Bursa Hakimiyet

Pazartesi sendromu ve öneriler

Haftanın ilk günü genelde sıkıntılıdır. İki günlük tatil sonrası işlerin başına dönme gerilim yaratır.
Okurum Dilek Köseoğlu, ilginç bir derleme ile tüm okurlarımı pazartesi sendromlarına karşı uyarıyor. Teşekkürler:

***

Yarın pazartesi. İyi bildiğiniz ama sık unuttuğunuz bazı şeyleri anımsatacağım. İçerikler Dr. Toksöz B. Karasu hocamızdan.

1- ŞÜKRETMEYİ BİLİN:
Bu konuda  çok şey yazılmıştır ama Dr. Karasu'nunkileri beğenirim:
'Akıl, sağlıklı bedeni idrak etmeye ve onun normal işleyişine kayıtsız kalır. Böyle olmasaydı sonbaharda altın sarısı yaprakları, yazın masmavi gökyüzünü, kışın sakin sakin düşen kar tanelerini ve ilkbaharda aniden açıveren cançiçeklerini görebildiğimiz için her halimizle şükrederdik.

Kuş cıvıltıları, çocukların şen kahkahaları, sevgilinin fısıltıları ya da Beethoven'in 'King Stephan' uvertürünü işitince derin bir minnet duyardık. Yürüyebilmemiz, koşabilmemiz, yıkanabilmemiz, bir kutuyu alıp açabilmemiz, yazabilmemiz, yemek hazırlayabilmemiz hatta sırf yataktan kalkabilmemize bile hayran olurduk." Şükretmek huzura ulaşmanın önemli anahtarlarından biri. "Yetinmek"le "şükretmek" aynı şeyler midir bilemiyorum ama ben ikisini aynı başlığın altına koymanızı öneririm.

2- DOSTLUĞU ÖNEMSEYİN:


Karasu hoca devam ediyor:
"Yaygın inancın tersine dost ilişkilerini sürdürmek için düzenli görüşmeler, sık sık telefon etmeler, uzun mektuplar ya da e-postalar yazmalar gerekmez. Bir kez kurulmayagörsün, dostluk kişi için benliğin parçası haline gelir, özümsenmiş bir bağlılığa dönüşür ki gerçek dost hiç görüşmedikleri aylar, hatta yıllar sonrasında ilişkilerine kaldıkları yerden devam edebilir, sanki hiç ayrılmamış gibi kucaklaşabilirler" demiş ve eklemiş "Dostluk, alternatif psikolojik yuvamızdır. Dostluk seçmeli bir gereksinim değildir; kişisel gelişimin gereğidir".

3-  HAYATA KÜSMEYİN:


Hiçbir toplum ve inanç sistemi hasta olmaya bizim kadar pozitif ve kaderci yaklaşmaz. "Hastalık sağlığın zekâtıdır" cümlesinin başka hiçbir dilde var olduğunu zannetmiyorum. Bizim inancımız hastalıklar, "hayatın verdiği dersler değil kazandırdığı güçler"dir. Dr. Karasu'ya göre, "Bir hastalıkla savaşmak, hastalanan kişiye daha evvel hiç tanımadığı bir güç verir ve çoğunlukla onu öyle kökten değiştirir ki, sevdikleri kendilerine 'bu benim tanıdığım kişi mi?' diye şaşırır.

4- BU ZARAFETİ ÖRNEK ALIN:


Pazartesi önerilerinin sonuncusu iyi ve güzel yaşlanma. Kişi güzellikle yaşlanmalı. Yaşlanmayı kabul, beraberinde olgun bir hüzün ve hafif bir kaygı getirerek o zamana dek gerçekleşmiş olan kayıplara geçerlilik kazandırır. Yaşlanmayı inkârsa, beraberinde çiğ bir bunalım ve ağır bir kaygı getirerek kişinin benliğini geçersizleştirir. Kişinin yaşlanma konusunda seçim şansı yok ama yaşlandığı için çile mi çekeceğine yoksa bu durumun avantajlarından mı faydalanacağına karar vermek kendisine kalmıştır."
Kısa bir süre önce kaybettiğimiz rahmetli Neslişah Sultan'ın seksenli yaşlarda çekilen hoş bir fotoğrafını anımsıyorum. Neslişah Sultan'ın fotoğraftaki o zarif, asil ve bilge duruşunun sırrı da bence yine Toksöz hocanın yukarıdaki yaklaşımında: "Çile, kendi ilahi değerinde saklıdır!" Eğer iyi yaşamak istiyorsanız cüzdanlarınızı değil, vicdanlarınızı büyütmeye, daha güçlü dostluklar kurmaya, şükretmenin gücünden daha çok faydalanmaya çalışın. Hastalıklarınızla kavga etmeyin ve sağlığınızın kıymetini iyi bilin."

- (*) Huzurlu Yaşam Sanatı/ Dr. Toksöz B. Karasu/ Boyner Yayınları




Pazar neşesi

İSTANBUL'DA: Adam alacaklılardan kaçmak için kapısının üzerine 'İstanbul'dayım' yazmış ve her kapı çaldığında tavan arasına kaçıyormuş.
Yine kapı çalmış. Sonra büyük gürültüyle kapı kırılmış. Eve giren birkaç kişi adamın eşyalarını dışarı atmışlar.
Olayı tavan arasından seyreden adam sinirle mırıldanmış:
'Ulan şimdi İstanbul'da olmasam size gösterirdim!.'
***
KADININ İYİSİ: Temel'e "Kadının iyisini nasıl anlarsın?" diye esormuşlar:
"Konişmasuna pakarum."
"Ya hiç konuşmuyorsa?!."
"O kadar iyisune hiç rastlamadum!.."
Teşekkürler Ecz.Ertan NEŞE)