Bursa Hakimiyet

Mudanya İskelesi ve Babalar Günü

 Mutlu pazarlar..
Tüketim ekonomisini dopingleyen bir ‘özel gün’ yani Babalar Günü’nde merhaba.
Anne ve babalarımız için oluşturulan bu özel günleri her ne kadar benimseyemiyorsam da öncelikle yine tüm babaları kutlayayım. Saygısızlık etmeyeyim.
Neden benimseyemiyorum derseniz?.
Evet bu özel günlere karşıyım.
Çünkü bu ülkede binlerce babasız, anasız çocuk var.
Veya çocukları olmayan babalar, analar.
Veya evlatlarını kahpe bir kurşunla vatana feda etmiş binlerce şehit babası, anası.
Şimdi böylesi özel günlerde bu babaların anaların psikolojilerini bir düşünün lütfen?.
TV ekranlarında son zamanlarda gösterilen bir reklam filmi de buna adeta tuz biber ekiyor.
Filmde vatani görevini yapan Mehmetçik, anasına telefon ediyor. Karşılıklı ‘Anacağım... Oğlum...’ sözleri.
Evlatları bu güzel ülke uğruna şehit olmuş binlerce ananın babanın bu reklam filmiyle tazelenen acıları, üzüntüleri nasıl önemsenmez..
O analar da, babalar da asker oğlundan bir telefon beklemez mi, sesini duymak istemez mi?.
Hasreti telefon sinyallerine bile bağlayamayan yüreği yanık o şehit analarının, babalarının üzüntülerini düşündükçe çok rahatsız oluyorum.
Ama yine tüm babaları kutlamadan geçemeyeceğim.
Onlara nice mutlu, sağlıklı yıllar dilerim.
ŞU BİZİM ALİ:
Babalar Günü geldiğinde unutamadığım bir anım var.
Geçmişte bir Babalar Günü.
Rahmetli arkadaşım, foto muhabiri Ali Battal genel yayın müdürümüzce bir gün önce Mudanya İskelesi’ne gönderildi. Bizim Ali’nin görevi iskele kenarlarındaki kocaman iskele babalarından birinin yakın plan fotoğrafını çekmekti.
Mudanya’dan çok havalı bir fotoğrafla döndü Ali. Haşmetli bir iskele babası. Ona bağlı palamar, arka planda deniz falan.
Ve Babalar Günü’nde bu fotoğraf birinci sayfadan ‘Babalar Gününüz kutlu olsun’ başlığıyla yayınlandı.
Amaç; babaları rencide etmek değildi tabii.
Hedefte bir espri ve buna bağlı olarak babaların iskele babaları gibi yaşamın nice fırtınalarında ve her soruna karşı sağlam bir güvenlik unsuru olduğunu vurgulamaktı.
Bu espri okurlarımızdan eleştiri almadı değil..
Ama eleştirilerden daha çok esprinin güzelliği ve derin anlamı konu edildi, tebrikler da aldı.
Bizim Ali’mizi bu vesileyle rahmetle anıyorum. Mekanı cennet olsun.
Ayrıca tüm şehit ana ve babalarının ellerinden saygıyla öpüyorum. Allah sabır, güç ve kuvvet versin onlara.

Pazar neşesi

10 ÇOCUKLU KADIN

“Amerika’da mahkemede yargıç, tanık kadına kaç çocuğu olduğunu sorar. Kadın ‘on’ diye yanıtlar. Adları sorulunca... Tanık kadın, yargıca ‘David, David, David, David, David, David, David, David, David, David’ der.
Yargıç bu kez merak eder.
‘On çocuğunuzun onunun da adları David mi?’
Kadın ‘Evet’ deyince, yargıç merakla sorar:
‘Peki çocuklarınız bahçede oynarken onları içeri nasıl çağırırsınız?’
Kadın bu soruyu gülümseyerek yanıtlar:
‘Ben yüksek sesle bir kez ‘David’ diye bağırırım, bir anda onu birden eve gelir.’
Yargıç yine merak ve de kuşkuyla:
‘Peki, yemeğe nasıl çağırırsınız onları?’
Kadın yine gülümser ve ‘yüksek sesle bir kez, ‘David yemek hazır... Haydi sofraya’ derim, çocuklarımın onu birden sofrada yerlerini alırlar...’
Yargıcın merakı gittikçe artar:
‘Peki..’ diye sorar bir kez daha ‘İçlerinden yalnızca birine bir şey söylemek istediğinizde ne yapıyorsunuz?’
Tanık kadın bu soruyu da kolaylıkla yanıtlar:
‘O zaman soyadıyla çağırırım!. Hepsinin soyadı ayrıdır çünkü.”
(Teşekkürler Turgay UYKUSUZ)

Bir, iki üç... Sonra ‘Biiir’
Arkadaşı ‘eşinin bir dediğini iki etmiyorsun. Çok mutlusun. Sırrını anlatsana’ deyince adam sigarasından derin bir nefes çeker, anlatmaya başlar:
‘Düğünümüz bitti. Karım kendi atına, ben de kendi atıma bindik, evimize doğru gidiyoruz. Benim atın ayağı takıldı ve sendeledi. Karım eğildi ve benim atıma ‘Bir’ dedi.
İlerledik ve benim atın ayağı tekrar takılıp tökezlemez mi?. Karım tekrar eğilip atıma ‘İki’ dedi.
Az sonra atım tekrar tökezleyince karım atından indi ve benim ata ‘üç’ dedi ve çeyizindeki tabancasını çıkarıp atımı alnından vurdu. Şok oldum.
Karıma ‘yazık değil mi ata, neden vurdun kadın, manyak mısın sen?’ diye bağırdım.
Karım arkasını döndü ve bana ‘Biiir’ dedi.
Ve o günden sonra karımın bir dediğini vallahi iki etmiyorum..”
(Teşekkürler Dilek KÖSEOĞLU)