Bursa Hakimiyet

Ramazanın keyfi nar taneli güllaçla çıkar

‘Ramazan geldi hoş geldi.. Baklava tepsisi boş geldi..’
Aslında güzel bir tekerleme bu.. Ama böylesi sıcak günlerde baklava yerine kar beyazı güllaç üzerine özenle yerleştirilmiş kıpkırmızı nar taneleriyle süslü, mis kokulu hafif bir tatlı olan ve Osmanlı mutfağının vazgeçilmezi güllaçlar eksilmesin tepsilerde..
Bu tatlıyı anımsayınca Bursa’nın ünlü güllaççısı olan Kayhan Çarşısı’ndaki Zelzeleler Bakkaliyesi’ni unutmamak gerek..
Ramazan ayına yakın günlerde bembeyaz, yuvarlak ambalajları içinde bakkaliye önüne asılan güllaç paketleri sanki ‘Ramazan geldi’ habercisi..
Zelzeleler Bakkaliyesi tarihi çarşının eşrafından merhum İsmail Kılınç’ın işyeri..
Rahmetlinin işini şimdi torunu Doğu Kılınç ile oğlu Abdülkadir Kılınç sürdürüyor. İşyerini büyütmüşler, bir bölümde de beyaz eşya ürünleri var.
‘Zelzele İsmail’ olarak tanınan merhum İsmail Efendi’ye bu lakap nereden gelmiş derseniz, anlatalım:
Tarihteki büyük Bursa depremlerinden biri. İsmail Efendi daha henüz yeni yeni yürümeye başlayan bir bebek.
Ama o çocuk yaşlarda yaşadığı şiddetli depremin korkusunu üzerinden hiç atamamış.
Dapremden sonraki günlerde eş dost bir araya geldiklerinde ‘zelzele nasıl oldu İsmail?’ diye sorduklarında o küçücük can çocuk, yerinde sallanır durur, çevreye neşe saçarmış..
İşte o günden sonra ‘Zelzele’ lakabıyla tanınır olmuş çarşının çok sevilen ve unutulmayan İsmail Efendi’si..

Hemen her ramazan ayında bazılarını rahatsız eden, bazılarının da ‘ramazanın süsü’ diye savundukları gümbür gümbür sahur davullarının yanında, keman, klarnet,darbuka, cümbüşten oluşan ince saz heyetine tanık olmuştum..
Yıllar önce.. Gecenin bir vakti. Uykunun en koyu, en tatlı yerinde Mustafakemalpaşa ilçesindeyiz. Kapının önünde en güzel şarkılar, türkülerle oluşan bir sahur konseri.
Tüm ramazanda her gece sahur vaktinde ayrı bir repertuarla üstelik..
Nice güzel ramazanlara sağlık sıhhat, mutluluk ve bereketli sofralarla ulaşmanızı dilerim sevgili okurlarım.

 

“Sonun Geldi Sevgilim..”

“Hayalini bile kuramayacağın güzellikte bir kadınla evleniyorsun. Çok geçmeden bütün ülkeye rezil rüsva oluyorsun.
Herkes kendinden emin: Tek suçlu sensin!
Annen, baban, ablaların... Bakkal, komşu, arkadaşların... Hatta polis! Haklı ya da haksız olman mühim değil; tek şansın var: Unutulmak!
Yapılan araştırmalara göre ihtiyacın olan yalnızca 17 gün. Yoksa 22 miydi?
Tam intihar edecekken, evinde televizyon olmayan son güzel kadına rastlayıp âşık oluyorsun.”

İşte tatil günleri için ustaca kaleme alınmış, rahat okunabilen, sürükleyici bir Tuna Kiremitçi romanı: ‘Sonun Geldi Sevgilim’
April Yayınları’ndan.. Beğeneceğinizi umuyorum.

 

Cumartesi  neşesi

Bayramın yaklaştığı günlerden birinde, iftar sofrası.. Konuklardan biri:
“Keşke, ramazan, senede iki kez gelse” demiş.
Aynı sofrada misafir bulunan Bektaşi, hemen şu cevabı vermiş:
“Öyleyse ramazan biter bitmez neden bayram yaparsınız? İnsan, sevdiği gidince bayram yapar mı hiç!..”

“Temel’in annesi ölmüş. Cenaze namazında bir kenarda duruyormuş. Soranlara;
‘Pen cenaze namazı kilmasini pilmeyrum’ diyormuş.
Bir müddet sonra kayınvalidesi ölmüş.
Namazda Temel’i en ön sırada görenler merakla sormuşlar:
‘Hani sen çenaze namazi pilmezdun Temel?’
Cevap: “Pu çenaze namazu tegil çi, payram namazu payram!.”

Hititler’den bir duvar yazısı

(Alttaki satırlar Hititler’in M.Ö 2000 yılındaki duvar yazısından alınmıştır.)

“Tanrım, beni yavaşlat. Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir.. Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele..
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol. Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret.. Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret...
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim..
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et. Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim. Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver...”
Mayir Saranga/ (Teşekkürler Yıldırım KAMACI)