlamak için mutfakta..
Her şey hazır. Malzemeleri tencereye koyuyor. Ocağı yakıyor.
Tenceredeki mercimek çorbası tıkır tıkır kaynamaya başlıyor. Kahramanımız da tencereyi tahta kaşıkla yavaş yavaş ve zevkle karıştırıyor..
İşte o anda zırrn bir telefon.
Salondaki telsiz telefonu gidip alıyor..
Alo, alo..
Karşısındaki kişi "anneciğim, diyor, nasılsın,iyi misin?.."
Hanım öyle heyecanlanıyor ve seviniyor ki; anlatılmaz.. Hem telefonla konuşuyor hem de tekrar mutfağa yönelip tencerinin başına geçiyor ve tencerede kaynamaya başlayan çorbayı karıştırırken elindeki telefonu da kulağıyla omzu arasına sıkıştırıp tatlı bir sohbete başlıyor.
Oğluyla havadan sudan ve sevgili gelinine olan özlemini anlatırken bir anda kulağıyla omzu arasına sıkıştırdığı telefon cuup çorba tenceresinin içine düşmez mi?!..
Büyük bir panik yaşıyor.
Nasıl yaşamasın; mercimek çorbası ile birlikte telefon da tencerenin içinde..
Tabii sevgili oğluyla konuşması da o anda stop!..
Ocağı kapatıyor ve tencereyi kaldırıyor. Sonra bir kepçe ile mercimek çorbası içinde kalan telsiz telefonu çıkarıyor.
Telefondan damla damla mercimek çorbası süzülüyor.. Havluyla falan siliyor hemen ama telefondan bir daha ses gelmiyor.
Tencereyi tekrar ocağa koyuyor, ateşi kısıyor, çorba tıkır tıkır kaynamaya devam ederken aynı binada oturan ve elektrikli aletlere meraklı, iyi anlayan, onaran bir komşusunun kapısını çalıyor. Elindeki telefonu uzatırken 'n'olur buna bir bakıverin, çorbanın içine düştü' diyor.
Önce gülüşüyorlar.
Sonra komşusu evde kullanmadıkları kendi telsiz telefonunu getirip takıyor onun hattına.. Oğluyla konuşmaya devam ediyor hanımefendi. Telefonlu çorba durumunu anlatıyor kahkahalar arasında.
Komşusu da çorbalı telefonu onarmak için çalışıyor.
Bir süre sonra kapı çalınıyor..
Gelen yardımsever komşusu.. Elinde de çorbaya düşen telefon.
Hanım pek seviniyor telefonumuz onarıldı diye.. Ama nefile..
Yardımsever komşu 'siz ne çorbası pişiriyordunuz?' diye soruyor.
Hanım 'mercimek' diyor.
Komşusu, 'siz mercimek değil de tarhana çorbası pişirseydiniz telefonunuz bozulmazdı.. Tarhana her derde devadır' diye espri yapıyor.
Tekrar gülüşüyorlar.
Ertesi gün hanım erkenden yeni bir telefon almaya gidiyor çarşıya. Alıyor. Ve mercimek çorbalı telefonu da tekrar yıkayıp paklayarak bir kenara misafir gelen komşularının çocukları oynasın diye kaldırıyor..
Kimbilir; belki misafir çocuklarından önce o telefonla sevgili torunu da oynar..
Evet, telefonlu mercimek çorbası öyküsü işte aynen böyle.
Şimdi bu karakışta bir tencere sıcacık nefis çorba pişirirken siz siz olun telefonlu çorba yapmamak için aman dikkatli olun..
Güzelliklerle dolu bir tatil günü diliyorum efendim..
Bu kış kıyamette sofranızdan da çorbanızı eksik etmeyin.. Ama dikkat; telefonlu çorba olmasın sakın, üzülürsünüz.
Afiyet olsun..



Bol bol kahkaha

Internet ortamında dolaşan ilginç bir yazı var. Okurumuz Sayın Dilek Köseoğlu göndermiş.
Bol kahkahalı günler diliyor ve tüm okurlarımla paylaşıyorum:
***
"Timüs bezi, tiroit bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur. 
Bu bez, insanın bağışıklık sisteminin merkezidir.
Yani tüm bağışıklık sistemi buradan yönetilir. Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur. 
Anadolu'da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit olmuşsunuzdur. 
Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.  Kişi göğsüne vururken timüs bezini titreştirir. Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır. 
Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır. 
Siz de parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs bezini titreştirebilirsiniz. 
Ya da daha basit bir yolu kullanır, yani bol bol "KAHKAHA" atabilirsiniz.  Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir. 
Hani yıllar sonra bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce 'hiç değişmemişsin, ne gamsızsın...' deriz ya, işte timüs bezinin gücü. 
Sonuç olarak; kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar."          (Teşekkürler  Dilek KÖSEOĞLU)



Uludağ’ın yeni vizyonu

"Uludağ'da yapılacak hizmetler ve sorumluluğun Büyükşehir Belediyemiz'e verilmesi çok sevindirici.
Çünkü yaşadığımız sorunları en iyi bizler bilir ve dertlerimizi, taleplerimizi yetkililere en iyi bizler anlatabiliriz.
İlk etapta teleferik projesinin oteller bölgesine kadar uzatılması hakikatan beklenen en güzel karar.
Bundan sonra da 'bazı' otellerin kendilerine çekidüzen vermeleri, turizm açısından çok önemli. Bizler de Alp dağlarındaki sisteme ve rahatlığa bir an önce kavuşup evlatlarımızı gönül rahatlığı içinde Uludağ'a gönderip güvenle kayak yaptırabilelim.
Ama bunları gerçekleştirirken paralı turistleri ve otellerin para kazanmasının hesaplarını yaparken Bursa'da yıllardır Uludağ'ı göremeyen çocuklarını beyaz cennete götürerek bir çay içirme, bir tost yedirme olanağından mahrum ne kadar dar gelirli ailenin bulunduğunu da unutmayalım, dar gelirli aileleri de Uludağ'dan mahrum etmeyelim..
Ailecek günübirlik teleferikle oteller bölgesine çıkan bir grup duşünün. Çocuklarına kayak yaptırabilecekler mi?. Teleferik, telesiyej, teleski tesisleri mutlaka ve mutlaka öğrenci ve sporcu indirimi yapmalı.
Isınmak, bir bardak çay içmek için hangi otelin lobisine gireyim, çay kaç paradır diye ince hesaplar yapmamalı aile büyükleri.
Bunun için de iş yine Büyükşehir Belediyesi'ne düşüyor.
Belediyemiz birkaç yere bu tür gereksinmeleri karşılayabilecek ve Bursa'da uygulanan tarifeden halka ucuz hizmet sunacak tesisler kurmalı. Bu şarttır.
Geçmişte Uludağ'ın spor için önemli bir merkez olması belirlenip yurdumuzda kayak ve dağ sporları başladığında rahmetli Atatürk 1929 yılında zamanın Bursa Valisi Fatin Güvendiren'e talimat vererek Uludağ'da sporcuların barınacağı otel yaptırtmasını istemiş.
Otel 1930 yılında tamamlanmış. (Bugünkü Büyük Otel)
Otel sporculara yetmeyince 1935 yılında tadilat yapılarak hem yaz, hem kış spor amaçlı kullanılmaya başlanmış.
Ama şimdilerde bu otel özel sektöre devredilmiş durumda.
Uludağ'da sporcu yetişmesini istiyorsak sadece belediyenin açtığı kayak kursları ile bunu sağlayamayız.
Spor amaçlı kayakçılar için olanakları yeterli hale getirmeliyiz.
Bursalılar'ın kayak sporuna ilgisini çekip kışın hafta sonlarında yarış pistlerinde çocuklarını, kardeşlerini, eşlerini desteklemek için çeşitli etkinlikler düzenlemek şarttır.
1980'li yıllarda bunların yapıldığını görmüştük..
Kış sezonunda yerel ve ulusal gazeteler kayak sporuna çok yer veriyordu. Gazeteler yarışlar düzenliyordu.
Niye o günler tekrar yaşanmasın?..
En kısa zamanda yaşansın o güzel günler ve Uludağ önemini daha fazla yitirmesin.."
Münir AYDINGÜN
Türkiye Kayak Fed.
Yön.Krl. eski üyesi




PAZAR NEŞESİ

Soğuk bir gece..
Lapa lapa kar yağıyor. Temel taksi durağında gece nöbetçisidir. Kadının biri çıplak olarak Temel'in taksisine telaşla biner..
Temel ikide bir dikiz aynasından kadına bakıyor...
Kadın: "Ne bakıyorsun? Sen hayatında hiç çıplak kadın görmedin mi?" diye tepki gösterince Temel boynunu büküp cevap veriyor:
"Haçan ondan deyuldur daa.. Parayi neredan çikaracaksun diye bakayrum!"
(Teşekkürler Melike SAROL)