Bursa Hakimiyet

Sakıp Ağa: ‘Çaat dedi, kırılıverdi!..’

Tatlı sohbeti ve sempatisiyle iş dünyasında ayrı bir yeri vardı merhum Sakıp Sabancı'nın. Onun verdiği önemli bir dersle 'pazar yazıları'mıza satırbaşı açıyoruz..
Sakıp Ağa'nın hafta içinde 8.vefat yıldönümüydü.
Gazetelerde boy boy ilanlar çıktı anma gününde. Hepsinde de eksilmeyen gülücüklü bir fotoğrafı vardı.
Türk iş dünyasının bu renkli siması kışın Uludağ'a kayağa gelirdi. Dönüşte Akbank Merkez Şubesi'ne uğrar sevdiği dostu Müdür Doğan Sofracıoğlu'nun döner kebaplı konuğu olurdu. Bu adeta değişmez bir kural olmuştu.
Son gelişinde kayak yaparken başına olmadık bir iş gelmiş..
Düşmüş kolunu kırmış..
Hemen Bursa'ya getirilmiş. UÜ Tıp Fakültesi'nde ilk tedavisi yapılıp kolu alçıya alınmış.
O hastanedeyken Doğan Bey'in sekreteri aradı, olayı haber verdi.
Onlar hastaneye dönmeden bankaya gittim. Fotoğraf çekip haber yapmak istedim.
Bir süre sonra eşi Sevil Hanım, yakınları ve Doğan Bey'le birlikte geldiler.
Sarkıtmasın diye Sakıp Ağa'nın kolunu sargı bezleriyle boynuna asmışlar..
Kapıdan girerken 'Geçmiş olsun ağam..' Ve bir iki kare fotoğraf.. Yüzü sararmıştı ama yine gülücükleri eksik değildi.
Bir şeyler söylemesini beklediğimi anladı. 'Gel gardaşım, yukarı çıkalım' dedi. Müdür odasına geçtik.
Nasıl düştüğünü ve o anda kol kemiğinden yükselen 'çaaat dedi kırılıverdi be gardaşım' sesini kendine özgü bir güzel anlattı.
Sonra İstanbul'daki doktorlarıyla uzun bir telefon trafiği.
Yanından ayrılmadan önce farklı bir röportaj yapmak istedim.
Kırık kol ve bacaklarda alçı üzerine adettendir diye imza atılırmış diyerek çekinceyle rica ettim.
"At gitsin, at" dedi.
Makinemi ayarladım, bir banka görevlisine verdim. Ve koldaki alçının üzerine imzamı attım. fotoğraflar bu anı ölümsüzleştirdi.
İş biter bitmez Sabancı 'istesem şimdi imzanı taklit eder seni bir güzel dolandırırım.. Açığa hiç imza atılır mı değerli gardaşım?" dedi.
Afalladım. Ama hemen toparladım kendimi ve 'dolandıran yeter ki siz olun Sakıp Bey' dedim..
Bir an durdu, yüzüme baktı ve 'yaman adamsın sen yav' dedi.
Sakıp Sabancı'nın kırılan koluyla ilgili haber ve 'imza' fotoğrafımız bu gazetenin arşivindedir. Ve Sakıp Ağa'nın verdiği bu önemli dersi de ne zaman imza atsam anımsarım.
Eğer hayatta olsaydı kendine özgü konuşması ve esprileriyle televizyon ekranlarından ekonomimiz için kim bilir neler neler söylerdi diye düşünüyorum.
Ama gülücükler atar mıydı yine, onu bilemem!.
Nur içinde yatsın.



Biraz da gülelim

Genç ve güzel bir ilkokul öğretmeni staja başlar, çok heveslidir.
Bir gün teneffüs sırasında çocuklar futbol oynarken bir çocuğun oyun alanı sonunda durduğunu görür.
Çocuğun iyi olup olmadığını öğrenmek ister. Çocuk sorunu olmadığını söyler.
Bir süre sonra çocuğun yine tek başına aynı yerde durduğunu görür, içi rahat etmez ve tekrar çocuğa yaklaşarak;
'Senin arkadaşın olmamı ister misin?' diye sorar..
Çocuk pek hevesli olmamakla birlikte 'tamam' der.
İlerleme kaydettiğini düşünen genç öğretmen;
'Bütün çocuklar top oynarken sen neden burada duruyorsun?'
Çocuk hayretle yanıtlar: 'Çünkü ben kaleciyim..'
(Teşekkürler Seda N.)




Gel de söyleme

Almanya'da bir araştırmaya göre kızlar annelerine daha düşkünmüş.
....
Doğru.. 'Anasına bak kızını al' diye boşuna söylenmemiş!.
**
Gökdere tramvayına binenler makas tutturulamayınca bir süre bekliyormuş..
10 dakika istirahat molası (!) gibi..
Bursa tramvay yapıyor ama makas tutturamıyor. Hayret!.
**
Bir partinin taraftarları son doğalgaz zammına tepki için caddeye soba kurup üstünde kestane pişirmiş.
'Kestane kebap/ Oylar bize olsun sevap' meselesi..


Akıl ve inat

Azim, akıllı inattır.
İnat, akılsız azim.
Azim ile inat arasında üç belirgin fark vardır:
Azimde mantık öndedir, inatta öfke duygusu.
Azim sınırı bilir, inat sınır bilmez.
Azim durmasını bilir, inat durmasını bilmez.


Şaşırtan davranış

Konfiçyus'a "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir?" diye sormuşlar.
Sıralamış:
Çocukluktan sıkılır, büyümek için acele eder. Ne var ki çocukluğunu özler.
Para kazanmak için sağlığını yitirir. Ama sağlığını geri almak için de para öder.
Yarından endişe ederken bugünü unutur.
Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşar. Hiç ölmeyecek gibi yaşar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölür.
(Teşekkürler İlhan ATEŞ)