Bursa Hakimiyet

‘Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil’

"Eğitim ve öğretim yılının yarı yılı doldu. Sömestr tatili başladı. Çocuklarımız ilk dönem karnelerini aldılar.
Başta öğretmenlerimiz ve evlatlarımız olmak üzere yorucu bir maratonun kısa molası başladı.
Ancak bu molanın tanımlanmış süresi birçok öğrencilerimiz tarafından maalesef kendilerince belirlendi!.
Karnelerin alınmasına 10 gün kala pek çok okulda devamsızlık grafikleri tavan yaptı. Müfredatta '20 güne kadar devamsızlık yapılabilir' denmiş bir kez!..
Asıl sıkıntıyı çekenler ise değerli öğretmenlerimiz!.
Öğretmenlerimiz görev yaptıkları okullara hiç eksiksiz ve ara vermeden gelirken öğrencilerimiz nerede?..
Örnek; mevcudu 36 öğrenci olan bir sınıfta karnelerin alınmasına 4 gün varken bu sayı 5 kişiye kadar iniyor. Ve sadece bir sınıfta 31 öğrenci yok!.
Bu vurdumduymazlıklar neticesinde boşa giden yüz binlerce liralık milli servet kaybı da cabası.
Çünkü boş gidip gelen servis araçları, çok az bir öğrenci için bile olsa tüm binanın ısıtılması, aydınlatılması vb. 
Bunu il genelimizdeki okullarımızın sınıf mevcutları ile çarparsak önümüze çok vahim bir devamsızlık sayısı çıkacaktır.
Peki, bu öğrencilere öğretmenleri 'çocuklar karneleri alacağınız güne kadar geleceksiniz. Devamsızlık yapmayınız. Ders işlenecektir. Ayrıca okul kıyafetlerinin de giyilmesi müfredata göre zorunludur. Yani okul kıyafetleri ile eğitime devam edeceksiniz' diye sıkı sıkı tembihlerken..
Çoğu okulda 6-10 öğrencili sınıflar. Bazı serbest kıyafetler. Bu süreçten şikayetçi olmadığına göre hiçbir veli de maalesef rahatsız değil.
Ama bir öğretmen; sadece bir gün mazeretsiz şekilde devamsızlık yapmış olsa seyredin siz cümbüşü...
Soluklar nerede alınır; milli eğitim müdürlükleri mi?.. Neresi? 
Ne üzücü ki, bu başıboşluk ve sorumsuzluğa değerli öğretmenlerimiz maalesef müdahale edemiyorlar..
Son güne kadar çocuğunu noksansız olarak okula gönderen benim gibi veliler; 'Sınıfta 6 öğrenci var. Ben de okula gitmeyeyim. Okula gitsem de, derse girmeyeyim' demeyen değerli öğretmenlerimize 'nasıl olsa, öğrenci yok denecek kadar az. Öğretmenler idare eder. Hadi okula gitmeyelim veya geç gitsek de ne olacak' deme lüksü olmayan ve tatil günlerinde bile okula gelen idarecilerimize haksızlık edilmiş olmuyor mu?
Onlara çok şey borçlu olduğumuz değerli öğretmenlerimiz okullarımızda bu sahnelere ses çıkaramadan ve mecburen seyirci kalırken merhum Fuzuli'nin 'Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil' sözünü hatırlamamak mümkün mü?..
(Not: Karnelerin verildiği gün bir öğrenci velisi olarak 1.Murat İlköğretim Okulu'na gittim. Sınıfta sadece ve sadece 6 öğrencinin olduğunu görünce çok üzüldüm.
Bizim öğrencilik yıllarımızda hiç böyle manzaralar olmuyordu. Her öğrenci eksiksiz olarak okuluna gelir, son dersten sonra karnesini alır ve sevgili öğretmenin elini saygıyla öperek tatiline çıkardı. 
O gün okuluna gitmiş olan öğrencilerden biri olan Murat'a okulun değerli Müdür Yardımcısı Sayın Serkan Alpaslan takdirnamesini verirken bu fotoğrafı çektim..)
Saygılarımla. - Muhammet KÖSLE


‘Benimle Oynar mısın?’

Büyükşehir Belediyesi'nin kültür sanat etkinlikleri kapsamında farklı çalışmalar da oluyor.
Örneğin, geçen yıl ilk baskısı yapılan güzel bir kitap var. Adı 'Benimle Oynar mısın?'
Kitap, kaybolmaya yüz tutan sokak oyunlarını çok özenli fotoğraflarla belgeliyor.
Uzun ve özenli araştırmaların bir ürünü bu kitap. Bursa Kültür A.Ş'nin hazırlattığı kitabın proje koordinatörü Aziz Elbas ile Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı Genel Sekreteri Ahmet Erdönmez.
Editörlüğünü Prof.Dr.Necmi Gürsakal'ın yaptığı 'Benimle Oynar mısın?' kitabının önsözünde Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe 'Kültürel mirasımızın bir parçası olan sokak oyunlarımızı geleceğe taşımak adına hazırlanan bu çalışmada emeği geçenlere teşekkür ediyorum' diyor.
Tabii aynı teşekkürlerimiz bizden de.
Türkiye'de ilk kez böyle bir çalışmadan sonra ünlü televizyoncu ve fotoğraf sanatçısı Okan Büyülgen de kolları sıvamış.
O da bir dizi fotoğraf çekmiş bu konuda. Siyah beyaz çok çarpıcı fotoğraflarda sokak oyunlarımızdan görüntüler var.
Sergi ile ilgili olarak gönderilen basın bültenindeki detaylı bir açıklamaya da göz atalım isterseniz:
.......
"Eti Çekül Kültür Elçileri Projesi kapsamında, sokak oyunlarını yaşatmak için hazırlanan 'Okan Bayülgen'in Objektifinden Kaybolan Sokak Oyunları' adlı fotoğraf sergisi Kent Meydanı AVM'de sergilenmeye başladı. Okan Bayülgen'in objektifinden yansıyan birbirinden özel kareler 10 Şubat 2012 tarihine kadar sanatseverlerle buluşacak.
Proje kapsamında 'Sokak Oyunları'nı yeniden canlandırmayı amaçlayan Eti, bu kapsamda Bayülgen'le işbirliği yaptı. Projenin destekçisi Bayülgen, Kültür Elçileri'nin eğitim aldıkları kentleri ziyaret ederek birbirinden ilginç sokak oyunlarını, çektiği fotoğraf kareleri ile ölümsüzleştirdi ve Türkiye'nin farklı kentlerine has, farklı sokak oyunlarını hazırladığı sergiyle ortaya çıkardı."
.........
Evet, bu sergiyi gidip izlemenizi öneririm.
Ama Bursalı ünlülerin de kendi kaleminden bu oyunları anlatan yazı ve fotoğraflarını görmek gerekir.
Örneğin ünlü işadamı Erol Türkün'ün tel araba sevdalarını, Bursa eski milletvekillerimizden sanayici Memduh Gökçen'in bilye oyunlarını, Bursalı sinema sanatçısı Tarık Tarcan'ın kuka oyununu, Şinasi Çelikkol'un kapı çalıp saklanma oyunlarını ve daha nicelerini bu kitapta bulabilirsiniz.
Ülkemizde bu konuda ilk hazırlanan 'Benimli Oynar mısın?' kitabını Bursa Kültür A.Ş'den temin edebilirsiniz.
Kitaplığınızda bulunması gereken bu eser belki ilerki yıllarda teknoloji arttıkça tamamen unutulacak olan oyunlarımızı torunlarınıza da aktaracak.
Çünkü sokak oyunları hayat kavgasından çok uzakta, masumiyetin güvenli sınırları içindedir.
Amaç, kazanmaktan çok eğlenmektir bu oyunlarda.
Oyunlar, çocuğa işbirliğini, paylaşmayı, uyumu öğretir. Bir anlamda çocuk yaşama ilişkin ilk denemelerini, projelerini bu oyunlarda yapar.
Mutlu pazarlar efendim..



Pazar neşesi


KIVIRMA SANATI: Amerika'da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi satın almak istiyor.
Tezgahtar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Kavga çıkıyor. Tezgahtar koşa koşa müdüre çıkıyor:
'Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor' der demez şöyle bir arkasına dönünce ne görsün; müşteri de arkasından gelmiş, ensesinde duruyor...
Tezgahtar hemen müşteriyi işaret ediyor ve:
'Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim...' diyor
Müdür durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar.
Müdür bir saat sonra tezgahtarı çağırtıyor:
'Tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. Nerelisin sen?'
'Brezilyalıyım efendim...'
'Amerika'ya niye geldin?'
'Brezilya cazip bir yer değil efendim, orada çoğu kadın yarıçıplak çok seksi danslar yapıyor, erkeklerin de futboldan başka gözleri bir şey görmüyor...'
Müdür; 'Biliyor musun, benim eşim de Brezilyalı..'
'Yaaaaa öyle mi, yenge hangi takımda futbol oynuyor?..'
(Teşekkürler TOMRİS Ş.)

***
HAMBURGER VE TONTONLAR: Soğuk bir kış akşamı, McDonalds'ın kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmiş. Amca, kasaya gidip 1 hamburger, 1 büyük boy patates ve bir büyük kola almış. Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş, sonra bütün patatesleri tek tek sayarak onların da yarısını teyzeye vermiş, sonra kola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş. 
Herkes 'ne tatlılar, iki tonton gelmiş, bir kişilik yemeği ikisi yiyor' diye  onları izliyormuş. Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle, patatesler olduğu gibi duruyor ve kocasının afiyetle yiyişini seyrediyor, arada bir de koladan bir yudum içiyormuş. 
Sonunda garsonlardan biri dayanamayıp yanlarına gitmiş 'Affedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadım. Lütfen izin verin size bir mönü kendim ısmarlayayım.'  Yaşlı amca 'Teşekkür ederiz. Biz halimizden memnunuz. 60 yıldır evliyiz ve her şeyimizi işte böyle paylaşırız' demiş. 
Bunun üzerine genç adam tonton teyzeye dönmüş 'Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi, patateslerinizi yemiyorsunuz, neyi bekliyorsunuz?..' 
Yaşlı teyze yanıt vermiş; 'Diş protezlerimin yapılmasını evladım!.."    
(Teşekkürler Erdoğan SEYMEN)