Bursa Hakimiyet

Spor salonlarında şıngır mıngır sesler!

Okurlarımdan çok güzel yazılar alıyorum. Teşekkürler. Aşağıda bunun bir örneği var. 
Yazı bana ünlü yazar Salah Birsel’in geçmişte İş Bankası yayınları arasında çıkan ‘Boğaziçi Şıngır Mıngır’ isimli kitabını anımsattı. Birsel o kitapta Boğaziçi yalılarını, yaşamı ve güzelliklerini öyle güzel anlatır ki!..
Okurum Seren Muyan da hanımların spor salonlarında yananları anlatırken akıcı bir dil kullanıyor.
Buyrun şimdi spor salonuna. Teşekkürler Muyan:
*** 
“Oturduğumuz yerde elimiz ister istemez ‘fazlalık’ bulduğumuz ya da sarkmasından yakınıp sıkılaşmasını istediğimiz bir yere gider. 
Bu, tıpkı bizi rahatsız eden bir sivilce gibi. Belki küçük ama her aynaya bakışta burnumuzdan daha büyük olduğunu düşünürüz minik kızarık sivilcenin.
Fazlalık bellediğimiz yer göbeğimiz de olabilir, basenimiz de. Sarktığını düşündüğümüz yerimiz kolumuz da olabilir, bacağımız da. Öğle yemeği arasında birkaç metre yürümeyi spor belleriz. 
Ama ağaçtan ağaca atlayan, mağaralarda ateş yakıp getirdiği avı pişiren atalarımızın tembel torunları olarak ‘hareketsiz’ yaşam bizim doğamıza ve genetik yapımıza aykırıdır. 

İşte bu nedenle kapitalist dünyada zaten az olan tatillerde aksiyon dolu bir programı da tercih etmemenin verdiği vicdan azabıyla spor salonlarını doldururuz.
Yapay ortamda koşar, ağırlık kaldırır, esneriz. Bir de farklı derslere gireriz. Hele ki hamlaşmış vücutla o derslerin acı tadına doyum olmaz! Ders sonrası bacaklarımız öyle ağrır ki, ne merdiven inip çıkarız, ne de bir koltuğa yavaşça oturma tahammülümüz kalır. Ders başındaki derli toplu halimizin yerini, ders sonunda dağılmış saçlar, çıkarılmış spor ayakkabıları, terden sırılsıklam bir vücut ve yüz alır. 
İşte o anlarda ‘beyaz atlı prens’ bellediğiniz adam sizi beğenirse, gerçekten size aşıktır ve kaçırmayın onu derim!
Bir de spor salonu adabı denen bir şey var. Örneğin; bazı hatunlar saçlarını topuz yapar ve değme gelin başlarını kıskandırır. Onlar, kendilerini kokoş ve derli toplu buladursun aslında bu model bazı ‘sporseverler için kabustur. Örneğin cycling (bisiklet) dersinde böyle bir hatun önünüze oturursa, saçından antrenörünüzü göremezsiniz. Millet ayağa kalkar, siz komutu göremediğinizden oturur kalırsınız. Diyeceğim o ki, kimsenin özgürlüklerini ‘kokoş’ olacağım diye kısıtlamayın ve basit bir atkuyruğu modelle idare edip sporunuzu yapın.
Birkaç yıl önce spor salonuna giderken bol bir eşofman altı giyerdim ama artık neredeyse tayt giymeyeni salona almayacaklar. Ben de bu akıma kapıldım ve ‘taytsız çıkmam’ diyerek derslere katılıyorum. Fakat bir sorun da taytla beraber geliyor. Spor salonu dolaplarına takılan kilidiniz eğer şifreli değil de anahtarlıysa, o anahtarı ne yapacaksınız? Taytınızdan içeri mi atacaksınız, yoksa yaşlı teyzeler gibi koynunuzda bir yere mi koyacaksınız? Tabii ki hiçbiri. 
Pratik çözüm ister misiniz? Spor ayakkabınızın bağcığı en güzel yer. Sadece yedek anahtarlı olarak bağcığa koyduğunuzda, siz yürüdükçe gelen ‘şıngır şıngır’ sesler kendinizi koyun gibi hissetmenize ve çıkardığınız sinir bozucu seslerle dönen bakışlara zoraki gülümseyerek karşılık vermenize neden olur.
Bir de ilk kez girdiği bir derste, antrenör gelmeden önce çevresini inceleyen tipler vardır. Dersle ilgili bilgisiz görünmek istemedikleri için çevrelerindeki insanlar hangi aletleri aldıysa bilirmiş gibi alıp yanlarına koyarlar. Bu kişiler step dersine girerken, pilates topu alan birini gördü diye yanına pilates topu alma kapasitesine sahiptir. Arkasına dönüp baktığında tüm sınıfın sadece step için hazırlık yaptığını, tek koca topu kendinin aldığını gören kişi o topun üstüne mi otursun, topu kafasında mı taşısın bilemez. 
İşte buradan alacağı ders, ‘bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp’ ya da ‘tek bildiğim hiçbir şey bilmediğim’ gibi sözler olabilir. Spor salonunun bir de böyle felsefik bir yanı vardır.
Ve biz ağaçtan ağaca atlayan, hızlı koşan hayvanı yakalayıp ‘akşamın rızkı’ diyen atalarımızı spor salonunda iki eğilip bir bükülüp, arada bir de saçlarımızı topuz yaparak yad ederiz!”
Seren MUYAN

***

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR


POLİSİYE

Janet Evanovich imzalı polisiye serisi Stephanie Plun’ın ‘Beyaz Yakalı Serseriler’ kitabı Martı Yayınları’nın yeni çıkan kitaplar serisine eklendi. Kahramanın yeni maceraları oldukça ilginç.

‘AŞK-I FELEK

Amerikalı yazar Cassie Mae, ‘Aşk-ı Felek’ romanında işin ucunda aşk olunca plan yapmanın boş olduğunu anlatıyor. Aşkın en deli dolu zamanlarını yaşayan dört gencin birbirlerini elde etme ve duygularını itiraf etme çabaları müthiş eğlenceli, çok sevimli ve çok komik. Murat Demirci’nin dilimize çevirdiği roman Pena Yayınları’nca piyasada.

‘AKSİ GİBİ’

Başarılı yazar Pınar Öğünç’ün, ‘Aksi Gibi’ isimli kitabı İletişim Yayınları’nca okurlarla buluşuyor. Öğünç, yaşamın anlamsızlığı içine mutluluk sahneleri koyma çabasını, kötülükleri, iyilikleri, yalanların nedenlerini ve derinliklerini anlatıyor bu kitabında.